23 Mayıs 2013 Perşembe

JANDARMA İSTİHBARATINDA "REYHANLI" VE "HDK"


RedHack adlı hacker grubu dün Twitter hesabından Reyhanlı'da yaşanan bombalı saldırıyla ilgili Jandarma istihbarata ait olduğunu iddia ettiği bazı belgeleri yayınladı.
Hatay İl Jandarma Komutanlığı'nın Merkez İlçe Komutanlığı'na 20 Mayıs Pazartesi günü gönderildiği belirtilen "Gizli" ve "İvedi" damgalı belgelerde, El Kaide yanlısı grupların kullanması için Şanlıurfa plakalı bir araçla patlayıcı madde taşındığı, El Nusra Cephesi'nin bomba yüklü araçlarla Türkiye'de eylem yapacağı iddiaları yer aldı.

EL KAİDE'YE BOMBA MALZEMESİ: "ARAÇLAR ARANIYOR"
Belgelere göre, Hatay İl Jandarma Komutanlığı, 17 Mayıs'ta Genel Komutanlığa gönderdiği bir yazı ile Suriye'de faaliyet yürüten El Kaide yanlısı gruplara ulaştırılmak üzere, 63 E 3... plakalı araç ile patlayıcı yapımında kullanılan yardımcı malzemeler gönderilmesinin planlandığını bildirdi.
20 Mayıs'ta gönderilen başka bir yazıda, konu hakkında teyit ve detaylandırma çalışmalarının devam ettiği ifade edildi.
Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı ise yine 17 Mayıs'ta Genel Komutanlığa gönderdiği ve "teknik, hassas kaynak çalışmalarına" dayandırdığı yazıda Suriye plakalı ve bomba yüklü 4 araçla ilgili bilgiler yer aldı.
Saab, Lancer ve Kia markalı 3 aracın bomba ile tuzaklanmış şekilde hazır olduğu, Türkiye tarafından da bir aracın patlayıcı madde ile küçük ve hassas cihazlar taşıdığı ve bu araçların Suriye güvenlik güçleri tarafından arandığı belirtilen belgede şöyle denildi:

"EL NUSRA TÜRKİYE'DE BOMBALI EYLEM YAPACAK"
"Söz konusu 4 aracın Suriye'ye yönelik bir eylemde kullanılacağı ve 25 Nisan 2013'te alınan Suriye'nin Pakka şehrinde El Nusra Cephesi içerisinde faaliyet gösteren şahıslarca 23 Nisan 2013'te Mazda 323 Kia R markası modeli tespit edilemeyen bir araçla birlikte toplam 3 araca bomba düzeneği yerleştirildiği, bu araçlar ile ülkemize yönelik bir saldırıda kullanılacağı konulu bilgi notunda geçen eylem planlamasıyla paralellik arz ettiği değerlendirilmekle birlikte, son gelişmeler ışığında olayın sınır bölgelerimize ve dolayısıyla ülkemize yönelebileceği bilgisi ilgi Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı ile bildirilmiştir."

"EYLEM T/C"
Başka bir istihbarat yazısında ise, "terörist gruplar" olarak belirtilen bazı gruplara yönelik iddialar yer aldı:
"18 Mayıs 2013'te Munzur, Mercan, Eylem (T/C) adlı terörist gruplar arasında telsiz görüşmesi yapıldığı, Eylem (T/C)nin kod isminden ve görüşme içeriğinden aşırı sol terörist gruplar olabileceği, eylem (T/C)nin kendi şifre tablosunu oluşturduğunu belirterek 'ayrıca buradaki arkadaşlar bir şey bırakmıştı' şeklinde ifadede bulunduğu (muhtemelen BTÖ - bölücü terör örgütü gruplarının - şifre tablosu bıraktığı) ve görüşme esnasında 40. yıl şifresini kullanmak istedikleri, görüşme içerisinde eylem (T/C)nin kod ses şifre tablosu ve görüşme şekli incelendiğinde Eren ve Ekin(M) isimli diğer aşırı sol terörist gruplarından da faaliyet gösterdiği bilgisi ilgi Sivas İl Jandarma Komutanlığı ile bilgilendirilmiştir."

"10 AYNI NOKTAYA SALDIRI YAPILACAK" İHBARI

"19 Mayıs 2013'te Hatay İl Emniyet Müdürlüğü'ne telefon ile yapılan ihbarda, 18 Mayıs 2013'te Hatay Reyhanlı saldırısını planlayan Hoca kod adlı Mihraç Ural'ın evinde toplantı yapıldığı, toplantıya Hoca kod adlı şahısında katıldığı ve toplantıda 10 ayrı noktayı kapsayacak yeni bir saldırı planlandığı, 11 Mayıs 2013'teki saldırıyı organize etmek için aynı gün gece yarısı deniz yolu ile illegal yollardan Samandağ'a geçen Nasır Eskiocak isimli şahsın patlama sonrasında alınan önlemler nedeniyle Suriye'ye geçiş yaptığı, halen Samandağ meydan kırsalında olduğu, bombaların sevkiyatını ve patlama öncesinde Suriye'ye kaçan Balıkçı Cengiz ve Ercan Nasır'ı getirmesi için Samandağ'a gönderildiği, 11 Mayıs 2013'te patlatılan araca Temir D. tarafından yerleştirildiği, Temir'in Suriye'de bir ay patlayıcı eğitimi gördüğü patlayıcıların Suriye'de İbrahim adlı bir komutan aracılığı ile Nisan isimli şahsın aracına taşıtılarak, Samandağ'da balıkçılık yapan Cengiz ve Ercan isimli şahısların tekneleriyle Meydan köyüne gönderildiği, 11 Mayıs 2013'te gerçekleştirilen eylemin ilk önce Ankara Kocatepe Camii olarak planlandığı, ancak son anda Reyhanlı olarak değiştirildiği bilgisi ilgi Jandarma Genel Komutanlığı  ile bildirilmiştir.

DENİZLİ'DEN SİNYAL
İl Jandarma Komutanlığı'ndan Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı'na gönderilen bir başka yazıda ise, Nasır E., Mehmet G., Yusuf B.'nin kullandıkları telefonlar olduğu düşünülen numaralar gönderilerek, Yusuf B.'nin 5-6 Nisan günleri Denizli'deki baz istasyonlarından sinyal verdiği belirtildi.

BARTIN JANDARMASININ  HDK HASSASİYETİ!
Belgeler arasında, HDK (Halkların Demokratik Kongresi) tarafından organize edilen ve Cumartesi günü Ankara'da başlayacak olan "Barış ve Demokrasi" konferanslarıyla ilgili de bazı notlar yer aldı. Basında yer alan konferansla ilgili şu ifadeler kullanıldı:
"Bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan i,le yapılan görüşmelerin ardından Türkiye'de çözüm sürecine girilmesi ile birlikte Avrupa'da, Irak-Erbil şehrinde, Diyarbakır'da ve Ankara'da Barış ve Demokrasi konferansı düzenlenecektir. Bu konferansın ilki Ankara'da çeşitli sivil toplum kuruluşları ve bölücü ve aşırı terör örgütlerinin sempatizanlarının da katılımıyla düzenleneceği bilgisi ilgi Bartın İl Jandarma Komutanlığı ile bildirilmiştir."

KARAYILAN: "TSK İLE TEMAS KURULMAYACAK"
Belgenin devamında Kandil'de yapılan ve Murat Karayılan'ın başkanlığını yaptığı toplantıdan bahsedilerek şöyle denildi:
"BTÖ elebaşlarının katılımı ile Kandil bölgesinde Nisan ayı sonunda bir toplantı yapıldığı, Cemal (K) Murat Karayılan'ın başkanlık ettiği toplantı sonucunda yurt içerisinde bulunan ve Irak kuzey barınma alanlarına çekilecek olan teröristlerin TSK unsurları ile herhangi bir temastan kaçınmaları, TSK unsurlarını rahatsız edecek eylem ve hareketlerden uzak durmaları, sürece zarar verecek herhangi bir durumda eylemi gerçekleştiren teröristlerin sözde askeri mahkemede yargılanıp en ağır şekilde cezalandırılacakları, terörist grupların verilen cevaplara harfiyen uyacakları, sürecin terör örgütü adına propaganda malzemesi yapılması ve süreçten terör örgütünün adına kazançlı çıkması için geri çekilmenin emniyetli, kademeli ve yavaş yapılması, sürecin olumsuz sonuçlanması ve terörist eylemlere yeniden başlanması ihtimali göz önüne alınarak barınma alanlarında yurt içerisine yönelik düzenleme yapılması sözde askeri ve siyasi eğitimlere devam edilmesi, İKYY yetkilileri ile irtibata geçilerek özellikle Mesut Barzani'nin süreçte Türkiye ve terör örgütü arasında arabuluculuğa ikna edilmeye çalışılması, geri çekilmeyi müteakip Suriye kökenli teröristlerin (özellikle sözde tabur, bölük ve takım komutanı seviyesinde) Suriye içerisine gönderilerek sözde askeri faaliyetlerde görevlendirilmeleri kararının alındığı bilgisi ilgi Jandarma Genel Komutanlığı ile bildirilmiştir."


BELGELER TBMM GÜNDEMİNDE
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, RedHack'in dün yayınladığı "Reyhanlı belgelerini" TBMM gündemine taşıdı. Reyhanlı’da 51 vatandaşın hayatını kaybettiği patlamayla ilgili olarak RedHack tarafından yayınlanan ve Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait olduğu iddia edilen gizli ibareli istihbarat raporlarında bomba yüklü araçların El Kaide yanlısı gruplarla irtibatlandırıldığı iddia edildi. Bu iddiayı TBMM gündemine taşıyan CHP'li İnce, Başbakan Erdoğan'dan şu sorulara yanıt istedi:
- RedHack tarafından Türkiye kamuoyuna duyurulan istihbarat raporlarının Jandarma İstihbarat Başkanlığı’na ait olduğu yönündeki iddialar doğru mudur?
- 25 Nisan 2013 tarihinde Türkiye'ye yönelik gerçekleşeceği belirtilen eylem hazırlığına ilişkin istihbarat alındığı yönündeki iddia doğru mudur? Doğru ise bu istihbaratın gereği neden yapılmamış ve 51 yurttaşımızın ölümüne neden olunmuştur?
- Sizin Emniyet ve MİT arasından iletişim kopukluğu yönündeki açıklamanızın dayanağı nedir? Bu istihbarat raporunun gereğinin yerine getirilmemesi midir?
- Bu iddialar doğruysa, sizin ve hükümet adına açıklama yapan Bakanlarınızın Reyhanlı saldırısını Suriye yönetimi ile irtibatlandırmasının istihbarat kaynağı hangi istihbarat örgütüdür?
- Suriyeli muhaliflere yönelik olarak sizin tarafınızdan ifade edilen lojistik destek nedir? Suriyeli muhaliflere bugüne kadar yapılan lojistik desteklerin içeriği nedir? Lojistik destek için Türkiye tarafından harcanan para miktarı nedir? Suriyeli muhaliflere destek vermek için Örtülü ödenekten kaynak kullandınız mı?
(Çınar ÖZER)

22 Mayıs 2013 Çarşamba

METİN LOKUMCU DAVASINDA İÇİŞLERİ BAKANLIĞINDAN SKANDAL SAVUNMA



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim öncesinde yaptığı Hopa mitinginde çıkan olaylarda emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun ölmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı'na açılan tazminat davasında, Lokumcu ailesi avukatları, Lokumcu'nun kullanılan gaz nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek, kullanılan "OC" ve "CS" türü biber gazlarının kimyasal silah konvansiyonu 1.5 sırasında yer alan ölümcül sonuçları olan "kimyasal silahlar" kategorisinde yer aldığını söyledi. Bakanlık ise Lokumcu'nun "kendi kusuru" nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek, "Hukuka aykırı davranmanın mazereti olmaz. Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunup, hem de yaralanınca ya da ölünce devletten tazminat talep etmek, hukuk sisteminin koruduğu bir hak değildir" diye savundu.
Başbakan Erdoğan’ın seçim öncesi Hopa’da düzenlediği miting sırasında çıkan olaylarda hayatını kaybeden emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun ailesinin, İçişleri Bakanlığı'na açtığı 415 bin TL'lik tazminat davasının Ankara 4. İdare Mahkemesi’ndeki duruşması, Lokumcu'nun ikinci ölüm yıl dönümüne 10 gün kala görüldü.

BİBER DEĞİL KİMYASAL SİLAH
Lokumcu ailesinin avukatlarının yaptıkları savunmada, Lokumcu’nun polislerle konuşup durumu sakinleştirmek isterken bir kez daha gaza maruz kaldığı, kardeşi Osman’a, “Nefes alamıyorum” dediği, ambulansa konurken ambulansın altına gaz bombası atıldığı belirtildi. Avukatlar, Lokumcu'nun, "yoğun ve ölçüsüz gaz nedeniyle hayatını kaybettiğini” ve “devlet eliyle kullanılan kimyasal silah ile öldürüldüğünü” savundu. Olaylarda kullanılan "OC" ve "CS" türü biber gazlarının ölümcül olduğu ve kimyasal silah konvansiyonu 1.5 sırasında yer alan ölümcül sonuçları olan "kimyasal silahlar" kategorisinde yer aldığını belirtilen savunmada, Türkiye'nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi'ne göre de bu gazların kullanılmaması gerektiği vurgulandı. Savunmada, TTB'nin (Türk Tabipler Birliği) Lokumcu'nun ölümüyle kimyasal gaz arasında bağ bulunduğu yönündeki raporu da delil olarak sunuldu ve İçişleri Bakanlığı’nın hizmet kusurunun ağır olduğunu belirterek, gazla ölüm arasında bağlantı bulunduğunu ifade edildi.

HEM EYLEM YAPIP HEM TAZMİNAT İSTENMEZMİŞ!
İçişleri Bakanlığı adına katılan avukat Ahmet Saraç,savunmasında, Lokumcu'nun "kendi kusuru" nedeniyle öldüğü belirtilerek şöyle dedi:
"Hukuka aykırı davranmanın mazereti olamaz.Hem devletin kamu düzenini bozmak için eylemde bulunulup,hem de yaralanınca ya da vefat edince devletten tazminat talebinde bulunulması, hukuk sisteminin koruduğu bir hak olmamalıdır. Hiç kimse kendi hukuka aykırı eylemine veya tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği gibi, onun yakınlarının da bundan faydalanması kabul edilemez. Sayın Başbakanımızın mitingi öncesinde kamu düzenini bozan şahıslara gerekli müdahaleyi yapmak suretiyle bozulan kamu düzenini tesis etmiştir. Bu nedenle, meydana gelen olaylarda idarenin hizmet kusuru veya ağır hizmet kusurunun varlığından söz etmeye olanak bulunmamaktadır."

YASA YETKİSİ
“Kusur sorumluluğu, idarenin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olmasına bağlıdır. Oysa ki dava konusu olayda idarenin hizmet kusuru, hele ki ağır hizmet kusuru söz konusu değildir. Güvenlik güçleri kamu düzenini sağlamak ve daha büyük hadiselerin oluşumuna engel olmak için yasaların kendilerine vermiş olduğu her türlü yetkiyi kullanarak gerekli her türlü tedbirleri almışlardır."

GAZ YAŞARTICI MÜHİMMAT
Kullanılan biber gazıyla ilgili ise “Güvenlik güçlerince kullanılan göz yaşartıcı gazlar (OC ve CS), kanun uyarınca toplumsal olayların denetim altında tutulması ve iç karışıklıkların bastırılması da dahil olmak üzere asayişin sağlanması ile ilgili yasaklanmamış amaçlar arasında yer almaktadır. Bu kapsamda geçici etki meydana getiren göz yaşartıcı mühimmatların toplumsal olayları denetim altına alınmak amacıyla kullanılmasında herhangi bir sakınca ve hukuki engel bulunmamaktadır” denildi.

"OLAYLARIN BÜYÜMEMESİ İÇİN ORADAYDI"
Duruşmada Lokumcu'nun oğlu Ulaş Lokumcu müşteki olarak konuştu. Lokumcu, "Babamla telefonda konuştuğumuzda bana 'Hopa'ya gideceğim. Gençler var. Ben gitmezsem olaylar büyür' dedi. 40 dakika sonra onu aradım. 'Çok fazla gaz sıktılar. Ben çok kötü durumdayım' dedi. Sonra da babamı kaybettik. O gün babam göstericiler ve polis arasında barikat olmuş. Olayların büyümemesi için oradaydı. Hakim Bey, ben sizin üzerinize 1 saat gelsem siz de 'yeter' diye bağırırsınız. Babam sadece polislere bunu söyledi.... Biz sadece adalet istiyoruz" dedi.


22 Nisan 2013 Pazartesi

ÜNİVERSİTE YÖNETİMİNE KARŞI MAHKEMEDEN "MEŞRU MÜDAFAA" KARARI


Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde 3 Nisan günü karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan olaylar nedeniyle okul bir hafta tatil edilmişti. Ardından olaylara karıştığı ve yanında kesici alet taşıdığı iddiasıyla sol görüşlü öğrenci Haydar Uçar, DTCF Dekanlığı Disiplin Kurulu'nun 4 Mayıs 2012'de verdiği kararla okuldan atıldı. Uçar'ın avukatı Candan Dumrul, Ankara 7. İdare Mahkemesi'ne "yürütmenin durdurulması" talebinde bulundu. Ancak mahkeme talebi reddetti. Bunun üzerine Dumrul, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne itiraz dilekçesi yazdı. Mahkeme ise oybirliğiyle emsal bir karara imza attı.

DÖNER BIÇAĞIYLA SALDIRMIŞ
Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulu tarafından verilen kararda, dosya içindeki görüntülerin incelendiği belirtilerek, "Uçar'ın sabah saatlerinde okula girerken üzerinde kesici alet taşıdığına dair şüpheli bir durumun olmadığı, daha sonra Uçar'ın yemekhaneye giden yolda bir kısım öğrenciyle birlikteyken, bir başka öğrencinin elindeki döner bıçağıyla bu gruba doğru koştuğu, bu kişinin elindeki aletle Uçar'a yöneldiği, bu sırada Uçar'ın elinin boş olduğu, aralarında itişme kakışma olduğu açıkça görülmektedir" denildi.

MEŞRU MÜDAFAAYA GİRER
Olay sırasında "öğrencilerin olduğu yerin kameranın kör noktasına geldiği için görülemediği ancak daha sonraki görüntülerde Uçar'ın elinde kesici bir cisim görüldüğü" belirtilen kararda bu durum şöyle açıklandı: "Uçar'ın elinde bulunan kesici cisim meşru müdafaa sınırları içinde, kesici aleti taşıyan kişiyle itişme sırasında Uçar'ın eline geçtiği, daha sonra bu aleti herhangi bir şekilde kullanmadığı görülmektedir."
Uçar'ın disiplin suçu işlemediği kanaatine varan mahkeme, dava konusu olayı "hukuka ve hakkaniyete" uygun görmedi. Mahkeme oy birliğiyle Uçar'ın itirazını kabul etti ve Ankara 7. İdare Mahkemesi'nin verdiği kararın kaldırılmasına karar verdi.Uçar mahkemenin verdiği bu kararla okuluna geri döndü.
(Çınar ÖZER)

16 Nisan 2013 Salı

ODTÜ'DEKİ "JİTEM" DAVASINDA KARAR - GİZLİ GÖREVLİYİ YAKALAYAN ÖĞRENCİLERE 3'ER YIL 4'ER AY HAPİS

2009 yılında ODTÜ kafeteryasında gizlice fotoğraf çekerken öğrenciler tarafından farkedilen jandarma personelinin şikayeti üzerine açılan davada karar çıktı. Mahkeme, jandarmayı alıkoydukları gerekçesiyle 6 öğrenciyi 3'er yıl 4'er ay hapse mahkum etti. Oyçokluğuyla verilen karara muhalefet eden mahkeme üyesi, öğrencilerin jandarma elemanına karşı bilimsel özerkliğe sahip üniversitede demokratik tepkilerini gösterdiklerini, elemanın öğrenciler tarafından değil, üniversitede görevli güvenlik görevlileri tarafından alıkonulduğunu söyledi. Yargıtay kararı onarsa öğrenciler infaz kanununa göre 2 yıl 2 ay cezaevinde yatacak.

ÇEKİM YAPARKEN YAKALANDI
2009 yılında ODTÜ kafeteryasında cep telefonu ile kayıt yapan bir kişiyi farkeden öğrenciler, kendisinden kimliğini göstermesini istedi. Söz konusu kişi, Ankara Ticaret Odası üyesi Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimliğini gösterdi. Ancak kimliğin sahte olduğunun anlaşılması üzerine Genel Sekreter Vekili Tanju Mehmetoğlu'nun imzasıyla tutulan tutanakta, "Kişinin istihbarat için çalıştığı düşünülmektedir" denildi. Öğrencilere Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimlik gösteren kişinin, gerçekte jandarmada görev yapan Uzman Çavuş Suat Yılmaz olduğu anlaşıldı.

ÖĞRENCİLERE DAVA AÇILDI
Olaydan sonra Yılmaz'ın şikayeti üzerine, 11 öğrenci hakkında, "görev yaptırmamak izin direnmek ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak ve yağma" suçlarından dava açıldı. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava, geçtiğimiz salı günü karara bağlandı. Mahkeme, tüm öğrencilerin, "görev yaptırmamak için direnme ve yağma" suçlarından beraatine karar verirken, 6 öğrenci hakkında "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak" suçundan 3'er yıl 4'er ay hapsine karar verdi.

JANDARMA OLDUĞUNU SÖYLEMİŞ
Oyçokluğuyla verilen bu karara mahkeme üyesi Filiz Yalçın Çiftlik muhalefet etti. Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin Yılmaz'dan kimliğini göstermesini istediklerini, ancak şikayetçinin kimliğini göstermediği, bunun üzerine öğrencilerin şikayetçiden çektiği görüntüleri göstermesini istedikleri belirtilerek, "Şikayetçinin, jandarmada verdiği ifadesinde belirttiği üzere, güvenlik görevlisine gizlice jandarma olduğunu söylediği anlaşılmaktadır" denildi.

ÖĞRENCİLER DEĞİL, GÜVENLİK ALIKOYDU
Öğrencilerin "temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayacak şekilde" gizli görüntülerini alan şikayetçinin kimliğini öğrenmek için çabaladıkları belirtilen muhalefet gerekçesinde, şöyle denildi:
"Kimliğin tespit edilememesi üzerine şikayetçinin şef odasına alındığı ve oraya üniversitenin güvenlik görevlilerinin geldiği sabittir. Güvenlik görevlilerinin görevleri icabı her türlü teçhizata, silaha ve yetkiye sahip olduğu ve gerektiğinde de kullandıkları herkesçe bilinmektedir. Hal böyleyken şikayetçinin güvenlik görevlileriyle birlikte olduğu bir ortamda öğrenciler tarafından hürriyetinden yoksun bırakıldığından söz etmek mümkün değildir."

DEMOKRATİK TEPKİ
Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin kendi görüntülerini çeken, tanımadıkları birisinden kimlik sormaları ve kimliğini göstermemesi üzerine şüphelenmeleriyle başlayan olayda gösterilen bu tepkinin "demokratik" olduğu kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:
"Kaldı ki öğrencilerin bu duruma tepki gösterdikleri, bunun da bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerde demokratik bir tepki olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaati ile sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bu konudaki görüşüne katılmıyorum."
(Çınar ÖZER)

15 Mart 2013 Cuma

POLİSE TERFİ AİLEYE CEZA


Ankara Keçiören'de 30 Ağustos günü "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden 24 yaşındaki Cem Aygün'ün ölümü protesto etmek için Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne giden Cem'in 6 kız kardeşi, eniştesi ve yeğeni hakkın "adam öldürmeye teşebbüs, basit yaralama, görevi yaptırmamak için direnme, hakaret, mala zarar verme"  suçlarından açılan davada karar verildi.

CAN GÜVENLİĞİ YOKMUŞ!
Duruşmaya Aygün'ün kız kardeşi Nazlıcan Aygün katılırken, bir çok sivil polisin de duruşmayı izlemesi dikkat çekti. Duruşmaya Aygün'ü öldürmekten hakkında dava açılan polis Fatih Yılmaz ile hakkında takipsizlik verilen Olcay Hankulu da katıldı. Aileyle olaydan sonra ilk kez karşılaşan polisler, aile bireylerinin kendilerini tehdit ettiğini ve can güvenliklerinin olmadığını söylediler.

"İNTERNETE YAZ TEHDİTLER ÇIKAR"
Hankulu savunmasında, "Kardeşleri yaralama nedeniyle öldü. Fatih yaraladı. Cuma günü bir gün gözaltında kaldık. Emniyet'i bastıklarında görevdeydim. Olay cumartesi oldu. Şahısları görmedik ama arkadaşlar bizi tehdit ettiklerini söylediler. Ben duymadım. Bizi görmek istemişler. 'O şerefsizleri öldüreceğiz' demişler. Arkadaşlar da buraya sizi almaya gelmişler dedi. Aynı gün televizyonlarda da gördük. Kardeşimizin kanı yerde kalmayacak, hesabı sorulacak gibi sözler ediyorlardı. Hiç doğrudan tehdit almadım. Ama internete 'Cem Aygün' yazarsanız bize yönelik tehdit mesajlarını görürsünüz. Evimin adresini sürekli değiştiriyorum. Sürekli tehdit alıyorum" dedi.

"OLCAY ABİME KATILIYORUM"
Yılmaz ise, "Olcay abimin dediklerine katılıyorum. İlk defa burada karşılaştık. Emniyete geldiklerinden akşam haberim oldu. Sıkıntılı insanlar oldukları belli. Kapıyı zorlamışlar. O şerefsizleri görmek istiyoruz demişler. Olcay abinin dediği gibi basından takip ettik. Yaşlı annem ve babam var. Onlarda televizyondan görmüş. Korkmuşlar. Bazı sitelerden bizi tehdit ediyorlar. Şikayetçiyim" dedi.

GÖZALTINDA TERFİ
Karar duruşmasında, Yılmaz ve Hankulu'nun Aygün'ün ölümüyle sonuçlanan olayın ardından görev yerlerinin değiştirildiği de ortaya çıktı. Sanık avukatlarından Halil İbrahim Vargün, polisleri olayın ardından bir gün gözaltında kaldıktan sonra görevli oldukları Keçiören İlçe Emniyeti'nden alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde Personel Şube'de göreve başlatıldıklarını belirtti.

SON SÖZ YOK
Savunmaların ardından mütalaasını veren savcı İsmail Kırışık, sanıkların tüm suçlardan beraatlerine karar verilmesini talep etti.  Son sözü sorulan sanık Nazlıcan Aygün ise, "Son söz yok artık. İş işten geçti. Yapmadığımız suçlarla yargılanıyoruz" dedi. Mahkeme Aygün'ün eniştesi ve yeğeni hakkında tüm suçlardan beraat kararı verdi. Ancak Aygün'ün kız kardeşleri için ceza istedi.

DARP VE HAKARETTEN CEZA
Mahkeme Aylin, Sonay, Yasemin, Songül, Nazlıcan ve Aynur Aygün için "adam öldürmeye teşebbüs" suçundan beraat kararı verirken, kapıda görevli olan iki polis memurlarına karşı "darp ve hakaret" suç işlediklerini belirterek toplamda 54 bin 480 lira para cezası verdi. Heyet, sanıkların "tekrar suç işlemeyecekleri yönünde olumlu kanaat geşilmediğini" belirterek cezayı ertelemedi.
(Çınar ÖZER)

11 Mart 2013 Pazartesi

"HRANT DİNK'İ DEVLET ÖLDÜRDÜ" DEDİ 301'DEN SORUŞTURMA BAŞLATILDI


Yazar Temel Demirer, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde "Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılamak" ve "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçlarından yargılandığı davanın son duruşmasında, "Ermeni soykırımı vardır. Hrant’ın katili devlettir" dediğini ifade etmiş ve halen aynı görüşte olduğunu açıklamıştı. Dava ise "3. Yargı Paketi" kapsamında ertelenmişti. Ancak Demirer, 19 Şubat günü kararın açıklanmasının ardından adliye önünde yaptığı basın açıklamasında, "Ben üç yıl süresince ’Türkiye’de Ermeni soykırımı vardır’ demezsem, ben üç yıl süresince Türkiye’de ’devlet katildir” demezsem beraat edecekmişim. Hemen şimdi davadan beş dakika sonra, üç yıl beklemeden ’Hrant Dink’in katili devlettir’ diyorum" dedi.

JET HIZIYLA SORUŞTURMA
Bu açıklama üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü bir tutanak hazırladı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Tutanakta, Demirer’in yaptığı açıklamada TCK'nın 301. maddesinde yer alan  "Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılamak" suçu işlediği iddia edildi. Savcılık gönderilen tutanak üzerine Demirer hakkında yeniden soruşturma başlattı.

"HRANT'IN KATİLİ DEVLETTİR"
Söz konusu tutanakta şu ifadelere yer verildi:
"Ben üç yıl süresince 'Türkiye’de Ermeni soykırımı vardır' demezsem, ben üç yıl süresince Türkiye’de 'devlet katildir' demezsem beraat edecekmişim. Hemen şimdi davadan beş dakika sonra, üç yıl beklemeden 'Hrant Dink’in katili devlettir' diyorum. Ayrıca 'Bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur' diyorum. Eğer adliye, eğer kolluk güçleri, eğer davamı erteleyen adaletsizlik bakanlığı bana dava açmazsa, suç işlemiş olacaktır. Ben burada kimseyi suça falan davet etmiyorum. Benim söylediğim şey şu, bu ülkede fikirlere pranga vurulamaz. Özgür düşünce benim İsmail Beşikçi’den, özgür düşünce benim Fikret Başkaya’dan, özgür düşünce benim Baskın Oran’dan öğrendiğim üzere dik durmaktır. Bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur. Hrant’ın katili devlettir. Bunlar benim düşüncelerimdir. Hadi gücünüz yetiyorsa bir kez daha yargılayın beni."

"ALO.. KIZINIZ ŞU AN EYLEMDE BİLGİNİZ OLSUN"


Ankara Gençlik Derneği üyesi biri lise, dördü üniversitede okuyan 5 öğrenci, kendilerini Terörle Mücadele polisleri olarak tanıtan bazı kişilerin ailelerini aradıklarını, hatta ailelerini kendileri hakkında konuşmak için Emniyet'e çağırdıklarını iddia etti. 5 öğrenci savcılığa giderek bu kişiler hakkında "görevi kötüye kullanma ve tehdit" suçlamasıyla şikayetçi oldu. Savcılık iddialarla ilgili soruşturma başlattı.

"KONU ÖNEMLİ EMNİYETE GELİN"
0539 551 ** **, 0507 934 ** **, 0553 243 ** ** gibi numaralardan farklı isimlerle ailelerinin arandığını belirten öğrenciler, ailelerinin tehdit edildiğini iddia etti.
C.K.  verdiği suç duyurusu dilekçesinde,  yaklaşık 6 ay önce babasının arandığını belirterek, "Babamı telefonla arayıp çok önemli bir konu hakkında görüşeceklerini söylemişler ve emniyete çağırmışlar. Babam emniyete gittiğinde önüne bir dosya konulmuş ve dosyada benim katıldığım yasal, demokratik eylemlerden alınmış fotoğraflar varmış. Babam ise duruma itiraz ederek 'bunların suç teşkil etmeyeceğini' belirtmiş. İstedikleri cevabı alamayınca da babamı, beni tutuklamakla tehdit etmeye başlamışlar. Bu durum açık bir biçimde kolluk kuvvetlerinin görevi kötüye kullanma suçunu işlediğini ortaya koymaktadır" dedi.

"ARKADAŞLARINA DİKKAT ETSİN"
Derneğe birlikte gittiği arkadaşının da ailesinin arandığını belirten C.K, "Ailem tehdit edildiği kadar sınıf arkadaşlarımın ve çevremdeki insanların aileleri de tehdit edilmektedir. Derneğe gitmemizin ardından Terörle Mücadele Polisleri H.L'nin de ailesinin evine gidip ailesine benimle ilgili çeşitli fotoğraflar gösterip 'Kızınız arkadaşlarına dikkat etsin, şu an bir teröristle arkadaşlık yapıyor' gibi iddialarda bulunmuşlardır. Ve benimle birlikte arkadaşlık yapmaya devam ederse kızlarının da tutuklanabileceği şeklinde tehdit etmişlerdir" dedi.

"OKULA GELEMİYORLAR"
Şikayetçi öğrencilerden Ü.B ise, parasız eğitim için düzenlenen bir eyleme gittiği gün ailesinin aranarak, "Kızınız şu anda eylemde bilginiz olsun. Siz gereğini yapmayacaksanız biz yapacağız" dendiğini iddia etti.  Ailesinden uzakta okuduğunu ve gelen telefonlar nedeniyle tedirgin olduklarını anlatan Ü.B, başka arkadaşlarının da arandığını hatta bazı ailelerin telefonlardan sonra çocuklarını okuldan almayı bile düşündüklerini söyledi.
(Çınar ÖZER)