GEZİ EYLEMLERİNDEN 14 SUÇ ÇIKTI
Ankara'da yapılan Gezi protestolarıyla ilgili Salı günü (18 Haziran) evlerine baskın yapılan 25 kişi "örgüt üyesi olmak", "Devlet büyüklerine, Başbakan'a hakaret ve küfür etmek", "Adam öldürmeye tam teşebbüs", "Yağma ve nitelikli hırsızlık yapmak" suçlarının da aralarında olduğu 14 ayrı suçtan gözaltına alındı.
MECLİS'E SALDIRMIŞLAR!
Edinilen bilgiye göre, Emniyette şüphelilere, "şiddet içerikli kanunsuz eylemlerde; cebir ve şiddet kullanarak, baskı, korkutma, yıldırma, sindirme ve tehdit yöntemleriyle, devlet otoritesini zaafa uğratmak, devletin iç güvenliğini , kamu düzenini bozmak, Başbakanlık, Bakanlıklar, TBMM binalarına saldırmak, kamu malına ve özel mülke zarar vermek amacıyla gerçekleştirilen eylemlere neden katıldınız?" diye soruldu. Ayrıca "kimden talimat aldınız, eylemeleri kimler organize etti, diğer eylemcilerle ne şekilde irtibata geçerek birlikte hareket ettiniz, eylemdeki nihai amacınız nedir" gibi sorular da yöneltildi.
BAŞBAKAN'A KÜFÜR ETMEK TERÖR SUÇU
Gözaltına alınan bazı şüphelilere delil olarak eylemde çekilen görüntüler gösterildi. Bu görüntülere dayanılarak "31 Mayıs gününden başlayarak günümüze kadar devam eden şiddet ve tahrik içerikli protesto olaylarına katıldığınız" denildi ve şüphelilere şu suçlamalar yöneltildi:
-Örgütü üyesi olamak ve örgüt adına suç işlemek, örgüt propagandası yapmak
-Halkı kamu düzenine karşı suç işlemek amacıyla tahrik etmek
-Patlayıcı yakıcı yaralayıcı madde atmak, hazırlamak
-Devlet büyüklerine, Başbakan'a hakaret ve küfür etmek, Molotof kokteyli ve patlayıcılar hazırlayarak güvenlik güçlerinin araçlarına atmak
-Adam öldürmeye tam teşebbüs etmek ve yaralamak
-Genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak
-Türk bayrağını yırtarak yakarak veya sair suretle ve alenen aşağılamak suretiyle devletin egemenlik alametlerini aşağılamak
-Kamu malına zarar vermek
-Yağma ve nitelikli hırsızlık yapmak
-Kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüz kapatmak
-Sövmek suretiyle bir memurun şeref ve saygınlığına saldırmak suretiyle hakaret etmek
-Yasadışı işgal eylemi gerçekleştirmek
-Seyahat ve ticaret özgürlüğünü engellemek
NAZIM HİKMET DELİL OLDU
Şüphelilerin dosyalarına evlerinde yapılan aramalar sırasında toplanan kitaplar ve dergiler de delil olarak konuldu. Bu kitaplardan bazıları şöyle: Nazım Hikmet'i anlatan Mavi Gözlü Dev, Kapital (Karl Marx), Bolivya Günlüğü (Che Guevara), Devrimci Marşlar Ağıtlar (Türkçe-Kürtçe)
25 kişi 22 Haziran günü adliyeye sevk edildi.
Şüphelilere savcılık sorgusunda, "Eylemlere neden katıldınız?", "Bu eyleme katılma talimatını kimden aldınız?", "Katılmış olduğunuz eylemleri kimler organize etti?", "Şiddet eylemi sırasında yüzünüzü neden kapattınız?", "Eylem esnasında güvenlik güçlerine neden taş attınız?", "Kamu malına neden zarar verdiniz?", "Eyleme katılmaları için kimlere çağrıda bulundunuz?", "Diğer eylemcilerle ne şekilde irtibata geçerek birlikte hareket ettiniz?", "Eylemdeki nihai amacınız nedir?", "Taşıdığınız flamayı nereden temin ettiniz?", "Eylemlere bahsi geçen örgüt adına mı katıldınız?" gibi sorular sorulduğu öğrenildi.
SAPAN DEĞİL PLATES LASTİĞİ
Şüpheli Ulaş K. için sapan kullanarak polise taş attığı iddiasıyla ilgili delil olarak alınan lastik, plates lastiği çıktı. Şuçlamaya delil olarak sunulan lastikle ilgili Hacettepe Hastanesi’nden alınan raporda, “Korkut 20 Şubat - 27 Mart tarihleri arasında 20 seanas ayakta fizyoterapi programına alınmıştır. Bacak kaslarını güçlendirmek için gerekli ekipmanlardan olan iki adet Theraband marka yeşil ve siyah renk egzersiz lastikleri tarafımızdan hastaya önerilmiştir” denildi.
"ELİME TAŞ ALDIM, AMA ATMADIM"
Şüphelilerden Gizem B. ifadesinde eylemin KESK ve DİSK tarafından organize ettiğini duyduğunu belirterek, “Eylemlere Gezi Parkı olaylarını protesto etmek amacıyla katıldım. Herhangi bir örgütle bağım yoktur. Koruma refleksiyle elime taş aldım fakat polise atmadım. Kamu malına da zarar vermedim” dedi. Avukatı da, "4 kişinin öldüğü, 11 kişinin kör kalması, binlerce yaralının olduğu bir polisin orantısız güç kullandığı ortamda insanların kendilerini taş ile savunmaları suç değildir" savunmasını yaptı.
EYLEMDE OLMAYANA GÖZALTI
Ankara Adliyesi’nde acil yardım stajını yapan ve yüksek lisans için kursa giden şüpheli Hazal K. savcılık sorgusuna üzerinde 112 acil personel kıyafeti ile getirildi. 2 Haziran günü dersanede olduğunu söyleyen K.'ın "Hemşirelik okulunda yüksek lisans yapmak için dersaneye gidiyorum. Tenefüse çıktığımızda sokakta eylemler nedeniyle kalabalık vardı. Biz de arkadaşlarımızla birlikte onları izliyorduk. Olaylara karışmadım. Herhangi bir eylemde bulunmadım. Sapanla taş atmadım" şeklinde ifade verdi.
Barışçıl ve demokratik eyleme katıldığını belirten Burhan U. ise eylemlerde yüzünü kapatmadığını, gösterilen fotoğraftaki yüzü kapalı kişinin kendisi olmadığını belirterek, eylemlere 3 kere katıldığını ve çöp topladığını söyledi.
ETHEM'İN BİLDİRİSİ DE DELİL
Şüpheli Ali Y.’ın üst aramasında çıkan Ethem Sarısülük hakkındaki bildiri de delil olarak dosyaya konuldu. Bildiriyle ilgili polis tutanağında, “Hayatını kaybeden Ethem Sarısülük isimli şahsın cenaze törenine katılımı arttırmak için davetiye şeklinde hazırlanmış ‘Ethem yoldaş ölümsüzdür’ başlıklı bildiri tespit edilmiştir” denildi ve Yılmaz'a bildiriyi nereden temin ettiği" soruldu.
BAYRAK YAKTIĞI İDDİA EDİLDİ
Eylemler sırasında Türk bayrağı yaktığı iddia edilen Mazlum D. için bu suça delil olarak ateşin önünde elinde Türk bayrağı bulunan bir kişinin uzaktan çekilen fotoğrafının gösterildiği öğrenildi. Demir ifadesinde, bayrak yakmadığını, o saatte orada bile bulunmadığını söyledi.
Bayram D. de bayrak yakmadığın söyleyerek, “Polis gaz attı. Kolumdan hafif şekilde yaralandım. Kendimi korumak için taş attım. Polis gaz yanında taş da atıyordu. Yüzümü kapatmadım. Gaz için maske taktım” dedi.
HAKİM İNTERNET ÜZERİNDEN ÇAĞRI YAPMAYI TUTUKLAMA NEDENİ SAYDI
Savcılık sorgusundan sonra şüpheliler "tutuklama istemiyle" TMK'nın 10. maddesiyle görevli nöbetçi 3 Nolu Hakim Halil İbrahim Kütük'e sevk edildi.
EMNİYETİN İDDİASI HAKİMDEN DÖNDÜ
Kütük, şüphelilere Emniyet ve savcılık sorgularında yöneltilen 14 suçtan "adam öldürmeye tam teşebbüs" suçuyla ilgili, "Her ne kadar şüphelilerin bir kamu görevlisini öldürmeye teşebbüs ettiklerine dair suç şüphesiyle tutuklanmaları talep edildiyse de dosya kapsamında kuvvetli suç şüphesi bulunmadığından tutuklanma talebinin reddine karar verilmiştir" dediği öğrenildi.
KİM ÖLDÜRÜLDÜ?
Öte yandan şüphelilerin "kamu görevlisini öldürmeye teşebbüs" iddiasıyla ilgili olarak avukatların Emniyette ve savcılıkta öldürülmeye teşebbüs edilen kişinin kimliğinin belirtilmesini istedikleri öğrenildi. Ancak avukatlara herhangi bir kimlik bilgisi verilmediği hatta açıklama bile yapılmadığı öğrenildi.
İNTERNET ÜZERİNDEN ÇAĞRI TUTUKLAMA GEREKÇESİ
Edinilen bilgiye göre Hakim Kütük şüphelilerin "internet üzerinden çağrı yapmalarını" da tutuklanmalarına gerekçe olarak gösterdi. Kütük tutuklama nedeni olarak şunları sıraladı:
"- Kuvvetli suç şüphesinin bulunması
- El koyma tutanaklarının kapsamı
- Video ve fotoğraf görüntüleri
- İnternet üzerinden yapılan çağrıların tespit tutanakları
- Kamu ve özel kişilerin şikayetleri
- Tutuklanma nedeninin yasaya göre varsayılabileceği
- Şüphelilerin kaçma ihtimali, delilleri karartılması ve tanıklar üzerinde baskı kurma tehlikesinin bulunması,
- Adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalması
- Aydınlatılması gereken eylemlerin çokluğu"
(Çınar ÖZER)
23 Haziran 2013 Pazar
22 Haziran 2013 Cumartesi
TUTANAKLARDAKİ POLİS ŞİDDETİ: SİLAHINI DOĞRULTTU VE...
İstanbul’da Gezi Parkı eylemlerine destek vermek için Ankara’da yapılan protestolar sırasında kiminin Güvenpark’ta çekirdek çitlerken kiminin ise biber gazı nedeniyle sığında kadın kuaföründe gözaltına alındığı ortaya çıktı.Kimin "eylemlere katılmadım" kiminin ise "eylemlere katıldım. Demokratik hakkımı kullandım" dediği ifadelerde tek ortak nokta ise “polis şiddeti.”
POLİS SİLAHLA KOVALADI
Gözaltına alındıkları sırada darp edildiklerini iddia eden şüphelilerden bazılarının ifadeleri şöyle:
- Ö.Ç.:"Kızılay’da polis müdahalesi olduğu sırada bir grup Karanfil Sokak’a kaçmaya başladı. Bende oraya doğru koştum. Polis kıskacında kaldık. Yoğun gaz ve polisin tekmeleme ve coplaması neticesinde baygınlık geçirmiş olacağım ki yere düştüm. Tanımadım kişiler beni yerden kaldırdı. Daha sonra eve gitmek üzere Kurtulu’a doğru yürüdüm. Akabinde sivil kıyafetli üç kişi üzerimize doğru geldi. Bu şahıslardan birinin elinde silah vardı. Önümüzü kestiler. Etrafta bulunan polis aracından inen resmi kıyafetli kişiler beni gözaltına aldı."
- R.A.:"Kolaj’de yapılan eyleme katıldım. Ancak Kolej polis müdahalesiyle dağıtıldı. Ben de kaçtım. Polis olduğunu düşündüğüm kişiler peşimizden koşmaya başladı. Benim önümü bir araba direksiyon kırarak kesti. Arabadan iki sivil kıyafetli kişi indi. Sivil kişilerden biri yere yatmamı istedi ve silahın kabzasıyla başıma vurdu. Yere düştüm. Diğer sivil memurlar da beni yerdeyken dövmeye başladı. Yaklaşık 10 dakika sopa yedim. Daha sonra gözaltına alındım."
“SENİ ÖLDÜREYİM Mİ?”
- A.Ç.: "Dışarıda olaylar olduğu için bir kafeye sığındım. Kafede otururken biber gazı atılınca eylemciler kafeye sığındı. Polisler kafeye girdi. Kasklı polislerden biri benim saçımdan tutarak, beni götürmeye çalıştı. Başka bir polis de copla kalçama doğru vurmaya başladı. Bir başka polis kasıklarıma tekme attı. Başka bir polis tabancasını benim kafama dayadı ve seni öldüreyim mi dedi. Saçımdan tutan polis ona yapma diyerek oradan uzaklaştırdı. Daha sonra gözaltına alındım. Emniyete ait spor salonuna götürdüler. Herhangi bir eyleme katılmadım. Mala zarar vermedim."
H.B: Arkadaşımla birlikte simitçiye çay içmeye gittik. Polisin birine yumruklarla vurduğunu görünce olay yerine gittim. Polise "İşinizi yapabilirsiniz ama dövmeye hakkınız yok" diyerek engel olmaya çalıştım. Onlarda beni gözaltına aldı. Gözaltına alırken saçımı çektiler ve hırpaladılar. Güvenpark girişindeki bariyerlere beni vurarak darp ettiler.
HAKİMİN SINAV HASSASİYETİ
Öte yandan Gezi Parkı protestoları sırasında Kızılay'da gözaltına alınan ve savcılık tarafından, "2911 sayılı Yasa'ya muhalefet, görevli memura görevini yaptırmamak için direnmek, kamu malına zarar vermek" suçlarından tutuklanmaları istemiyle 2 Haziran’da mahkemeye sevk eden 12 kişi mahkemece serbest bırakıldı. Mahkemenin verdiği kararda ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.
Şüphelilerin büyük çoğunluğunun üniversite öğrencisi olduklarını ve finalleri olduğunu söyledikleri kaydedilen kararda, "tutuklama nedenlerinin oluşmadığı, tutuklamanın orantısız bir uygulama ile şüphelilerin mağduriyetlerine yol açması hususları gözetilerek derhal serbest bırakılmaları"na hükmedildi.
EYLEM KIYAFETLERİ SORULMUŞ
"Başbakanlık, Bakanlıklar ve TBMM'nin işgal edilmesine çalışıldığı" iddiasıyla özel yetkili savcılığın başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan kişilere, TEM'deki sorguları sırasında "Eylem sırasında şu anda üzerinizde bulunan kıyafetler mi vardı?" diye sorulması, avukatlar tarafından "önce gözaltına alıp sonra mı teşhis ediyorlar" şeklinde yorumlandı.
(Çınar ÖZER)
19 Haziran 2013 Çarşamba
ANKARA'DA "GEZİ" OPERASYONU
Gezi Parkı eylemlerine destek vermek için Ankara'da 19 gün boyunca yapılan protestolar sonunda dün Terörle Mücadele Şube ekipleri 26 ayrı adrese eş zamanlı operasyon yaptı. Hakimin arama ve gözaltına alma kararında, Gezi Parkı eylemini düzenleyen Taksim Dayanışma Platformu'nda "marjinal sol grupların" olduğu ve eylemlere illegal örgütlerin "açık alan yapılanmalarıyla" katılanların, eylemleri "kalkışma" haline getirdiği iddia edildi. Kararda, şüphelilerin "kamu kurumlarını işgal etmeye teşebbüs ettikleri, görevli memura etkin direnişte bulunarak kasten yaraladıkları, linç girişiminde bulundukları" iddia edildi. Kararda, TRT'de yayınlanan ancak daha sonra PKK'lıların eski tarihteki bir eyleminde çekildiği ortaya çıkan "Türk bayrağının yakılması" iddiasının da dile getirilmesi dikkat çekti. Ankara dışında birçok ilde de dün sabah benzer operasyonlar yapılması, sosyal medyada "cadı avı başladı" yorumlarına neden oldu.
26 AYRI ADRESE OPERASYON
Gezi Parkı eylemleri sırasında olaylara karıştıkları, yönlendirdikleri iddia edilen ve görüntülerden tespit edildiği ileri sürülen 26 kişi hakkında arama ve gözaltı kararı verildi. TMK'nın (Terörle Mücadele Kanunu) 10. maddesiyle görevlendirilen 3 No'lu Hakimlik (özgürlük hakimi) tarafından verilen karar üzerine dün sabah saatlerinde Terörle Mücadele Şube ekipleri 26 ayrı adrese eş zamanlı baskın yaptı. 23 kişi gözaltına alınırken, 3 kişinin de arandığı belirtildi.
EYLEMİ "KALKIŞMA" HALİNE GETİRDİLER
Kararda, Gezi Parkı eylemlerine ilişkin savcılığın şu değerlendirmesi dikkat çekti:
"2011 yılında Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi' kararının açıklanmasının ardından marjinal sol gruplar, sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve siyasi partilerin yer aldığı Taksim Dayanışma Platformu'nun oluşturulduğu, günümüze kadar Taksim Dayanışma Platformu organizesinde proje ile ilgili olarak hafta içi, hafta sonu sayıları 20-50 arasında değişen gruplar tarafından Gezi Parkı'nda düzenli olarak basın açıklamaları yapılmıştır.
Eylem sürecinde DHKP-C (Devrimci Halkın Kurtuluş Partisi), MLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi), THKP-C Direniş Hareketi (Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi), Dev-Yol Devrimci Hareket, Troçkistler, MKP (Maoist Komünist Parti), TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi/ Markist Leninst), DSİH (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi) ve TKİP (Türkiye Komünist İşçi Partisi Leninist) örgütlerinin adı altında ve bu yapılara ait açık alan yapılanmaları ile eyleme katıldıkları ve eylemleri bir kalkışma haline getirerek etkin oldukları gözlemlenmiştir."
"AÇIK ALAN YAPILANMASI"
Savcılık, şüphelilerin "terör örgütlerinin çağrısı doğrultusunda hareket ettikleri ve masum hak arama eylemelerinin arkasına sığındıklarını" iddia etti, ancak bu kişilerin "Terör örgütlerinin açık alan yapılanmaları içerisinde faaliyet gösterdiğini" belirtti. Savcılık bu ifadesi ile sanıkların legal kurumlarda yer aldıklarını belirtmiş oldu.
Savcılık şüphelilerin "şiddet içerikli fiiller yaptıkları, yüzlerinin kapatmak suretiyle güvenlik güçlerine ve kamu binalarına taş ve sopalarla saldırdıkları, yola barikat kurdukları, kamu malına zarar verdiklerini" iddia etti. Kararda şüphelilere "kamu kurumlarını işgal etmeye teşebbüs, kolluk kuvvetlerine molotoflu havai fişekli saldırı, Türk bayraklarını yakma, görevli memura etkin direnişte bulunarak kasten yaralama, linç girişiminde bulunma" suçlamaları yöneltildi.
Kararda ileri sürülen, "Ankara'daki bazı göstericilerin bayrak yaktığı" iddiası TRT'de haber olarak yayınlanmıştı. Ancak bu haberde kullanılan fotoğrafın PKK'lıların eski tarihteki bir eyleminde çekildiği ortaya çıkmıştı. Buna rağmen savcılığın bu iddiayı suçlamalar arasına koyması dikkat çekti.
AVUKATLARA YASAK
Kararda, şüphelilerin çantalarında ve arabalarında elde edilebilecek, örgütsel dokümanlarla suç olabileceği değerlendirilen diğer malzemelere el konulması, dijital malzemelerin kopyalarının alınmasına karar verildi. Ayrıca şüpheliler için "24 saat" görüş kısıtlamasına da karar verildi.
Avukatlar, gözaltı kararında şüphelilerin isimlerinin karartıldığı için kimlerin gözaltına alındığını bilmediklerini kendilerine ulaşan aileler aracılığıyla isimlere ulaştıklarını belirtti. Avukatlar, 24 saat görüşü kısıtlılığı verilen karar itiraz edeceklerini belirtti.
(Çınar ÖZER)
26 AYRI ADRESE OPERASYON
Gezi Parkı eylemleri sırasında olaylara karıştıkları, yönlendirdikleri iddia edilen ve görüntülerden tespit edildiği ileri sürülen 26 kişi hakkında arama ve gözaltı kararı verildi. TMK'nın (Terörle Mücadele Kanunu) 10. maddesiyle görevlendirilen 3 No'lu Hakimlik (özgürlük hakimi) tarafından verilen karar üzerine dün sabah saatlerinde Terörle Mücadele Şube ekipleri 26 ayrı adrese eş zamanlı baskın yaptı. 23 kişi gözaltına alınırken, 3 kişinin de arandığı belirtildi.
EYLEMİ "KALKIŞMA" HALİNE GETİRDİLER
Kararda, Gezi Parkı eylemlerine ilişkin savcılığın şu değerlendirmesi dikkat çekti:
"2011 yılında Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi' kararının açıklanmasının ardından marjinal sol gruplar, sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve siyasi partilerin yer aldığı Taksim Dayanışma Platformu'nun oluşturulduğu, günümüze kadar Taksim Dayanışma Platformu organizesinde proje ile ilgili olarak hafta içi, hafta sonu sayıları 20-50 arasında değişen gruplar tarafından Gezi Parkı'nda düzenli olarak basın açıklamaları yapılmıştır.
Eylem sürecinde DHKP-C (Devrimci Halkın Kurtuluş Partisi), MLKP (Marksist Leninist Komünist Partisi), THKP-C Direniş Hareketi (Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi), Dev-Yol Devrimci Hareket, Troçkistler, MKP (Maoist Komünist Parti), TKP/ML (Türkiye Komünist Partisi/ Markist Leninst), DSİH (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi) ve TKİP (Türkiye Komünist İşçi Partisi Leninist) örgütlerinin adı altında ve bu yapılara ait açık alan yapılanmaları ile eyleme katıldıkları ve eylemleri bir kalkışma haline getirerek etkin oldukları gözlemlenmiştir."
"AÇIK ALAN YAPILANMASI"
Savcılık, şüphelilerin "terör örgütlerinin çağrısı doğrultusunda hareket ettikleri ve masum hak arama eylemelerinin arkasına sığındıklarını" iddia etti, ancak bu kişilerin "Terör örgütlerinin açık alan yapılanmaları içerisinde faaliyet gösterdiğini" belirtti. Savcılık bu ifadesi ile sanıkların legal kurumlarda yer aldıklarını belirtmiş oldu.
Savcılık şüphelilerin "şiddet içerikli fiiller yaptıkları, yüzlerinin kapatmak suretiyle güvenlik güçlerine ve kamu binalarına taş ve sopalarla saldırdıkları, yola barikat kurdukları, kamu malına zarar verdiklerini" iddia etti. Kararda şüphelilere "kamu kurumlarını işgal etmeye teşebbüs, kolluk kuvvetlerine molotoflu havai fişekli saldırı, Türk bayraklarını yakma, görevli memura etkin direnişte bulunarak kasten yaralama, linç girişiminde bulunma" suçlamaları yöneltildi.
Kararda ileri sürülen, "Ankara'daki bazı göstericilerin bayrak yaktığı" iddiası TRT'de haber olarak yayınlanmıştı. Ancak bu haberde kullanılan fotoğrafın PKK'lıların eski tarihteki bir eyleminde çekildiği ortaya çıkmıştı. Buna rağmen savcılığın bu iddiayı suçlamalar arasına koyması dikkat çekti.
AVUKATLARA YASAK
Kararda, şüphelilerin çantalarında ve arabalarında elde edilebilecek, örgütsel dokümanlarla suç olabileceği değerlendirilen diğer malzemelere el konulması, dijital malzemelerin kopyalarının alınmasına karar verildi. Ayrıca şüpheliler için "24 saat" görüş kısıtlamasına da karar verildi.
Avukatlar, gözaltı kararında şüphelilerin isimlerinin karartıldığı için kimlerin gözaltına alındığını bilmediklerini kendilerine ulaşan aileler aracılığıyla isimlere ulaştıklarını belirtti. Avukatlar, 24 saat görüşü kısıtlılığı verilen karar itiraz edeceklerini belirtti.
(Çınar ÖZER)
23 Mayıs 2013 Perşembe
JANDARMA İSTİHBARATINDA "REYHANLI" VE "HDK"
RedHack adlı hacker grubu dün Twitter hesabından Reyhanlı'da yaşanan bombalı saldırıyla ilgili Jandarma istihbarata ait olduğunu iddia ettiği bazı belgeleri yayınladı.
Hatay İl Jandarma Komutanlığı'nın Merkez İlçe Komutanlığı'na 20 Mayıs Pazartesi günü gönderildiği belirtilen "Gizli" ve "İvedi" damgalı belgelerde, El Kaide yanlısı grupların kullanması için Şanlıurfa plakalı bir araçla patlayıcı madde taşındığı, El Nusra Cephesi'nin bomba yüklü araçlarla Türkiye'de eylem yapacağı iddiaları yer aldı.
EL KAİDE'YE BOMBA MALZEMESİ: "ARAÇLAR ARANIYOR"
Belgelere göre, Hatay İl Jandarma Komutanlığı, 17 Mayıs'ta Genel Komutanlığa gönderdiği bir yazı ile Suriye'de faaliyet yürüten El Kaide yanlısı gruplara ulaştırılmak üzere, 63 E 3... plakalı araç ile patlayıcı yapımında kullanılan yardımcı malzemeler gönderilmesinin planlandığını bildirdi.
20 Mayıs'ta gönderilen başka bir yazıda, konu hakkında teyit ve detaylandırma çalışmalarının devam ettiği ifade edildi.
Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı ise yine 17 Mayıs'ta Genel Komutanlığa gönderdiği ve "teknik, hassas kaynak çalışmalarına" dayandırdığı yazıda Suriye plakalı ve bomba yüklü 4 araçla ilgili bilgiler yer aldı.
Saab, Lancer ve Kia markalı 3 aracın bomba ile tuzaklanmış şekilde hazır olduğu, Türkiye tarafından da bir aracın patlayıcı madde ile küçük ve hassas cihazlar taşıdığı ve bu araçların Suriye güvenlik güçleri tarafından arandığı belirtilen belgede şöyle denildi:
"EL NUSRA TÜRKİYE'DE BOMBALI EYLEM YAPACAK"
"Söz konusu 4 aracın Suriye'ye yönelik bir eylemde kullanılacağı ve 25 Nisan 2013'te alınan Suriye'nin Pakka şehrinde El Nusra Cephesi içerisinde faaliyet gösteren şahıslarca 23 Nisan 2013'te Mazda 323 Kia R markası modeli tespit edilemeyen bir araçla birlikte toplam 3 araca bomba düzeneği yerleştirildiği, bu araçlar ile ülkemize yönelik bir saldırıda kullanılacağı konulu bilgi notunda geçen eylem planlamasıyla paralellik arz ettiği değerlendirilmekle birlikte, son gelişmeler ışığında olayın sınır bölgelerimize ve dolayısıyla ülkemize yönelebileceği bilgisi ilgi Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı ile bildirilmiştir."
"EYLEM T/C"
Başka bir istihbarat yazısında ise, "terörist gruplar" olarak belirtilen bazı gruplara yönelik iddialar yer aldı:
"18 Mayıs 2013'te Munzur, Mercan, Eylem (T/C) adlı terörist gruplar arasında telsiz görüşmesi yapıldığı, Eylem (T/C)nin kod isminden ve görüşme içeriğinden aşırı sol terörist gruplar olabileceği, eylem (T/C)nin kendi şifre tablosunu oluşturduğunu belirterek 'ayrıca buradaki arkadaşlar bir şey bırakmıştı' şeklinde ifadede bulunduğu (muhtemelen BTÖ - bölücü terör örgütü gruplarının - şifre tablosu bıraktığı) ve görüşme esnasında 40. yıl şifresini kullanmak istedikleri, görüşme içerisinde eylem (T/C)nin kod ses şifre tablosu ve görüşme şekli incelendiğinde Eren ve Ekin(M) isimli diğer aşırı sol terörist gruplarından da faaliyet gösterdiği bilgisi ilgi Sivas İl Jandarma Komutanlığı ile bilgilendirilmiştir."
"10 AYNI NOKTAYA SALDIRI YAPILACAK" İHBARI
"19 Mayıs 2013'te Hatay İl Emniyet Müdürlüğü'ne telefon ile yapılan ihbarda, 18 Mayıs 2013'te Hatay Reyhanlı saldırısını planlayan Hoca kod adlı Mihraç Ural'ın evinde toplantı yapıldığı, toplantıya Hoca kod adlı şahısında katıldığı ve toplantıda 10 ayrı noktayı kapsayacak yeni bir saldırı planlandığı, 11 Mayıs 2013'teki saldırıyı organize etmek için aynı gün gece yarısı deniz yolu ile illegal yollardan Samandağ'a geçen Nasır Eskiocak isimli şahsın patlama sonrasında alınan önlemler nedeniyle Suriye'ye geçiş yaptığı, halen Samandağ meydan kırsalında olduğu, bombaların sevkiyatını ve patlama öncesinde Suriye'ye kaçan Balıkçı Cengiz ve Ercan Nasır'ı getirmesi için Samandağ'a gönderildiği, 11 Mayıs 2013'te patlatılan araca Temir D. tarafından yerleştirildiği, Temir'in Suriye'de bir ay patlayıcı eğitimi gördüğü patlayıcıların Suriye'de İbrahim adlı bir komutan aracılığı ile Nisan isimli şahsın aracına taşıtılarak, Samandağ'da balıkçılık yapan Cengiz ve Ercan isimli şahısların tekneleriyle Meydan köyüne gönderildiği, 11 Mayıs 2013'te gerçekleştirilen eylemin ilk önce Ankara Kocatepe Camii olarak planlandığı, ancak son anda Reyhanlı olarak değiştirildiği bilgisi ilgi Jandarma Genel Komutanlığı ile bildirilmiştir.
DENİZLİ'DEN SİNYAL
İl Jandarma Komutanlığı'ndan Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı'na gönderilen bir başka yazıda ise, Nasır E., Mehmet G., Yusuf B.'nin kullandıkları telefonlar olduğu düşünülen numaralar gönderilerek, Yusuf B.'nin 5-6 Nisan günleri Denizli'deki baz istasyonlarından sinyal verdiği belirtildi.
BARTIN JANDARMASININ HDK HASSASİYETİ!
Belgeler arasında, HDK (Halkların Demokratik Kongresi) tarafından organize edilen ve Cumartesi günü Ankara'da başlayacak olan "Barış ve Demokrasi" konferanslarıyla ilgili de bazı notlar yer aldı. Basında yer alan konferansla ilgili şu ifadeler kullanıldı:
"Bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan i,le yapılan görüşmelerin ardından Türkiye'de çözüm sürecine girilmesi ile birlikte Avrupa'da, Irak-Erbil şehrinde, Diyarbakır'da ve Ankara'da Barış ve Demokrasi konferansı düzenlenecektir. Bu konferansın ilki Ankara'da çeşitli sivil toplum kuruluşları ve bölücü ve aşırı terör örgütlerinin sempatizanlarının da katılımıyla düzenleneceği bilgisi ilgi Bartın İl Jandarma Komutanlığı ile bildirilmiştir."
KARAYILAN: "TSK İLE TEMAS KURULMAYACAK"
Belgenin devamında Kandil'de yapılan ve Murat Karayılan'ın başkanlığını yaptığı toplantıdan bahsedilerek şöyle denildi:
"BTÖ elebaşlarının katılımı ile Kandil bölgesinde Nisan ayı sonunda bir toplantı yapıldığı, Cemal (K) Murat Karayılan'ın başkanlık ettiği toplantı sonucunda yurt içerisinde bulunan ve Irak kuzey barınma alanlarına çekilecek olan teröristlerin TSK unsurları ile herhangi bir temastan kaçınmaları, TSK unsurlarını rahatsız edecek eylem ve hareketlerden uzak durmaları, sürece zarar verecek herhangi bir durumda eylemi gerçekleştiren teröristlerin sözde askeri mahkemede yargılanıp en ağır şekilde cezalandırılacakları, terörist grupların verilen cevaplara harfiyen uyacakları, sürecin terör örgütü adına propaganda malzemesi yapılması ve süreçten terör örgütünün adına kazançlı çıkması için geri çekilmenin emniyetli, kademeli ve yavaş yapılması, sürecin olumsuz sonuçlanması ve terörist eylemlere yeniden başlanması ihtimali göz önüne alınarak barınma alanlarında yurt içerisine yönelik düzenleme yapılması sözde askeri ve siyasi eğitimlere devam edilmesi, İKYY yetkilileri ile irtibata geçilerek özellikle Mesut Barzani'nin süreçte Türkiye ve terör örgütü arasında arabuluculuğa ikna edilmeye çalışılması, geri çekilmeyi müteakip Suriye kökenli teröristlerin (özellikle sözde tabur, bölük ve takım komutanı seviyesinde) Suriye içerisine gönderilerek sözde askeri faaliyetlerde görevlendirilmeleri kararının alındığı bilgisi ilgi Jandarma Genel Komutanlığı ile bildirilmiştir."
BELGELER TBMM GÜNDEMİNDE
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, RedHack'in dün yayınladığı "Reyhanlı belgelerini" TBMM gündemine taşıdı. Reyhanlı’da 51 vatandaşın hayatını kaybettiği patlamayla ilgili olarak RedHack tarafından yayınlanan ve Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait olduğu iddia edilen gizli ibareli istihbarat raporlarında bomba yüklü araçların El Kaide yanlısı gruplarla irtibatlandırıldığı iddia edildi. Bu iddiayı TBMM gündemine taşıyan CHP'li İnce, Başbakan Erdoğan'dan şu sorulara yanıt istedi:
- RedHack tarafından Türkiye kamuoyuna duyurulan istihbarat raporlarının Jandarma İstihbarat Başkanlığı’na ait olduğu yönündeki iddialar doğru mudur?
- 25 Nisan 2013 tarihinde Türkiye'ye yönelik gerçekleşeceği belirtilen eylem hazırlığına ilişkin istihbarat alındığı yönündeki iddia doğru mudur? Doğru ise bu istihbaratın gereği neden yapılmamış ve 51 yurttaşımızın ölümüne neden olunmuştur?
- Sizin Emniyet ve MİT arasından iletişim kopukluğu yönündeki açıklamanızın dayanağı nedir? Bu istihbarat raporunun gereğinin yerine getirilmemesi midir?
- Bu iddialar doğruysa, sizin ve hükümet adına açıklama yapan Bakanlarınızın Reyhanlı saldırısını Suriye yönetimi ile irtibatlandırmasının istihbarat kaynağı hangi istihbarat örgütüdür?
- Suriyeli muhaliflere yönelik olarak sizin tarafınızdan ifade edilen lojistik destek nedir? Suriyeli muhaliflere bugüne kadar yapılan lojistik desteklerin içeriği nedir? Lojistik destek için Türkiye tarafından harcanan para miktarı nedir? Suriyeli muhaliflere destek vermek için Örtülü ödenekten kaynak kullandınız mı?
(Çınar ÖZER)
22 Mayıs 2013 Çarşamba
METİN LOKUMCU DAVASINDA İÇİŞLERİ BAKANLIĞINDAN SKANDAL SAVUNMA
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim öncesinde yaptığı Hopa mitinginde çıkan olaylarda emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun ölmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı'na açılan tazminat davasında, Lokumcu ailesi avukatları, Lokumcu'nun kullanılan gaz nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek, kullanılan "OC" ve "CS" türü biber gazlarının kimyasal silah konvansiyonu 1.5 sırasında yer alan ölümcül sonuçları olan "kimyasal silahlar" kategorisinde yer aldığını söyledi. Bakanlık ise Lokumcu'nun "kendi kusuru" nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek, "Hukuka aykırı davranmanın mazereti olmaz. Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunup, hem de yaralanınca ya da ölünce devletten tazminat talep etmek, hukuk sisteminin koruduğu bir hak değildir" diye savundu.
Başbakan Erdoğan’ın seçim öncesi Hopa’da düzenlediği miting sırasında çıkan olaylarda hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun ailesinin, İçişleri Bakanlığı'na açtığı 415 bin TL'lik tazminat davasının Ankara 4. İdare Mahkemesi’ndeki duruşması, Lokumcu'nun ikinci ölüm yıl dönümüne 10 gün kala görüldü.
BİBER DEĞİL KİMYASAL SİLAH
Lokumcu ailesinin avukatlarının yaptıkları savunmada, Lokumcu’nun polislerle konuşup durumu sakinleştirmek isterken bir kez daha gaza maruz kaldığı, kardeşi Osman’a, “Nefes alamıyorum” dediği, ambulansa konurken ambulansın altına gaz bombası atıldığı belirtildi. Avukatlar, Lokumcu'nun, "yoğun ve ölçüsüz gaz nedeniyle hayatını kaybettiğini” ve “devlet eliyle kullanılan kimyasal silah ile öldürüldüğünü” savundu. Olaylarda kullanılan "OC" ve "CS" türü biber gazlarının ölümcül olduğu ve kimyasal silah konvansiyonu 1.5 sırasında yer alan ölümcül sonuçları olan "kimyasal silahlar" kategorisinde yer aldığını belirtilen savunmada, Türkiye'nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi'ne göre de bu gazların kullanılmaması gerektiği vurgulandı. Savunmada, TTB'nin (Türk Tabipler Birliği) Lokumcu'nun ölümüyle kimyasal gaz arasında bağ bulunduğu yönündeki raporu da delil olarak sunuldu ve İçişleri Bakanlığı’nın hizmet kusurunun ağır olduğunu belirterek, gazla ölüm arasında bağlantı bulunduğunu ifade edildi.
HEM EYLEM YAPIP HEM TAZMİNAT İSTENMEZMİŞ!
İçişleri Bakanlığı adına katılan avukat Ahmet Saraç,savunmasında, Lokumcu'nun "kendi kusuru" nedeniyle öldüğü belirtilerek şöyle dedi:
"Hukuka aykırı davranmanın mazereti olamaz.Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunulup,hem de yaralanınca ya da vefat edince devletten tazminat talebinde bulunulması, hukuk sisteminin koruduğu bir hak olmamalıdır. Hiç kimse kendi hukuka aykırı eylemine veya tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği gibi, onun yakınlarının da bundan faydalanması kabul edilemez. Sayın Başbakanımızın mitingi öncesinde kamu düzenini bozan şahıslara gerekli müdahaleyi yapmak suretiyle bozulan kamu düzenini tesis etmiştir. Bu nedenle, meydana gelen olaylarda idarenin hizmet kusuru veya ağır hizmet kusurunun varlığından söz etmeye olanak bulunmamaktadır."
YASA YETKİSİ
“Kusur sorumluluğu, idarenin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olmasına bağlıdır. Oysa ki dava konusu olayda idarenin hizmet kusuru, hele ki ağır hizmet kusuru söz konusu değildir. Güvenlik güçleri kamu düzenini sağlamak ve daha büyük hadiselerin oluşumuna engel olmak için yasaların kendilerine vermiş olduğu her türlü yetkiyi kullanarak gerekli her türlü tedbirleri almışlardır."
GAZ YAŞARTICI MÜHİMMAT
Kullanılan biber gazıyla ilgili ise “Güvenlik güçlerince kullanılan göz yaşartıcı gazlar (OC ve CS), kanun uyarınca toplumsal olayların denetim altında tutulması ve iç karışıklıkların bastırılması da dahil olmak üzere asayişin sağlanması ile ilgili yasaklanmamış amaçlar arasında yer almaktadır. Bu kapsamda geçici etki meydana getiren göz yaşartıcı mühimmatların toplumsal olayları denetim altına alınmak amacıyla kullanılmasında herhangi bir sakınca ve hukuki engel bulunmamaktadır” denildi.
"OLAYLARIN BÜYÜMEMESİ İÇİN ORADAYDI"
Duruşmada Lokumcu'nun oğlu Ulaş Lokumcu müşteki olarak konuştu. Lokumcu, "Babamla telefonda konuştuğumuzda bana 'Hopa'ya gideceğim. Gençler var. Ben gitmezsem olaylar büyür' dedi. 40 dakika sonra onu aradım. 'Çok fazla gaz sıktılar. Ben çok kötü durumdayım' dedi. Sonra da babamı kaybettik. O gün babam göstericiler ve polis arasında barikat olmuş. Olayların büyümemesi için oradaydı. Hakim Bey, ben sizin üzerinize 1 saat gelsem siz de 'yeter' diye bağırırsınız. Babam sadece polislere bunu söyledi.... Biz sadece adalet istiyoruz" dedi.
22 Nisan 2013 Pazartesi
ÜNİVERSİTE YÖNETİMİNE KARŞI MAHKEMEDEN "MEŞRU MÜDAFAA" KARARI
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde 3 Nisan günü karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylar nedeniyle okul bir hafta tatil edilmişti. Ardından olaylara karıştığı ve yanında kesici alet taşıdığı iddiasıyla sol görüşlü öğrenci Haydar Uçar, DTCF Dekanlığı Disiplin Kurulu'nun 4 Mayıs 2012'de verdiği kararla okuldan atıldı. Uçar'ın avukatı Candan Dumrul, Ankara 7. İdare Mahkemesi'ne "yürütmenin durdurulması" talebinde bulundu. Ancak mahkeme talebi reddetti. Bunun üzerine Dumrul, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne itiraz dilekçesi yazdı. Mahkeme ise oybirliğiyle emsal bir karara imza attı.
DÖNER BIÇAĞIYLA SALDIRMIŞ
Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulu tarafından verilen kararda, dosya içindeki görüntülerin incelendiği belirtilerek, "Uçar'ın sabah saatlerinde okula girerken üzerinde kesici alet taşıdığına dair şüpheli bir durumun olmadığı, daha sonra Uçar'ın yemekhaneye giden yolda bir kısım öğrenciyle birlikteyken, bir başka öğrencinin elindeki döner bıçağıyla bu gruba doğru koştuğu, bu kişinin elindeki aletle Uçar'a yöneldiği, bu sırada Uçar'ın elinin boş olduğu, aralarında itişme kakışma olduğu açıkça görülmektedir" denildi.
MEŞRU MÜDAFAAYA GİRER
Olay sırasında "öğrencilerin olduğu yerin kameranın kör noktasına geldiği için görülemediği ancak daha sonraki görüntülerde Uçar'ın elinde kesici bir cisim görüldüğü" belirtilen kararda bu durum şöyle açıklandı: "Uçar'ın elinde bulunan kesici cisim meşru müdafaa sınırları içinde, kesici aleti taşıyan kişiyle itişme sırasında Uçar'ın eline geçtiği, daha sonra bu aleti herhangi bir şekilde kullanmadığı görülmektedir."
Uçar'ın disiplin suçu işlemediği kanaatine varan mahkeme, dava konusu olayı "hukuka ve hakkaniyete" uygun görmedi. Mahkeme oy birliğiyle Uçar'ın itirazını kabul etti ve Ankara 7. İdare Mahkemesi'nin verdiği kararın kaldırılmasına karar verdi.Uçar mahkemenin verdiği bu kararla okuluna geri döndü.
(Çınar ÖZER)
16 Nisan 2013 Salı
ODTÜ'DEKİ "JİTEM" DAVASINDA KARAR - GİZLİ GÖREVLİYİ YAKALAYAN ÖĞRENCİLERE 3'ER YIL 4'ER AY HAPİS
2009 yılında ODTÜ kafeteryasında gizlice fotoğraf çekerken öğrenciler tarafından farkedilen jandarma personelinin şikayeti üzerine açılan davada karar çıktı. Mahkeme, jandarmayı alıkoydukları gerekçesiyle 6 öğrenciyi 3'er yıl 4'er ay hapse mahkum etti. Oyçokluğuyla verilen karara muhalefet eden mahkeme üyesi, öğrencilerin jandarma elemanına karşı bilimsel özerkliğe sahip üniversitede demokratik tepkilerini gösterdiklerini, elemanın öğrenciler tarafından değil, üniversitede görevli güvenlik görevlileri tarafından alıkonulduğunu söyledi. Yargıtay kararı onarsa öğrenciler infaz kanununa göre 2 yıl 2 ay cezaevinde yatacak.
ÇEKİM YAPARKEN YAKALANDI
2009 yılında ODTÜ kafeteryasında cep telefonu ile kayıt yapan bir kişiyi farkeden öğrenciler, kendisinden kimliğini göstermesini istedi. Söz konusu kişi, Ankara Ticaret Odası üyesi Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimliğini gösterdi. Ancak kimliğin sahte olduğunun anlaşılması üzerine Genel Sekreter Vekili Tanju Mehmetoğlu'nun imzasıyla tutulan tutanakta, "Kişinin istihbarat için çalıştığı düşünülmektedir" denildi. Öğrencilere Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimlik gösteren kişinin, gerçekte jandarmada görev yapan Uzman Çavuş Suat Yılmaz olduğu anlaşıldı.
ÖĞRENCİLERE DAVA AÇILDI
Olaydan sonra Yılmaz'ın şikayeti üzerine, 11 öğrenci hakkında, "görev yaptırmamak izin direnmek ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak ve yağma" suçlarından dava açıldı. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava, geçtiğimiz salı günü karara bağlandı. Mahkeme, tüm öğrencilerin, "görev yaptırmamak için direnme ve yağma" suçlarından beraatine karar verirken, 6 öğrenci hakkında "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak" suçundan 3'er yıl 4'er ay hapsine karar verdi.
JANDARMA OLDUĞUNU SÖYLEMİŞ
Oyçokluğuyla verilen bu karara mahkeme üyesi Filiz Yalçın Çiftlik muhalefet etti. Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin Yılmaz'dan kimliğini göstermesini istediklerini, ancak şikayetçinin kimliğini göstermediği, bunun üzerine öğrencilerin şikayetçiden çektiği görüntüleri göstermesini istedikleri belirtilerek, "Şikayetçinin, jandarmada verdiği ifadesinde belirttiği üzere, güvenlik görevlisine gizlice jandarma olduğunu söylediği anlaşılmaktadır" denildi.
ÖĞRENCİLER DEĞİL, GÜVENLİK ALIKOYDU
Öğrencilerin "temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayacak şekilde" gizli görüntülerini alan şikayetçinin kimliğini öğrenmek için çabaladıkları belirtilen muhalefet gerekçesinde, şöyle denildi:
"Kimliğin tespit edilememesi üzerine şikayetçinin şef odasına alındığı ve oraya üniversitenin güvenlik görevlilerinin geldiği sabittir. Güvenlik görevlilerinin görevleri icabı her türlü teçhizata, silaha ve yetkiye sahip olduğu ve gerektiğinde de kullandıkları herkesçe bilinmektedir. Hal böyleyken şikayetçinin güvenlik görevlileriyle birlikte olduğu bir ortamda öğrenciler tarafından hürriyetinden yoksun bırakıldığından söz etmek mümkün değildir."
DEMOKRATİK TEPKİ
Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin kendi görüntülerini çeken, tanımadıkları birisinden kimlik sormaları ve kimliğini göstermemesi üzerine şüphelenmeleriyle başlayan olayda gösterilen bu tepkinin "demokratik" olduğu kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:
"Kaldı ki öğrencilerin bu duruma tepki gösterdikleri, bunun da bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerde demokratik bir tepki olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaati ile sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bu konudaki görüşüne katılmıyorum."
(Çınar ÖZER)
ÇEKİM YAPARKEN YAKALANDI
2009 yılında ODTÜ kafeteryasında cep telefonu ile kayıt yapan bir kişiyi farkeden öğrenciler, kendisinden kimliğini göstermesini istedi. Söz konusu kişi, Ankara Ticaret Odası üyesi Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimliğini gösterdi. Ancak kimliğin sahte olduğunun anlaşılması üzerine Genel Sekreter Vekili Tanju Mehmetoğlu'nun imzasıyla tutulan tutanakta, "Kişinin istihbarat için çalıştığı düşünülmektedir" denildi. Öğrencilere Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimlik gösteren kişinin, gerçekte jandarmada görev yapan Uzman Çavuş Suat Yılmaz olduğu anlaşıldı.
ÖĞRENCİLERE DAVA AÇILDI
Olaydan sonra Yılmaz'ın şikayeti üzerine, 11 öğrenci hakkında, "görev yaptırmamak izin direnmek ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak ve yağma" suçlarından dava açıldı. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava, geçtiğimiz salı günü karara bağlandı. Mahkeme, tüm öğrencilerin, "görev yaptırmamak için direnme ve yağma" suçlarından beraatine karar verirken, 6 öğrenci hakkında "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak" suçundan 3'er yıl 4'er ay hapsine karar verdi.
JANDARMA OLDUĞUNU SÖYLEMİŞ
Oyçokluğuyla verilen bu karara mahkeme üyesi Filiz Yalçın Çiftlik muhalefet etti. Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin Yılmaz'dan kimliğini göstermesini istediklerini, ancak şikayetçinin kimliğini göstermediği, bunun üzerine öğrencilerin şikayetçiden çektiği görüntüleri göstermesini istedikleri belirtilerek, "Şikayetçinin, jandarmada verdiği ifadesinde belirttiği üzere, güvenlik görevlisine gizlice jandarma olduğunu söylediği anlaşılmaktadır" denildi.
ÖĞRENCİLER DEĞİL, GÜVENLİK ALIKOYDU
Öğrencilerin "temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayacak şekilde" gizli görüntülerini alan şikayetçinin kimliğini öğrenmek için çabaladıkları belirtilen muhalefet gerekçesinde, şöyle denildi:
"Kimliğin tespit edilememesi üzerine şikayetçinin şef odasına alındığı ve oraya üniversitenin güvenlik görevlilerinin geldiği sabittir. Güvenlik görevlilerinin görevleri icabı her türlü teçhizata, silaha ve yetkiye sahip olduğu ve gerektiğinde de kullandıkları herkesçe bilinmektedir. Hal böyleyken şikayetçinin güvenlik görevlileriyle birlikte olduğu bir ortamda öğrenciler tarafından hürriyetinden yoksun bırakıldığından söz etmek mümkün değildir."
DEMOKRATİK TEPKİ
Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin kendi görüntülerini çeken, tanımadıkları birisinden kimlik sormaları ve kimliğini göstermemesi üzerine şüphelenmeleriyle başlayan olayda gösterilen bu tepkinin "demokratik" olduğu kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:
"Kaldı ki öğrencilerin bu duruma tepki gösterdikleri, bunun da bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerde demokratik bir tepki olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaati ile sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bu konudaki görüşüne katılmıyorum."
(Çınar ÖZER)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)