3 Aralık 2012 Pazartesi

ODTÜ'DE "TECAVÜZ VE ŞANTAJ" AFİŞİ - TECAVÜZ AFİŞİ BİR SKANDALI ORTAYA ÇIKARDI


ODTÜ  (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) kampüsüne asılan bir afiş, üniversitede şantaj ve tecavüz iddialarını gündeme getirdi. Afişte, okuldan yeni mezun olan Ş.K'nın, tecavüz ettiği kişileri kayda aldığı ve kendisiyle birlikte olmaları için şantaj yaptığı iddiası yazıldı. Ş.K, afişi hazırladığını iddia ettiği 3 üniversiteli öğrenci kadın hakkında suç duyurusunda bulunurken, afişi gören başka iki kadın ise Ş.K'nın, tıpkı afişte yazdığı gibi kendilerine tecavüz ettiği ve olayı videoya çekerek şantaj yaptığı iddiasıyla polise başvurdu. Savcılık, Ş.K'nın şikayetçi olduğu 3 kadın öğrenci hakkında "hakaret", Ş.K hakkında ise kendisinden şikayetçi olan iki öğrenciye "şantaj yapmak" suçundan dava açtı.

KAMPÜSE ASILAN AFİŞ
Üniversiteyi karıştıran olay, geçtiğimiz yıl Kasım ayında kampüse asılan bir afişle başladı. ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünden Haziran ayında mezun olan Ş.K'nın fotoğrafının olduğu afişte şunlar yazıldı:
"Meraha Ben Ş.K. Birlikte olduğum kadınları elimde videolar olduğunu ve benimle yatmaya devam etmezlerse kendilerini porno sitelerinde göreceklerini söyleyerek tehdit ediyorum. Kadınları telefonla taciz etmekten çekinmiyorum. Bütün bunları yaparken de mezun olmama rağmen elimi kolumu sallayarak ODTÜ'de dolaşıyorum. Kantinde yanınızda çay içiyorum ve ruhunuz bile duymuyor. Ben kendime yeni kurbanlar arıyorum ve yaptıklarımdan hiç utanmıyorum."

ŞİKAYETÇİ OLDU
Afişten haberdar olan Ş.K, 10 Nisan Polis Merkezi'ne giderek, "fotoğraflarının çoğu yere asıldığını ve altında kendisine hitaben hakaret dolu sözler olduğunu" söyledi. Ş.K, afişleri astığını öne sürdüğü 3 kız öğrenciden de şikayetçi oldu. Sözkonusu 3 kişinin afişleri astığını bir arkadaşının kendisine söylediğini belirtti. Ş.K poliste verdiği ifadesinde afişte yazılı olan iddiaları reddetti, "Kimseyle şantaj ve tehdit yoluyla ilişkiye girmedim. Bu şekilde afiş yaparak ve fotoğrafımı asarak beni niye karaladıklarını bilmiyorum. Bu iğrenç afişleri her yere astılar, bütün okula rezil olmamı sağladılar" dedi.

"ARKADAŞININ YIRTTIĞI AFİŞİ YAPIŞTIRMAK İSTEDİK"
Ş.K'nın ifadesi sonrasında şikayetçi olduğu 3 öğrenci polis merkezine çağırıldı. Afişleri astıkları Ş.K tarafından iddia edilen 3 kız öğrenciden C.Ö ifadesinde, "Ş.K'nın çıktığı kızları kandırarak şantaj yaptığını ve sürekli birlikte olduğunu kadın örgütlerinden öğrendim. O gün diğer iki arkadaşımla yurda bir arkadaşımızı almaya gittik. Orada beklerken Ş.K'nın afişlerini gördük. Daha sonra Ş.K'nın arkadaşı olduğunu öğrendiğimiz birinin de bu afişleri sökmeye çalıştığını gördük. Bunun üzerine 'Bu afişleri neden söküyorsun' dedim ve tartışmaya başladık.  Afişleri elinden alarak yapıştırmaya çalıştık. Yurt görevlileri geldi ve afişleri asamayacağımızı söyledi. Biz de ordan ayrıldık. Daha sonra hakkımızda şikayet olduğunu öğrendik ve ifade vermeye geldik" dedi. Diğer iki kız öğrenci de Ö.C ile aynı ifadeyi verdi.

İKİ KIZ ÖĞRENCİ ŞİKAYETÇİ OLDU
Olay bununla da kalmadı. Bir süre sonra da gelişmelerden haberdar olan B.G ve E.K isimli iki üniversite öğrencisi kız polise giderek, Ş.K'dan şikayetçi oldu. Öğrenciler, afişte yazılanları aynen yaşadıklarını söyledi. B.G ifadesinde, Ş.K'nın kendisine içki içirdiğini, sonra yurda götürdüğünü, uyandığında vücudunda morluklar olduğunu fark ettiğini anlattı. İfadesinde olaydan iki ay sonra Ş.K'nın kendisini arayarak görüşmek istediğini söyleyen B.G, bu isteğe karşılık vermeyince Ş.K'nın "elinde video olduğunu ve kendisini videoları yaymakla tehdit ettiğini" anlattı.
E.K da ifadesinde, Ş.K'nın kendisine içki içirdiğini ve tecavüz ettiğini, alkolün etkisiyle Ş.K'ya karşı koyamadığını, kendine geldiğinde yurttaki odasında olduğunu anlattı. Ş.K'nın elinde videolar olduğunu söyleyerek, "Seni her çağırdığımda yanıma gel. Yoksa bu görüntüleri yayınlarım. Seni ağlatırım, mahvederim" dediğini anlatan E.K, bu nedenle Ş.K ile bir kaç kez ilişkiye girmek zordunda kaldığını söyledi.

CEP TELEFONU İNCELENDİ
Korktukları için daha önce şikayetçi olmadıklarını da söyleyen B.G ve E.K, afiş nedeniyle olayın biraz da olsa ortaya çıktığını gördükleri için ifade vermeye karar verdiklerini belirtti.  Bu şikayet üzerine savcılık, Ş.K'nın cep telefonunun alınarak "pornografik video görüntüleri ile tehdit ve şantaj masajları" olup olmadığının incelenmesini istedi. Kriminal Şube Müdürlüğü'nün raporunda ise böyle bir kayda rastlanmadığı belirtildi.

HEM SÜPHELİ HEM ŞİKAYETÇİ
Ankara Cumhuriyet Savcısı Ali İhsan Ersüremli 3 ay içinde hazırladığı iddianamede Ş.K hakkında, "B.G ve E.K ile cinsel ilişkiye girdiği ve daha sonra elinde çıplak görüntülerin olduğunu yeniden ilişkiye girmezlerse görüntüleri yayacağını söyleyerek şantaj yaptığı" iddiasıyla 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası istedi. Savcı Ş.K hakkında "tecavüz" suçundan ise ceza talep etmedi. Savcı, kampüse asılan afiş nedeniyle şikayetçi olduğu için aynı zamanda müşteki saydığı Ş.K'nın şikayetçi olduğu 3 kadın için ise 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istedi. Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi de iddianameyi kabul etti.
Davada tanık olarak dinlenen B.G ve E.K'nın yurt arkadaşları da, Ş.K'nın gönderdiği mesajlara tanık olduklarını söylediler. Mahkeme, taraf avukatların "tanıkların ifadeleri ve araştırılması gereken hususların olup olmadığını" incelemeleri için  gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verdi ve davayı Şubat ayına erteledi.  
(Çınar ÖZER)

27 Kasım 2012 Salı

BİRİ MERDİVEN ALTINDA YATTI BİRİ SİYASİ MAHKUMLARLA KONUŞTURULMADI - REDHACK DAVASINDA TUTUKLU YARGILANANLAR KONUŞTU



RedHack üyesi oldukları iddiasıyla 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan ve ilk duruşmada tahliye edilen Duygu Kerimoğlu ve Uğur Cihan Oktulmuş yaşadıklarını anlattı. Kerimoğlu, "Bu soruşturmanın amacı insanları internetten soğutmak, korkutmaktı. 'RedHack çökertti, biz de bunları yakaladık' demek için yaptılar. Biz onları takip eden sadece 10 kişiyiz. Binlerce insan var. Kaç kişiyi alabilecekler?" derken, Oktulmuş, "Hakkımızda delil bulamadılar ama bizi suçlamak zorundaydılar. Çünkü dosyanın altından kalkmaları gerekiyordu" dedi.
RedHack üyesi oldukları iddiayla 10 kişi, "Silahlı terör örgütüne üye olmak, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek, kişisel verileri, hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, bilişim sisteminin işleyişini engellemek veya bozmak, bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek ve orada kalmakla" suçundan 24 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor. Mersin Üniversitesi’nde uzaktan eğitimle iki yıllık Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümü okuyan Duygu Kerimoğlu için delil, internetteki profil sayfasında RedHack'in eylemlerini övmesi ile Deniz Gezmiş ve Yılmaz Güney fotoğrafları olmuştu. Tarsus'da Lise son sınıf öğrencisi Uğur Cihan Oktulmuş da RedHack grubunun lideri olduğu iddia edilen "Manyak" rumuzlu kişiden talimat alarak, Youtube'ye video yüklemek ve  Ankara Emniyeti'nin sitesine girmekle suçlanmıştı. Bu nedenlerle 9 ay boyunca Sincan Cezaevi'nde tutuklu kalan Kerimoğlu ve Oktulmuş yaşadıkları gözaltı süreci ve cezaevi günlerini anlattı.

"MERDİVENALTINDA YATTIM"
Duygu Kerimoğlu: Sabah saat 5-6 gibi yaklaşık 70 polis evime geldi. Sanki seri katil alacaklarmış gibiydi. İlk defa yaşadım böyle bir şeyi. Sokakları kapattılar. Panzerlerle gelmişlerdi. Neden gözaltına alındığımı, ne olduğunu Ankara'da iki gün sonra öğrendim. 5 gün gözaltına kaldım. 5 gün boyunca uyutmadılar. Zaten uyuyacak yer de yoktu. Geceleri amirlerle görüşmeye götürülüyorlardı. Ben avukatsız ifade vermeyeceğimi söylediğimde geri götürüyorlardı... Beni çıplak aradılar. Önce görüş odasında, sonra koridorda aradılar. Tokama kadar her şeyimi aldılar. Her şeyi "sen suçlusun" mantığıyla yaptılar. Aslında kolluk kuvveti bizi korumak için vardır ama öyle olmadı bu sefer.
Savcılıktan sonra sevk edildiğim mahkemede tutuklanarak, Sincan Cezaevi'ne götürüldüm. İki gece tek başıma yattım. Sonra beni adli koğuşa soktular. Bana "Seni burada barındırmayız" diyorlardı. Çünkü biz bir yandan da "siyasi" olarak gösteriliyorduk. Bu duruma itiraz ettik, beni siyasi koğuşa geçirdiler. Bu sürede 8 koğuş gezdim. Bazı koğuşlar iki katlı. Koğuşlarda yer olmadığı için merdiven altında yatmak zorunda kaldım. Oraya yatak attılar... Cezaevinde kaldığım süre boyunca bana bilgisayar sağlamadıklar için derslerime giremedim. Bilgisayara oturduğum zaman yanımda iki görevli oluyordu ve nasıl terörize ettilerse, her tıkladığım şeyin hesabını veriyordum...
1 Mayıs Marşı, Grup Yorum şarkılarının neden bilgisayarımda olduğunu sordular. Babamla bilgisayar üzerinden yaptığım konuşmalarımı bile sordular. Bunları da dosyaya koymuşlar. Bu soruşturmanın amacı, insanları internetten soğutmak, korkutmaktı. 'RedHack çökertti biz de bunları yakaladık' demek için yaptılar. Biz onları takip eden sadece 10 kişiyiz. Binlerce insan var. Kaç kişiyi alabilecekler? Cezaevi benim için garip bir tecrübe oldu."

"CEZA ALACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM"
Uğur Cihan Oktulmuş: Sabah saatlerinde, 8-9 gibi, polis evimize geldi. Ne olduğunu söylemediler. Bilgisayarıma, hard disklerime el koydular. Aralarında internetle ilgili bir durum varmış gibi konuşuyorlardı. Ankara'ya getirildiğimde öğrendim. Emniyet'te 4 gün kaldım. Daha sonra Sincan Cezaevi'ne gönderildik. Önce bizi adli koğuşa koydular. Ama "örgüt" olduğumuzu söyledikleri için ayrı ayrı koğuşlarda tutulduk. Daha sonra F tipine koydular. Siyasi tutuklularla spora çıkmamız, konuşmamız yasaklandı. Yani neredeyse 8 ay boyunca tecrit tutulduk. Yanımda sadece Alaittin Karagenç vardı. Onunla konuşuyorduk.
Hakkımızda delil bulamadılar ama bizi suçlamak zorundaydılar. Çünkü dosyanın altından kalkmaları gerekiyordu. Bir yerden sokmak istediler bizi. O yüzden 'terörden' aldılar... Dava şimdilik iyi gidiyor ama ceza alacağımızı düşünüyorum. Çünkü delil yokken bile beraat vermediler."

TUTUKLU KALMADI
İddianamede adı geçen fakat tebligatlar kendisine ulaşmadığı için ifade vermeye gelemeyen ve bu nedenle hakkında tutuklama kararı çıkarılan Reşit Pınaroğlu da dün yapılan ek duruşmada serbest bırakıldı. Geçen hafta gözaltına alınan ve İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanan Pınaroğlu, duruşmanın olduğu gün, duruşma başladıktan bir saat sonra İstanbul'dan yola çıkarılmıştı. Duruşmaya yetişemediği için savunmasını veremeyen Pınaroğlu, bu nedenle geceyi Sincan Cezaevi'ne geçirdi. Dün Ankara 13. Bölge Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin karşısına çıkartılan Pınaroğlu savunmasında, "Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sitesine hiç girmedim. Müzik arşivciliği yapıyorum. Bilgisayarımda da bu verilerin haricinde herhangi bir suç unsuru yoktur. Tahliyemi istiyorum"  dedi. Mahkeme heyeti de Pınaroğlu'nun tahliyesine karar verdi.
(Çınar ÖZER)







26 Kasım 2012 Pazartesi

REDHACK DAVASI - DURUŞMAYA GETİRİLEMEDİ, SAVUNMASI ALINAMADI, TUTUKLU KALDI


RedHack davasının ilk duruşmasında tutuklu yargılanan 3 sanığın tahliyesine karar verildi. Kendisine ulaşılamadığı ve ifade vermediği için kaçak sayılan Reşit Pınaroğlu ise geçen hafta İstanbul'da tutuklanmasına rağmen duruşmadan bir saat önce yola çıkartıldığı için duruşmaya yetişemedi. Pınaroğlu, bu yüzden RedHack davasının tek tutuklu sanığı olarak kaldı.

RedHack isimli hacker grubunun üyesi oldukları iddia edilen  ve aralarında üniversite öğrencilerinin de bulunduğu 3'ü tutuklu 10 kişi hakkında açılan dava dün Ankara 13. Bölge Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

CHP'LİLER DURUŞMADA
Duruşmaya "Silahlı terör örgütüne üye olmak, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek, kişisel verileri, hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, bilişim sisteminin işleyişini engellemek veya bozmak, bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek ve orada kalmakla"  suçlamasıyla 24 yıla kadar hapis cezası istenilen sanıklar ile avukatları katıldı.  Sanıkların yakınları ve CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Manisa Milletvekili Özgür Özel, İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ile CHP Gençlik Kolları Başkanı Emre Doğan da duruşmayı takip etti.  İddianamede müşteki olarak gösterilen Denizli Vergi Daire Başkanlığı'ndan avukat Asuman Erduman da duruşmaya katıldı. Erduman, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları adına da davaya katılmayı talep etti.

AH BU RİNG ARAÇLARI!
Duruşma, tutuklu sanıkları Sincan Cezaevi'nden getiren ring aracının yolda arıza yapması nedeniyle bir saat geç başladı. Ayrıca dosyada adı geçen ancak kendisine ulaşılamadığı ve ifadesi alınamadığı için kaçak sayılan Reşit Pınaroğlu da geçen hafta İstanbul'da tutuklanmasına rağmen duruşma saatinden sadece bir saat önce ring aracıyla yola çıkartıldığı için duruşmaya yetişemedi. Mahkemenin Pınaroğlu'nun tutuklandığından ve getirildiğinden haberinin olmaması da dikkat çekti.

MERAK ETTİM O KADAR
Tutuklu sanık Alaittin Karagenç savunmasında, bilirkişi raporunda suçlamaları kanıtlayacak bir delil bulunamadığını söyledi. RedHack'i merak ettiği için takip ettiğini söyleyen Karagenç, "Merak en temel insan özelliğidir. Küçücük çocuklar meraktan ellerini ateşe sokar. Bizler bugün bilişim çağında yaşıyoruz. İnternette her türlü bilgiye ulaşabiliyoruz. Günde yüzlerce siteye giriyorum. RedHack ile Manyak'la da bu şekilde tanıştım. RedHdack’i internetten, merakımdan tanıdım. Yalnız bunlarla ilgili hiçbir talimat ve emir almadım. Bu soruşturma ihbar üzerine başlıyor. İhbarcının güvenirliği nedir? Benim için Maraşlı Alaattin diyor. Çok asılsız ihbar yapılmıştır. Delillerden değil, ihbarlardan biz tutuklandık. İhbarlar üzerine bizdeki bilgiler toplanmıştır. Emniyet çağırsaydı, gider bilgi verirdim" dedi.

HACKLEME BİLGİM YOK
Tutuklu sanıklardan lise son sınıf öğrencisi Uğur Cihan Oktulmuş savunmasında bilgisayar bilgisinin herhangi bir siteyi çökertecek kadar olmadığını bilgisayarında da bu tür işlerde kullanılan programların olmadığını söyledi. "Kızıl Can Yıldız" kullandığı iddia edilen Oktulmuş, "Bu rumuzu ben kullanmıyorum. Bu ismi kullanan kişi aynı zamanda Manyak ismini kullanan şahıstır. Ankara Emniyeti’nin sitesine girildiğini ben Facebook’tan öğrendim. Ankara Emniyeti’nin sitesine girildikten sonra internetteki bir sohbet sitesinde Manyak isimli kişi ile konuştum. Bu konuşmam, emniyetin sitesinin çökertilmesinden sonra oldu. Aramızdaki konuşma NTV’nin yaptığı bir haber videosunun Youtube’ye yüklenmesiyle ilgilidir" dedi.

İMAJ BÖYLE DÜZELTİLMEZ
Oktulmuş'un avukatı Murat Yılmaz, soruşturmada yapılması gerekenin "bu çocuklar siteye girdi mi, girmedi mi?" sorusuna yanıt verilmesi olduğunu belirterek, " Bu yapılsaydı bu dava açılmazdı. Manyak rumuzlu kişi her şeyi tek başına yaptığını söylüyor zaten. Emniyete girildiğini müvekkilim bu kişiden öğreniyor. Ankara Emniyeti bu şahsa ulaşamadığı için, bununla görüşen herkesi buraya getirip prestij kurtarmaya çalışıyor. Ama bu böyle olmaz. Bir güvenlik açığı varsa bu böyle kapatılmaz" dedi.

"HACKLEMEYİ BİLSEM 5 YILDIR OKUMAM"
Mersin Üniversitesi’nde uzaktan eğitimle iki yıllık Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümü okuyan Duygu Kerimoğlu ise hack yapmanın üst düzey bilgisayar bilgisine sahip  olmak gerektiğini belirterek, "Bu düzeyde bilgisayar bilgim olsa iki yıllık okulun, beşinci yılında olmazdım "dedi. Tek yaptığının bu konular hakkında haberleri okumak olduğunu belirten Kerimoğlu, hakkında delil olarak sunulan Yılmaz Güney ve Deniz Gezmiş'inde terör örgütü üyesi olmadıklarını söyledi. Vatan ve Radikal gazetelerindeki haberleri paylaşmanın da suç olmadığını belirtti.

"PSİKOLOJİM BOZULDU" DEDİ, AĞLADI
Devlet memuru olan fakat soruşturma aşamasında 5 ay tutuklu kaldığı için işinden olan Taşkın Yasak ise savunma yaparken gözyaşlarını tutamadı. Yasak, örgüt davasında yargılandığının kendisini çok etkilediğini belirterek, "İş dışında bilgisayara dokunamıyorum. Bu dava nedeniyle psikolojim bozuldu "dedi. Tutuksuz sanıklardan Devrim Ali Avcu'da, suçlamalarını  evinde bilgisayar ve internet olmadığını söyledi.

DAVADA BİR TUTUKLU KALDI
Duruşma Savcısı Kemal Çetin, sanıkların suçla bağlantılarının kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti için bilirkişi raporu aldırılmasını, tutuklu sanıkların tahliyesini ve Pınaroğlu’nun tutukluluğunun, savunmasının alınmasından sonra değerlendirilmesini talep etti. Mahkeme heyeti de, tutuklu sanıkların tahliyesine, tutuksuz sanıklar hakkındaki adli kontrol uygulamasının kaldırılmasına ve Pınaroğlu’nun yakalama emrinin yerine getirilmesi ve tahliyesini savunmasının alınmasından sonra değerlendirilmesine karar verdi.

MALİYE DEĞİL İÇİŞLERİ MÜDAHİL OLDU
Mahkeme Maliye Bakanlığı’nın davaya katılma talebi ise suçtan zarar görme ihtimali bulunmadığı gerekçesiyle reddederken, İçişleri Bakanlığı’nınki ise suçtan zarar görme olasılığı gerekçe gösterilerek, kabul etti. Duruşma, dava dosyası üzerinde, iddialarla ilgili bilirkişi incelemesi yaptırılmasına da karar vererek, duruşmayı erteledi.

REDHACK DURUŞMAYI PROTESTO ETTİ
Yargılanan kişilerin kendileriyle ilgisi olmadığını belirten RedHack grubu, davayı protesto etmek için duruşmanın başlamadan önce Twitter hesaplarından Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesini yeniden çökerttiğini duyurdu.

"DAVA SÜRERKEN HACKLEME DEVAM ETTİ"
Cihaner, davanın, Türkiye’deki birçok davaya benzediğini öne sürerek, ”terör örgütü” kavramının, davada geniş şekilde yorumlandığını savundu. Sanıkların, milyonlarca insanın yaptığı eylemleri yaptığını ve hacker olduklarının ispatlanamadığını iddia eden Cihaner, ”Bu gençler, ibreti alem için tutuklanmış gençlerdir. Bu şüpheliler ring aracındayken, Anayasa Mahkemesi’nin sayfası yeniden hack’lenmiştir. Bu da bu çocukların şantaj amacıyla tutulduklarını göstermiştir” dedi. Manisa Milletvekili Özel de ”Her ülkenin baharı sosyal medya üzerinden geldi. Bu dava, bunu önlemek için açılmıştır” iddiasında bulundu.
(Çınar ÖZER)

25 Kasım 2012 Pazar

BY CHAOS'UN (BAY KAOS) KEHANETİ


RedHack üyesi oldukları iddia edilen 10 kişi hakkında, gözaltılar başlamadan 13 gün önce "By Chaous" rumuzuyla Emniyet'e gönderilen mailde ilginç bir 'kehanette' bulunulduğu ortaya çıktı. "Kimse kimseyi tanımaz olayı yalan" denilen ihbar mailinden sonra gözaltına alınan bütün zanlıların ifadelerinde "birbirlerini tanımadıklarını" söylemeleri dikkat çekti.


Son olarak Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesini hackleyen, birçok devlet kurumunun sitesini hacklemeleriyle tanınan RedHack isimli hacker grubuyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında üniversite öğrencilerinin de bulunduğu 3'ü tutuklu 10 kişi hakkında "Silahlı terör örgütüne üye olmak, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek, kişisel verileri, hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, bilişim sisteminin işleyişini engellemek veya bozmak, bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek ve orada kalmakla"  suçlamasıyla 24 yıla kadar hapis cezası istenilen dava bugün Ankara 13. Bölge Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek.

DENİZ GEZMİŞ RESMİ
Dava dosyasında delil olarak, sanıkların bilgisayarlarında Emniyetin internet sitesinden herkesin indirebileceği ihbar mailleri örnekleri, RedHack ile ilgili haberler, sosyal paylaşım sitelerinde takip ettikleri kişilerin listeleri, bilgisayarlarında bulunan ve "soruşturma konusuyla ilgisi olduğu değerlendirilen" Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya, Mahir Çayan gibi isimlerin resimleri ve msn konuşmaları yer aldı.

13 GÜN ÖNCEDEN BİLMİŞ!
Dosyada dikkat çeken bir diğer belge ise "By Chaos" (Bay Kaos) adli bir kişiden hacker grubuna üye oldukları iddiasıyla yargılanan kişiler hakkında 7 Mart 2012 tarihinde Emniyete gönderilen mail oldu. Gözaltı işlemleri başlamadan 13 gün önce atılan bu mailde"Kimse kimseyi tanımaz olayı yalan" denilirken, 13 gün sonra gözaltına alınan tüm zanlıların "birbirlerini tanımadıklarını" söylemeleri dikkat çekti.

EMNİYETİN DURUMU VAHİM
Bazı kişilerin isimleri ve mail adreslerinin yazıldığı "Chaos'tan bir kaç tavsiye" başlığıyla atılan mail şöyle: "Gazete ve internet sitelerinde emniyet sitesinin RadHack grubunca hacklendiğini okuyorum. Sitenizdeki birçok mesajı yayınlamışlar. Geçmiş olsun. Bu da sizin beceriksizliğinizin ürünü. Ben bir süre bu grupta yöneticilik yaptım. Öyle dedikleri gibi kimse kimseyi tanımaz olayı yalan. Bal gibi birbirimizi tanırız. Sonuçta hepimiz aynı yoldayız. Benim söyleyeceklerim bitmiş durumda olan bir grubun sanki faal gibi gösterilmesi. Size bazı bilgiler vermek istiyorum."
Grubun yapısından ve üyesi olduğu iddia edilen kişilerden bahsedilen mailin sonu ise şöyle: "Web sunucunuz tanrıya emanet. Mail sunucunuzu hiç sormayın apaçi ve gmail kullanıyorsunuz ama güvenlik güncellemelerini ihmal ediyorsunuz. Bunu bir tek RedHack değil herkes biliyor. Ama RedHack korkmadı ve içeri girdi. Suç sizde şifrelerinizi 123456 yapmayın. Bu arada biraz çalışırsanız RedHack timin seviyesine ulaşabilirsiniz. Hadi size kolay gelsin"

DESTEK MESAJI TUTUKLATTI
10 kişi hakkında hazırlanan iddianamede RedHack'in sosyal medyada paylaştıkları belge ve bilgileri kendi profillerinde paylaşmaları, grubun sitesine girmeleri şüpheliler hakkında toplanan deliller arasında yer aldı. Şüphelilerden Erbay Değer'in sosyal paylaşım sitelerindeki kendi profil sayfasında, RedHack'i takip etmesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün internet sitesinden alınan belgeleri paylaşması, devletin güvenlik güçleri hakkındaki yorumları "aşağılamaya yönelik" olarak değerlendirildi ve delil olarak sayıldı. Tutuklu üniversite öğrencisi Duygu Kerimoğlu'nun ise, profil sayfasında RedHack'in eylemlerini övmesi ve "Üstlendiğiniz görev mükemmel yerine getiriyorsunuz, bizler sizleri seviyoruz" ifadesini kullanmasına ilişkin olarak "şahısları tanıdığı ve RedHack'in kendi internet sitesinde yayınladıkları tüzüklerinde belirtilen görevler çerçevesinde çalıştığı anlaşılmıştır" denildi.  Şüpheli Özgür Matin Aktaş'in sosyal paylaşım sitelerindeki profili ve mail adresinde sadece arama yapıldığı belirtildi. Aramaların sonucunda "delil" niteliğinde herhangi birşey yazılmadı.
(Çınar ÖZER)




24 Kasım 2012 Cumartesi

TACİZ DAVASINDA VAHİM "ÇIĞLIK TESPİTİ"



Gittiği dersanenin müdürü, aynı zamanda da matematik öğretmeni olan kişinin tacizine uğradığını söyleyen 17 yaşındaki kızın iddiası üzerine açılan davada mahkeme heyeti vahim bir "keşif" yaptı. Taciz mağduru kızı da yanlarına alarak dersaneye giden heyet, mübaşiri olayın olduğu odaya koyarak bağırmasını istedi ve dışarıya sesin gelip gelmediğini kontrol etti. Mahkeme heyetinin, "mağdur kızın olay anında bağırması halinde veya iddia ettiği gibi sanığın kızın arkadan bağırması halinde bu sesin duyulması gerektiği" yönündeki tutanağı da dava dosyasına konuldu.

"BİZ BİRBİRİMİZE BENZİYORUZ"
17 yaşındaki H.A, Mart ayında, üniversite sınavına hazırlık amacıyla annesiyle birlikte kayıt yaptırmak için G. dersanesine gitti. Dersanenin sahibi, aynı zamanda matematik öğretmeni olan M.H.G ile görüştükten sonra H.A'nın kaydı yapıldı. Ardından da genç kız dersaneye gitmeye başladı. Yaklaşık bir ay sonra, H.A'nın arkadaşının mahkemedeki ifadesine göre, sanık M.H.G, bir Cumartesi günü ders bitiminde yanına gelerek, "H.A'nın sormak istediği birşey varsa, yarın yanıma gelebilir" dediğini, bunun üzerine H.A'ya mesaj atarak durumu bildirdiğini söyledi.
H.A savcılığa verdiği ifadesinde, ertesi gün M.H.G'nin odasına gittiğini, müdürün, kendisine üniversitede okumak istediği bölüme ilişkin sorular sorduğunu anlattı. Odanın kapısının açık olduğunu, ancak bir süre sonra M.H.G'nin, temizlik görevlisine kapıyı kapattırdığını anlatan H.A, "Odasında bulunduğumuz süre boyunca kendisine 'hocam' diye hitap etmememi istedi. Bir ara, 'Seni benden iyi kimse anlayamaz. Beni eşim de anlamaz, seni ailen anlamaz' dedi. Bizim birbirimize çok benzediğimizi söyledi" dedi.

"BENİ SATMA"
H.A yaşadığı taciz olayını ise şöyle anlattı:
"Konuşma sırasında bir ara yanıma geldi. 'Dersler önemli değil. Sen Pazar günleri gel. Ailen bizi ders çalışıyor olarak bilsin. Sohbet ederiz' dedi. 33 yıllık psikolog olduğunu söyledi. Elimden tuttu. Sonra kendisine sıkıca sarılmamı istedi ve yanağımdan bir kere öptü. Konuşmalar sırasında, 'seninle sırlarımı paylaşabilir miyim? Şu anda sana tokat atsam bunu gidip annene söyler misin, beni satar mısın? Şu an uç noktadayız. Benimle ilgili yapmak istediğin bir şey var mı? Bana sarılmak, öpmek, tokat atmak gibi' dedi. Ben de böyle şeyler yapmak istemediğimi söyledim. Son olarak 'Şu an uç noktadayız' diye yanıma gelerek iki eliyle kafamdan sıkıca tuttu, kaldırdı. Yanağımdan öper gibi yaparak iki kez dudağımdan öptü. Ben çantamı alıp kapıya yöneldim. Bana 'Gidersen intihar ederim' dedi. Ben de 'Engel olursanız intihar ederim' dedim. Hızla odadan çıktım. Arkamdan gelerek 'Beni satma' diye seslendi."
Dersaneden eve dönen ve olayı ailesine anlatan H.A, karakola giderek suç duyurusunda bulundu. Kollukta verdiği ifadesinde olayı anlatan H.A bağırması üzerine, M.H.G'nin kapıdan çekildiğini söyledi. H.A'nın ifadesi sonrasında M.H.G aynı günün akşamı polisler tarafından gözaltına alındı.

62 YILA KADAR HAPİS İSTENDİ
M.H.G savcılık ifadesinde, "H.A'nın üniversitede okumak istediği bölüm hakkında konuştuklarını, kapının açık olduğunu ve bir taciz olayının olmadığını" iddia etti. Dersanedeki diğer öğretmenler de savcılık ifadelerinde, herhangi bir şey görmediklerini ve bağırma duymadıklarını söylediler. Savcılık ifadesinden sonra M.H.G serbest bırakıldı.
Soruştuma sonunda M.H.G hakkında "çocuğun cinsel istismarı" suçundan 15 yıldan 20 yıla, "cinsel istismar amaçlı olarak çocuğu alıkoyma" suçundan da 12 yıldan 42 yıla kadar olmak üzere toplam 27 yıldan 62 yıla kadar hapis cezası istemiyle Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı.

İLK CELSEDE ÇIĞLIK KEŞFİ
"H.A'nın duygu durumunda dalgalanmalar yaşandığı, psikolojik olarak olaydan olumsuz etkisinin devam ettiği, verdiği ifadenin güvenilir olduğu, verdiği ifade doğrultusunda da ruh sağlığının olumsuz olarak etkilenmiş olabileceği" doktor raporuyla kaydedildi. Ancak mahkeme heyeti davanın ilk duruşmasında çarpıcı bir karar aldı. Tanıkların "dersanede herhangi bir ses duymadıklarını" söylemesi ve H.A'nın kollukta verdiği ifadesinde, "bağırdığını" söylemesi, mahkemede ise "bağırıp bağırmadığını hatırlamadığını" belirtmesi üzerine, mahkeme "çığlık keşfi" yapılmasına karar verdi.

MÜBAŞİRE "BAĞIR" DEDİLER
Bu karar doğrultusunda, mahkeme heyeti geçtiğimiz Salı günü dersaneye keşfe gitti. Keşifte H.A, sanık M.H.G, taraf avukatları ile tanıklar da hazır bulundu. Olayın yaşandığı odaya giren mübaşirden bağırılması istendi. Mübaşir, odanın içinden "Sesim geliyor mu?" diye bağırdı. Bu şekilde yapılan keşif tutanaklara şöyle geçti:
"Herhangi bir bağırma anında dersanenin, dersliklerin açık ve kapalı olmaması halinde duyulması ya da duyulmaması konusunda mübaşir A.D. sanığın ve mağdurenin bulunduğu odaya konuldu. Odanın kapısı açık ama sekreteryanın kapısı kapalı olduğu halde bağırması istendi.

DUYULABİLİRMİŞ
Bu bağırma sesinin sekretaryanın dış kapısı önünde duyulduğu, ama koridorun orta kısmında duyulmadığı görüldü. Mağdurenin merdivenlerden inerken sanığın arkasından 'beni satma' şeklinde bağırdığı iddia edildiği ve böyle bir bağırmanın duyulup duyulmayacağı konusunda sanığın aynı şekilde bağırması istendi. Mahkeme üyelerinin her biri bir deslikte, bilirkişi de bir başka derslikte olduğu halde beyanlarında koridorda böyle seslerin olması halinde duyulabileceğini beyan ettiler."
(Çınar ÖZER)

22 Kasım 2012 Perşembe

12 EYLÜL DAVASI 3. GÜN - MAHKEME SORUŞTURMAYI GENİŞLETTİ




12 Eylül davasında mahkeme, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu'ndan bilgi ve belge talebinde bulunurken, sanık Kenan Evren'in Haydar Saltık tarafından hazırlandığını iddia ettiği Bayrak Harekat Planı'na ilişkin raporların da Genelkurmay'dan istenmesine karar verdi. MİT ve Emniyet'ten de eski MHP'li Bakan Gün Sazak’ın darbeden 5 ay önce öldürülmesine ilişkin bilgi talep eden mahkeme, MİT'ten 1 Mayıs 1977 öncesinde Intercontinental Oteli’ne yerleştikleri iddia edilen yabancı ajanlar ile ilgili belgeleri de istedi. Duruşmada, idam edilen Erdoğan Yazgan'ın kız kardeşi, Evren'e, "Bizim canlarımızı idam ederken, 'Asmayalım da besleyelim mi?' demiştiniz. Biz 32 yıldır vergilerimizle sizi besliyoruz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" diye sordu.

EVREN'İN "SUSMA HAKKI" DİRENİŞİ
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki darbe davasının bu hafta yapılan 3. duruşmasında, duruşmaya Ankara GATA'daki odasından video konferans yoluyla katılan sanık Kenan Evren'e sorular yöneltildi. Savunmasında mahkemenin kendilerini yargılama yetkisi olmadığını belirterek sorulara yanıt vermeyeceğini söyleyen Evren, önceki gün olduğu gibi dün de sorulara yanıt vermedi. Evren, müdahil avukatların kendisini konuşturmak için zaman zaman espri yapmalarına, ısrarla durup yanıt beklemelerine, hiç değilse bazı sorulara yanıt vermesinin bir zararı olmayacağı gibi çeşitli taktiklerine de direndi ve konuşmadı.

MİMİKLERLE KONUŞTU
Avukatların soruları sırasında sık sık pet şişeden su içen Evren'in, kimi sorulara gülümsediği, kimilerinde hatırlamadığını ima ederek dudağını büktüğü, bazı sorularda ise hayır anlamında kafa salladığı görüldü.

"MÜVEKKİLİN İRADESİNE SALDIRI"

Avukat Bülent Acar, müdahil avukatı Hasan Ürel'in, "Siz komutansınız, strateji ve taktik bilirsiniz. Bu sorulara cevap verebilirsiniz. Bazı sorulara cevap vermeniz neyi değiştirir?" sözleri üzerine ısrarla soru yöneltilmesini eleştirdi ve "Bu müvekkilin iradesine saldırıdır" dedi. Mahkeme Başkanı Süleyman İnce ise "Bu sizin görüşünüz, biz soruların yöneltilmesine karar vermiştik" dedi.

ERDAL EREN'İ TANIMADI
Avukat Mehmet Horuş, yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren'in fotoğrafını Evren'e göstererek, "Bu çocuğu tanıyor musununuz?" diye sordu. Cevap vermeyen Evren başını "hayır" anlamında sallamakla yetindi. Horuş, "Erdal Eren asmayalım da besleyelim mi dediğiniz devrimcilerden birisidir. Öldürerek, asarak başaramadınız. Bu ülkede hala devrimciler var" dedi.

"32 YILDIR BESLİYORUZ"
İdam edilen Erdoğan Yazgan'ın kız kardeşi Sabire Yazgan Serin de Evren'e sorular yöneltti. Serin, "Abimin katili olarak kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Babam bir sabah eve gelen askerlerin 'oğlunuzu idam ettik" demesiyle bu durumu öğrendi. Sizin de kızlarınız var. Böyle bir ölüm haberi almak ister misiniz? Abim üzerinde sadece donu varken cevezaevinin battaniyesine sarılarak gömüldü. Mezarlıktan ailesi zorla çıkartıldı. Bunda sizi suçlu bulmam doğru değil mi? Anneler sizlere uzun ömür için dua ediyor. Sizce neden, günahsız olduğunuz için mi? Yüreksiz olduğunuz için mi cevap veremiyorsunuz? Bizim canlarımızı idam ederken, 'Asmayalım da besleyelim mi?' demiştiniz. Biz 32 yıldır vergilerimizle sizi besliyoruz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" diye sordu.

GENELKURMAY'DAN TOPLANTI TUTANAKLARI İSTENDİ
Mahkeme, gün boyu sorulan soruların ardından önemli ara kararlar vererek duruşmayı erteledi. Mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı’na yeniden yazılacak müzekkere ile 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları arasında yapıldığı iddia edilen toplantılara ilişkin tutanakların, Bayrak Harekat Direktifi’nin ve 12 Eylül darbesinin yapıldığı gün ve sonrasıyla ilgili hazırlanan planların örneğinin istenmesini kararlaştırdı.
Haydar Saltık tarafından hazırlandığı ileri sürülen raporun suretini ve hangi ekipçe hazırlandığının tespitini isteyen mahkeme, belgelerin gönderilmemesi halinde, bulunamayış sebebi ile imha edilmişse imhaya ilişkin belgelerin gönderilmesini istedi.

YENİ MASAK RAPORU
MASAK'ın (Mali Suçları Araştırma Kurulu) TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun talebi üzerine Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya ve hayatta olmayan MGK üyeleri Nurettin Ersin, Nejat Tümer ve Sedat Celasun ile birinci derece yakınları, kardeşleri, torunları ve birinci derece kayın hısımlarının 1977-2012 arasındaki mal varlıklarındaki esaslı değişimlerle ilgili hazırladığı rapor mahkemeye ulaştı. Mahkeme bu raporun, dosyaya konulmamasına, sadece avukatlar tarafından 15 gün süreyle örnek almadan incelenebileceğine karar verdi.
Mahkeme ayrıca MHP’nin avukatı Yücel Bulut'un talebini kabul ederek, MİT ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan, 27 Mayıs 1980’de öldürülen Gün Sazak’a yönelik eyleme ilişkin herhangi bir bilgi bulunup bulunmadığının sorulmasına karar verdi.

MECLİS'E: "DEVLET SIRRI DA OLSA MAHKEMEYE GÖNDER"
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu'ndan "darbede yer alan kişilerin yaptıkları toplantı, aldıkları karar ve planlarla ilgili kurumlardan gelen belgelerin" istenmesine karar veren mahkeme, komisyonun raporunun 12 Eylül ile ilgili bölümünü de göndermesini istedi. Mahkeme, komisyona, ”devlet sırrı” niteliğinde bir belge gelmesi durumunda, CMK’nın 125. maddesi dikkate alınarak belgenin mahkemeye gönderilmesinin istenmesine karar verdi.
Mahkeme, MİT'ten 1 Mayıs 1977 öncesinde İstanbul Yeşilköy Havaalanı’na indikten sonra Intercontinental Oteli’ne yerleştikleri iddia edilen yabancı ajanlar ile ilgili belgeleri istedi.

AVUKATTAN DARBE KOMİSYONUNA TEPKİ
Sanıkların avukatı Bülent Acar ise TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun raporunun anayasanın 6. maddesine aykırılığı nedeniyle ”her türlü yasal hakları saklı tuttuklarını” söyledi. Acar, 27 Temmuz 2012 tarihli dilekçelerindeki taleplerin karara bağlanmasını, ”Gizli güçler, darbeyi yaptıran gizli, derin güçler gibi güçlerin kişi, yer, tarih, zaman dilimi taşıyacak biçimde, yani CMK’nın 170/3 (i) maddesine göre ve bu fiil ve olguları taşıyan delillerinin ne olduğunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca açıklanmasını istiyoruz” dedi.

CHP’DEN EVREN'E DARBE SORULARI
CHP’nin avukatı Şenal Sarıhan, Evren’e şu soruları yöneltti:
* Eylemlerinizde Atatürk’ün adını kullandınız. Atatürk’ün kurmuş olduğu CHP’yi neden kapattınız? Arşivini neden yok ettiniz? CHP’nin arşivi, sizin korumak ve kollamakla hareket ettiğiniz cumhuriyetin tarihiydi.
* Laik olduğunuzdan bahsettiniz. 12 Eylül’de özellikle Güneydoğu’da ayetli, hadisli bildiriler atıldı uçaklardan. Bu işler için dini neden kullandınız?
* Sizi önce emniyete ya da adı bilinmeyen bir yere alsalardı, ayaklarınızdan asıp, elektrik verselerdi, size bu darbenin hukuka aykırı olduğunu kabul ettirselerdi, böyle bir şeyi insanca bulur muydunuz?
* 12 Eylül’deki gibi avukatınızla görüşmeniz için 3 dakika süre verilseydi bunu adil bir yargılama olarak görür müydünüz?
* Siz cezaevine götürülseydiniz ve cezaevinin kapısında kıyasıya dövülseydiniz, bunu hukuka uygun bir eylem ve işlem olarak sayar mıydınız?

DARBE KARŞITI ASKER SORDU
Teğmen iken darbeciler tarafından ordudan atılan Rahmi Yıldırım ise Avukat Arif Ali Cangı aracılığıyla sanıklara, "Bir Kürt general sizden önce darbe yapsaydı. Türkçe'yi yasaklasaydı ne hissederdiniz? Ya Alevi bir general darbe yapsaydı ve Alevilik zorunlu ders olsaydı ne hissederdiniz? Sizin görevlendirdiğiniz bir bir asker bize 'Kürtlerin adının karda yürürken çıkardıkları kart kurt sesinden gelir' diye ders veriyordu sizde öyle mi düşünüyorsunuz?" diye sordu.
Avukatların Evren'e sorduğu sorulardan bazıları şöyle:

BÜLENT ERSOY DA GELMEK İSTEDİ
- Senih Özay: Derdim senin yüreğinde yara açmak. Pişmanlık yasasına başvursan sen kurtul diye çalışacağım. Ama sen de ne olur bir cevap ver. Bak ne güzel hareket etmeye başladın. Hatta gülüyorsun. Yoksa cevap mı vereceksin? Geçen gün Bülent Ersoy'la konuştum. Onu çalıştırmamışsınız. Neden diye sormaya gelecekti ama gelemedi. Bu dava yüzünden banka hesaplarında "Mayıs telaşı" denilen oynamalar olmuş, doğru mu?
- Şenal Sarıhan: Cinsel organınızdan, ayaklarınızdan, kulak memenizden elektrik verseler, ayaklarınızdan assalar, insan olarak bunları kabul eder misini? O dönemin çocukları büyüdü ve davayı izliyorlar. Sizden tek istediğimiz tek söz 'darbeler kötüdür. Halklar geleceğini kendi inşa eder' demeniz.
- Gökçesu Özgül: İyi ki intihar etmemişsiniz. Buraya size hesap sormaya gelen çok kişi var. Birisi de benim. Cemil Kırbayır'ın annesi 104 yaşındaki Berfo Ana dökülen saçlarını 'oğlumun kemikleri bulunursa belki DNA testi için lazım olur' diye topluyor. Sizin böyle kaygılarınız var mı?
- Rıfat Bacanlı: "İdam edilen ülkücülerin isimlerini hatırlıyor musunuz?" diye sorduktan sonra ülkücülerin isimlerini tek tek okuyarak, her isimden sonra, "denge politikanız uğruna mı idam ettirdiniz?" diye sordu.
- Aydın Erdoğan: Süleyman Cihan, 12 Eylül döneminde gözaltındayken  işkencede öldü. Sayın Evren sizin o dönemde uçan kuştan haberiniz olurdu değil  mi? Mezarlığa kimliği meçhul olarak gömülmüş. Sizin hiçbir yakınınız bu şekilde kayboldu mu?
- Savaş Demirtaş: DİSK’in kapatılmasının, mal varlığına el  konulmasının, yöneticilerinin yargılanmasının sebebi nedir? Bunda TÜSİAD’ın etkisi var mı?
- Öztürk Türkdoğan: Kürtlere asimilasyon programını militarist tarzda, sistematik işkence uygulayarak niçin yaptınız? Alevilerin asimilasyonu ile hayata geçirmenizdeki amacınız neydi? Eşcinselleri, gey ve lezbiyenleri, trans bireyleri İstanbul'dan Eskişehir'e neden sürdünüz? Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın 104 yaşındaki annesi Berfo Kırbayır duruşmaya geldi. Sizi görmek istiyor. ’Sana hakkımı helal etmiyorum, iki elim yakandadır’ demek istiyor. Berfo Kırbayır’dan özür dileyecek misiniz? Oğlunun mezarının yerini söyleyecek misiniz?

İPEKÇİ SORULARI
Hasan Ürel: Abdi İpekçi'nin ölümüne üzülmenizin nedeni nedir? (Evren bu soruya 'Hayır, cevap vermiyorum' diye karşılık verdi.) Bayrak Harekat Planı'nda Abdi ipekçi cinayeti yer almış olabilir mi? Doğan Öz cinayeti raporundan haberiniz var mı? Öz'ün öldürülmesinde Özel Harp Dairesi'nin bir katkısı olabilir mi? Cinayet hükümlülerini, örneğin Abdullah Çatlı'yı Asala'ya karşı kullandınız mı?
Kazım Genç: "Türk milleti adına bu darbeyi yaptık" dediniz. Mahkeme de Türk milleti adına yargılama yapıyor. Darbe varken bu Yüce Türk milleti kıymetli de mahkeme yargılarken kıymetsiz mi?
(Kemal GÖKTAŞ - Çınar ÖZER)

12 EYLÜL DAVASI 2. GÜN - 32 YIL SONRA İLK SAVUNMALAR:



- DARBECİLERDEN "SİYASİ" SAVUNMA
* KENAN EVREN:
"İHTİLAL YAPMAYI SUÇ SAYAN BİR KANUN YOKTUR. BİZ İHTİLAL YAPTIK. İHTİLALE TEŞEBBÜS ETMEDİK"
"BİZ O GÜN DOĞRU OLANI YAPTIK. BUGÜN DE OLSA AYNI ŞEKİLDE İHTİLAL YAPARDIK"
"BİZİM İŞKENCE OLAYLARIYLA İLGİMİZ YOK"
* ŞAHİNKAYA:
"TSK, 12 EYLÜL'DE TÜRK MİLLETİNE OLAN GÖREVİNİ YERİNE GETİRMİŞTİR"
"O GÜN İÇİN EN DOĞRU OLANI YAPTIK"
"BU YARGININ BİZİ YARGILAMA YETKİSİ YOK"

12 Eylül davasının başlamasından 7.5 ay sonra ilk savunmasını yapan sanıklardan eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren, "İhtilal yapmayı suç sayan bir kanun yoktur. Biz ihtilal yaptık. İhtilale teşebbüs etmedik" dedi. Dönemin Milli Güvenlik Konseyi üyesi ve Hava Kuvvetleri eski Komutanı Tahsin Şahinkaya ise yetkisini 12 Eylül Anayasası'ndan alan yargının, kendilerini yargılama yetkisi olmadığını ileri sürdü. "Tarihi olayları ancak tarih yargılar. TSK 12 Eylül'de Türk milletine olan görevini yerine getirmiştir. Bizler o gün için en doğru olanı yaptık" diyen Şahinkaya, mahkeme heyetinin ve müdahil avukatların sorularını yanıtsız bıraktı. Evren de soruları yanıtlamayacağını söyledi ama avukatların sorularına kayıtsız kalmayarak bazı soruları yanıtladı.

"KURUCU İRADEYİZ"

Ankara GATA'da yatan Evren ile İstanbul GATA'da kalan Şahinkaya'nın yataklarından video konferans yöntemi ile katıldıkları duruşmada savunmaları alındı. İlk savunmayı yapan Şahinkaya şunları söyledi:
"12 Eylül müdahalesini yapan TSK'nın üst komuta heyetinden oluşan MGK, asli kurucu iktidardır. Müdahale ve alınan kararlar Türk milletine açıklanmıştır. MGK yeni anayasayı ve kurucu meclisi oluşturmuş ve yeni anayasal düzeni kurmuştur. 1982 Anayasası ile hükme bağlanan tasarruflar suç olamaz. Bugün devletin yasama, yürütme ve yargı organlarıyla genel idaresi 1982 Anayasası’na bağlıdır. Komutanlarımın, benim ve diğer silah arkadaşlarımın 12 Eylül 1980 sonrasındaki tasarruflarından dolayı yetkisini, 1982 Anayasası’ndan alan yargının, bize suç isnat etme veya yargılama şeklinde herhangi bir yetkisi yoktur. MGK üyesi olarak, bana sanık sıfatı ne idareten ne hukuken mümkün değildir. Ben 12 Eylül darbesini emir komuta içerisinde yapan TSK'nın Hava Kuvvetleri Komutanı’ydım. MGK üyesiydim. Bizim muhatabımız büyük Türk milletidir. TSK, 12 Eylül 1980’de Türk milletine olan görevini yerine getirmiştir. Bizler o gün için en doğru olanı yaptık.

"TSK CUMHURİYETİN KORUYUCUSUDUR"

12 Eylül müdahalesi Türk ve dünya tarihinde yerini almış tarihi bir olaydır. Tarihi olayları ancak tarih yargılar. Türk Silahlı Kuvvetleri, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu ve ’en büyük eserim’ dediği Türkiye Cumhuriyeti’nin koruyucusu ve kollayıcısıdır. Büyük önderin en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti büyük Türk milletiyle birlikte sonsuza kadar yaşayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik saldırıları önleme ve bastırma TSK'nın varlığının temelidir.
Maalesef ortada açılmış bir dava bulunmaktadır. Yüce mahkemede görevini yapmaktadır. Sanık sıfatı almadığımı açıklamıştım, başka herhangi bir beyanda bulunmayacağım, herhangi bir soruya cevap veremeyeceğim” dedi.

EVREN: "BEN KURUCU İKTİDARIN BAŞIYIM"

Yazılı savunmasını okuyan Evren de 12 Eylül’ün ”kurucu iktidar” harekatı olduğunu ve yapılış nedeninin bildiriyle Türk milletine açıklandığını söyledi. Evren'in savunması şöyle:
"12 Eylül harekatını yapan TSK'nın üst komuta heyeti, kurucu iktidar olarak MGK'yı oluşturmuştur. MGK, kurucu iktidar olarak Anayasa’daki kanunları çıkarmış, yeni anayasal düzeni oluşturmaya başlamıştır. Kurucu Meclis’in oluşturulması, yeni Anayasa’nın yapılması ve halkoyuyla yürürlüğe konulmasıyla yeni anayasal düzen tamamlanmıştır. Ben de kurucu iktidar olan MGK'nın başkanı ve devlet başkanıydım. Bu görevleri, TBMM’nin faaliyete geçtiği tarihe kadar sürdürdüm. Bu tarihten sonra 7. Cumhurbaşkanı olarak görevime devam ettim. MGK'nın 1982 Anayasası’yla hükme bağlanmasının suç olduğu iddia edilemez. Beni ve silah arkadaşlarımı, 12 Eylül ve sonrasındaki tasarruflarından dolayı, yetkisini 1982 Anayasası’ndan alan yargının suç isnat etme ve yargılama yetkisi bulunmamaktadır.
Kurucu iktidar olmayı, yani ihtilal yapmayı suç sayan bir kanun yoktur, olması da mümkün değildir. Biz ihtilal yaptık, ihtilale teşebbüs etmedik. Herkesin ihtilal ile ihtilale teşebbüsün aynı şey olmadığını bilmesi gerekir.
Ben, 12 Eylül harekatını yapan TSK'nın Genelkurmay Başkanı, MGK Başkanı ve Devlet Başkanıyım. Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanıyım. Ben, 12 Eylül harekatının hesabını Türk milletine verdim. Bundan sonra beni tarih yargılar. 12 Eylül harekatını herkes istediği gibi değerlendirebilir.

"DEMOKRASİNİN İŞLEDİĞİ YERDE İHTİLAL OLMAZ"

12 Eylül ile ilgili beceriksiz siyasetçilerin söylemlerini geçen yıllar yalanlamaktadır. Demokrasinin işlediği yerde ihtilal olmaz. Siyasetçi beceriksizliğini askere kapora edemez. TSK, iktidar olmanın meraklısı değildir. 12 Eylül 1980’den bugüne kadar yaşananların bir daha yaşanmaması bunu göstermektedir. Ülkenin o tarihteki ve öncesindeki durumunu büyük Türk milleti bilmektedir. Büyük Türk milleti o olaylara layık değildi. Biz o gün doğru olanı yaptık. Bugün de olsa aynı şekilde ihtilal yapardık. Tabii ki adli yargı mensupları ve yüksek mahkeme görevini yapmaktadır. Yukarıdaki açıklamalarımla birlikte söyleyeceğim bunlardır. Benim görevim bunlara yardımcı olmaktır.
Sanık olmadığımı yukarıda açıklamıştım. Bu beyanımın dışında başkaca bir beyanda bulunmayacağım. Mahkeme sorularına cevap vermeyeceğim. Kusura bakmayınız.”
Evren, duruşmanın başında da müdahil avukatların sistematik işkenceden de yargılanabileceklerine ilişkin görüşlerini dinledikten sonra, "Bizim bu işkence olaylarıyla ilgimiz yok" dedi.

İNSAN HAKLARI ONLARA DA LAZIM OLDU

Sanık avukatı Bülent Acar, müdahil avukatların ısrarla sorularını yöneltmesine "Ulusal dil Türkçe. Cevap vermeyeceğim demek kişinin özgür iradesiyle herhangi bir soruya cevap vermeyeceği söylemek demektir. Bu kişiye doğrudan soru sormaya devam edilmesi anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesine göre yasal değildir. Dolayısıyla sorulara cevap vermeyeceğini belirten sanığa soru sormaya devam edilmesi yasak sorgu demektir" dedi. Acar'ın işaret ettiği "yasak sorgu" yöntemi, 12 Eylül döneminde işkenceyle alınan ifadeler için de kullanılan bir insan hakları terimi olması nedeniyle dikkat çekti.

SORULARA KAYITSIZ KALAMADILAR

Her iki sanık da savcılık aşamasında alınan ifadelerini kabul ettiklerini belirtirken, Şahinkaya önce hiçbir soruya yanıt vermedi. Yeni sorulara yanıt vermeyeceğini söyleyen Evren ise dayanamayarak bazı soruları yanıtladı. Bunun üzerine Şahinkaya da bazı soruları yanıtladı.

BİTARAF OLDUĞUMUZU ANLATMAK İSTEDİK

Evren, mahkeme başkanı İnce'nin "Bayrak Harekat Planı" ve idamlarla ilgili olan sorulara yanıt verdi. Evren, bir hakim üyenin "Kamuoyunda bilinen şekliyle ve katıldığınız bir televizyon programında 'adaletli olsun diye bir sağdan bir soldan astık' şeklinde bir cümle kurduğunuz iddia edilmektedir. Bu sözü söylediniz mi? Söylediyseniz ne amaçla söylediniz? Adam asmak eylemi bu kadar basite indirgenebilir mi?" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Söyledim. Sağda olanlar var solda olanlar var.. Yalnız sağdakileri verip de idam ettirip.. bir sağdan bir soldan bununla hiç bir tarafı tutmadığımızı bitaraf olduğumuzu anlatmak istedik."
Bunun üzerine bir avukat Evren'e, "Ondan sonra da insanım deyip yaşıyorsunuz değil mi?" diye tepki gösterdi.

DARBEYE YÖNLENDİREN SİVİLLER

Evren, Başkan İnce'nin "Size gelerek 'neden yönetime el koymuyorsunuz' diyen, bir nevi sizi darbeye yönlendiren veya yaptıklarınızı onaylayan gazeteciler, iş adamları ve siyasetçiler ve bürokratlar kimdir?" sorusuna ise, "Hatırlıyorum ama isimlerini bilemiyorum" yanıtını verdi.
İnce'nin "Askeri müdahale sonrasında  yargı mensupları huzurunda MGK olarak yemin ettiniz. Darbeye meşruyet kazandırmak adına...Bu yemin metni kim tarafından hazırlanmıştır?" sorusuna Evren, "Hatırlamıyorum, üzerinden 20 sene geçti" karşılığını verdi.

"CUMHURBAŞKANI'NA VERDİĞİMİZ MUHTIRADIR"

Mahkeme Başkanı'nın, "1979 yılında dönemin Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e verdiği uyarı mektubu"nu sorması üzerine Evren, "Cumhurbaşkanına verdiğimiz muhtarıdır" dedi.

"BAYRAK PLANINI NECDET ÜRUĞ HAZIRLADI"

Evren, Başkan'ın sorusu üzerine Bayrak Harekat Planı ile ilgili olarak şunları söyledi:
"Bayrak Harekat Direktifini Necdet Üruğ hazırlamıştır. Ona bu talimat, Genelkurmay Başkanlığı Kurmay Başkanı Ali Haydar Saltık tarafından verilmiştir. Haydar Saltık benim yerime birçok belgeyi imzalama yetkisine sahipti. Bu belge yönünden de gerekli imzayı o atmış olabilir. Kendisine bu yönde yetki verilmiştir. Saltık kendi kendine yazmaz. Saltık, Genelkurmay Başkanının Yardımcısı. Ona yetki verilmiştir.”

ŞAHİNKAYA: ”MUHTIRA DEĞİL”

Şahinkaya ise ”Bayrak Harekat Direktifinin hazırlanması yönünde talimatınız oldu mu, bilginiz var mı? Bu belgeyi kim düzenledi, kimin talimatıyla?” sorusuna karşılık, ”Genelkurmay Başkanlığı’nca hazırlandı. Kuvvet komutanlarının belgenin hazırlanmasında dahli yoktur” dedi. ”Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e verilen uyarı mektubu muhtıra mıdır?” sorusuna ise Şahinkaya, ”O dönem ki nazik durumu cumhurbaşkanına bildirmek için hazırlanmış belgedir. Muhtıra olarak değerlendirmiyorum. Türkiye’nin durumunu Cumhurbaşkanına arz etme olarak değerlendiriyorum” cevabını verdi.
Şahinkaya'nın savunmasından sonra Mahkeme Başkanı Süleyman İnce, Şahinkaya'ya, "Daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince alınan ifadesini tekrar edip etmediğini" sordu. Şahinkaya "ifadesini tekrar ettiğini" söyledi ve Başkan İnce Şahinkaya'ya sorular yöneltti. Ancak Şahinkaya kendisine sorulan her soruya, "Müsade ederseniz cevap vermeyeceğim efendim", "Cevap vermeyeceğim efendim", "Bu soruya cevap vermeyeceğim efendim" diyerek karşılık verdi.

"SUSMANIZ ÖRGÜTSEL TAVIR MI?"

Mahkemeden sonra müdafi avukatları Şahikaya'ya yüzlerce soru yöneltti. Ancak avukatlar Şahinkaya'dan herhangi bir yanıt alamadı. Hatta Şahinkaya, "Sema Şahinkaya'yı tanıyor musunuz?" sorusuna bile cevap vermedi.
Avukat Ömer Kavili, Şahinkaya'ya, şu soruları yöneltti:
- Sizin döneminizde Ankara Emniyeti Dal'da (Derin Araştırma Laboratuvarı) şüphelilerin susma hakkını kullanması örgütsel tavır olarak değerlendiriliyordu. Şimdi siz de aynısını yapıyorsunuz. O zaman sizin örgütsel bağlantınızı ve bu konuda nerede eğitim aldığınızı açıklar mısınız? Örgüt şefinizden endişeniz var mı?
- Sorular karşısında bir parça üzüntü duyduğunuzun farkındayım. İşkencelerde ciğerleri patlayan, kan kusan, ırzına geçilen, göğüslerinde sigara söndürülen genç kızların daha mı az acı duyuyorsunuz?
- İnsan olarak da mı üzüntünüzü açıklamayacaksınız?
- Şu fani dünyadan gitmeden önce pişmanlığınızı söyleyip, pişmanlık yasasından da mı faydalanmayı düşünmüyor musunuz?

"TECAVÜZE UĞRAYANLARIN ÇIĞLIKLARINI DUYDUNUZ MU?"

Diğer avukatlar ise şu soruları yöneltti:
* Avukat Arif Ali Cangı: Sorularıma cevap vermeyeceğinizi biliyorum. Ama burada sanık olarak oturuyorsunuz ya o bile bana yeter. Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanılanlardan sonra Kürt sorunu ne hale geldi farkında mısınız?
* CHP avukatı Şenal Sarıhan: Cezaevlerinde tecavüze uğrayanların çığlıklarını duydunuz mu?
* Cemil Kırbayır'ın avukatı Öztürk Türkdoğan: Cesaret edip duruşma salonuna gelemediniz. 104 yaşındaki Berfo Ana buraya 2 kere geldi. Oğlu Cemil Kırbayır nerede diye sordu size. Sizden cevap istiyor. Size hakkını helal etmiyor. Çığlığını duyuyor musunuz?
* Avukat Rıfat Bacalı: Abdullah Öcalan'ı tanıyor musunuz? Apocular diye bilinen örgütü kullandınız mı? Uyuşturucu trafiğinde sınır konrtrolünde kullandınız mı? Terörde payınızın olduğunu düşünüyor musunuz? Vicdanınız rahat mı?"
Avukat Kavili ise adı daha önce yolsuzluk iddiaları ile de geçen Şahinkaya'ya şu soruları yöneltti:
- Konsey üyesi olmanızla birlikte mal varlığınızda ne değişti?
- Memur maaşı dışında başka gelir var mı?
- Kaynananızdan kalan yastık altı miras var mıydı?
- Şirket ortaklıklarınız var mı?
- ABD şirketiyle Hava Kuvvetleri Komutanlığı döneminizde yapılan anlaşma oldu mu?
- Uçak parçalarının Türkiye'de monte edilmesi gibi bir hüküm hatırlıyor musunuz?
- Hava Kuvvetlerine alınacak malzemelerin ortağı olduğunuz şirketten karşılanacağına dair anlaşmayı hatırlıyor musunuz?
- Hava Kuvvetleri ve bağlı birliklerde "tuvaletlerin fayanslarına kadar değiştirilecek" talimatınız oldu mu?

NOTLAR...
* Her iki sanık da savunmalarını kağıttan okudu.
* Duruşma sırasında zaman zaman Şahinkaya’ya ilaçlarını alması için tıbbi müdahale yapıldı, bu sırada duruşmaya ara verildi.
* Her iki sanığın yanında önceki duruşmanın aksine yazı işleri müdürleri değil naip hakimler yer aldı.
* Her iki sanık da yine yataklarında yarıya kadar üstleri örtülü olarak ve yatarak ifade verdi. Evren siyah kazak, Şahinkaya ise pijama üzerine lacivert hırka giydi. İki sanığın da üstü göğsüne kadar örtülüydü.
* Mahkeme heyeti, Şahinkaya'nın bazı sorulara cevap verebilme ihtimali uyarınca müdahil avukatların soru sormasına izin verdi. Nitekim, Şahinkaya da Evren'in sorulara kayıtsız kalamayarak yanıt vermesinin ardından bazı soruları yanıtladı.
* Müdahil Baskın Oran'ın polis korumusının silahıyla duruşmaya girdiğini fark eden Başkan İnce, korumayı sert bir şekilde uyardı ve hakkında işlem yapmak üzere durumu tutanağa geçirdi.
* Kavili, "Sanıklardan bir tanesi çetenin lideridir. Bir sanığın ifadesi alınırken, diğer sanığın, bunu izleyememesinin sağlanmasını talep ediyoruz” dedi. Sanıkların avukatı Acar, ”sanıkların böyle bir endişe taşımadığını, ifadelerinin birlikte alınmasında sorun olmayacağını” ifade ederek, talebin reddini istedi. Savcı Tuğtekin de tasarrufun mahkemede olduğunu belirtti. Mahkeme, Kavili’nin talebinin reddine karar verdi.
* Avukatlarından Arif Ali Cangı, ”sanıklar arasındaki astlık ve üstlük ilişkisi dikkate alınarak, savunmalara Ali Tahsin Şahinkaya’dan başlanmasını” istedi. Mahkeme, talebi yerinde görerek, Evren’den önce Şahinkaya’nın savunmasını dinledi.
* Evren, ”Ankara Başsavcılığı’nca alınan ifadenizi tekrarlıyor musunuz” sorusu üzerine, ”Ne vermişim orada?” dedi. Evren’e bunun üzerine, soruşturma aşamasında verdiği beyanları anımsatıldı. Evren, bu beyanları tekrarladığını bildirdi.
* Sorular sorulduğu sırada Şahinkaya’nın zaman zaman gözlerini kapatması dikkati çekti.
* Avukat Babaoğlu'nun sanık avukatlarını "rehavet" içinde suçlaması da duruşmada gerginliğe neden oldu. Avukat Acar ”Rehavet ne demek” diye tepki gösterirken, Mahkeme Başkanı Süleyman İnce, Babaoğlu’nu, ses tonunu ayarlaması ve sanık avukatlarına yönelik el hareketi yapmaması konusunda uyardı. Sanıkların avukatı Acar, "Tarafımıza yöneltilen rehavet içinde olma iddiasını şiddetle reddederim. Bir meslektaşımın beni uyarmasını dışarda mutlulukla karşılarım ama davada bu şekilde kabul edemem. Bunu olmamış addediyorum. Bir daha olursa misliyle karşılık veririm" dedi.

MAHKEMENİN YANITSIZ KALAN SORULARI
Mahkeme heyetinin, Şahinkaya ve Evren'e yönelttiği, ancak yanıt alamadığı soruları şunlar:
-12 Eylül darbesiyle ilgili, bireysel olarak bir darbe yapmanın gerekliliğine ne zaman inandınız?
-Bu kararı kimlerle paylaştınız? Darbe yapmaya hangi tarihli toplantılarla, hangi komuta kademesi ve hangi komutanlarla karar verdiniz?
-TSK görevlilerince veya TSK dışında bir başka silahlı güç tarafından darbe yapılsaydı buna nasıl tepkiniz ne olurdu?
- Önceden isimleri tespit edilen kişileri toplamaya başlandığı dikkate alındığından bu kişilerin listeleri nasıl oluştu? Kişilerin adresleri belliyken 12 Eylül öncesi gözaltılar ve yakalamalar neden yapılmadı?
- İdamları onaylamayı milletin tercihiyle oluşturulacak TBMM'ye bırakmak yerine MGK eli ile yerine getirilmesinin nedeni nedir?
- Gözaltında yaşanan ölümlerle ilgili bunları engellemek için çaba gösterdiniz mi?
- ABD veya başka ülkenin bilgisi veya onayı var mıdır?
- Komuta kademesinde ’Darbeyi daha önce yapacaktık, ancak olgunlaşmasını bekledik’ şeklinde gazetelere demeçler verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. İddianamede anlatım olarak yer verilen 16 Mart İstanbul Üniversitesi, 1 Mayıs 1977 Taksim, Sivas, Çorum, Kahramanmaraş olaylarında birçok aydın, yazar, gazeteci, öğretim üyesinin katledilmesinin toplumda darbe beklentisi yarattığı iddia edildiği de dikkate alındığında, bu olaylara göz yumulması söz konusu mudur? Veya bu olayların niteliğine uygun müdahaleler yapılmış mıdır?
- 12 Eylül darbesinden sonra göz altında ölümler yaşanmıştır. Diyarbakır ve Mamak cezaevlerinde işkence sonrasında ölümler olmuştur. Bu olayların önlenmesi için bir çaba gösterdiniz mi? Televizyona verdiğiniz demeçte özellikle cezaevlerinde yapılan işkencelerle ilgili olarak suçu gardiyanların üzerine atmaktasınız. Buna karşılık müştekiler ile bu dosyaya yansıyan kaynaklarda en büyük işkencecilerden biri olarak Mamak askeri cezaevi iç güvenlik komutanı Raci Tetik gösterilmektedir. Keza diğer cezaevlerinde de cezaevi komutanlarının işkencede bizzat yer aldıkları işkenceye göz yumdukları iddia edilmektedir. Rütbeli kişilerin bizzat yönlendiren kişiler olduğu yönünde beyanınız nedir?

"İŞKENCE SUÇU AYRI SORUŞTURULUYOR"
Avukat Fikret Babaoğlu'nun sanıkların, "Anayasal düzeni değiştirmek" suçundan yargılanmalarına rağmen iddianamede, "sistematik işkence ve kötü muamele" suçları yönünden de değerlendirme yapıldığını belirterek sanıkların bu suçlardan da savunmalarının alınması gerektiğini söyledi. Sanık avukatı Bülent Acar ile savcı Cemil Tuğtekin'in karşı çıktığı bu talep mahkeme tarafından reddedildi. Mahkeme ise iddianamede işkence olayları geçmesine rağmen bu konuda suç isnadında bulunulmadığı, mahkemenin daha önce sanıklar hakkında sistematik işkenceye neden olma suçlaması yönünden suç duyurusunda bulunulduğuna” işaret etti.
(Kemal GÖKTAŞ - Çınar ÖZER)