2009 yılında ODTÜ kafeteryasında gizlice fotoğraf çekerken öğrenciler tarafından farkedilen jandarma personelinin şikayeti üzerine açılan davada karar çıktı. Mahkeme, jandarmayı alıkoydukları gerekçesiyle 6 öğrenciyi 3'er yıl 4'er ay hapse mahkum etti. Oyçokluğuyla verilen karara muhalefet eden mahkeme üyesi, öğrencilerin jandarma elemanına karşı bilimsel özerkliğe sahip üniversitede demokratik tepkilerini gösterdiklerini, elemanın öğrenciler tarafından değil, üniversitede görevli güvenlik görevlileri tarafından alıkonulduğunu söyledi. Yargıtay kararı onarsa öğrenciler infaz kanununa göre 2 yıl 2 ay cezaevinde yatacak.
ÇEKİM YAPARKEN YAKALANDI
2009 yılında ODTÜ kafeteryasında cep telefonu ile kayıt yapan bir kişiyi farkeden öğrenciler, kendisinden kimliğini göstermesini istedi. Söz konusu kişi, Ankara Ticaret Odası üyesi Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimliğini gösterdi. Ancak kimliğin sahte olduğunun anlaşılması üzerine Genel Sekreter Vekili Tanju Mehmetoğlu'nun imzasıyla tutulan tutanakta, "Kişinin istihbarat için çalıştığı düşünülmektedir" denildi. Öğrencilere Şeyhmus Çelik adına hazırlanmış kimlik gösteren kişinin, gerçekte jandarmada görev yapan Uzman Çavuş Suat Yılmaz olduğu anlaşıldı.
ÖĞRENCİLERE DAVA AÇILDI
Olaydan sonra Yılmaz'ın şikayeti üzerine, 11 öğrenci hakkında, "görev yaptırmamak izin direnmek ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak ve yağma" suçlarından dava açıldı. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava, geçtiğimiz salı günü karara bağlandı. Mahkeme, tüm öğrencilerin, "görev yaptırmamak için direnme ve yağma" suçlarından beraatine karar verirken, 6 öğrenci hakkında "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak" suçundan 3'er yıl 4'er ay hapsine karar verdi.
JANDARMA OLDUĞUNU SÖYLEMİŞ
Oyçokluğuyla verilen bu karara mahkeme üyesi Filiz Yalçın Çiftlik muhalefet etti. Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin Yılmaz'dan kimliğini göstermesini istediklerini, ancak şikayetçinin kimliğini göstermediği, bunun üzerine öğrencilerin şikayetçiden çektiği görüntüleri göstermesini istedikleri belirtilerek, "Şikayetçinin, jandarmada verdiği ifadesinde belirttiği üzere, güvenlik görevlisine gizlice jandarma olduğunu söylediği anlaşılmaktadır" denildi.
ÖĞRENCİLER DEĞİL, GÜVENLİK ALIKOYDU
Öğrencilerin "temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayacak şekilde" gizli görüntülerini alan şikayetçinin kimliğini öğrenmek için çabaladıkları belirtilen muhalefet gerekçesinde, şöyle denildi:
"Kimliğin tespit edilememesi üzerine şikayetçinin şef odasına alındığı ve oraya üniversitenin güvenlik görevlilerinin geldiği sabittir. Güvenlik görevlilerinin görevleri icabı her türlü teçhizata, silaha ve yetkiye sahip olduğu ve gerektiğinde de kullandıkları herkesçe bilinmektedir. Hal böyleyken şikayetçinin güvenlik görevlileriyle birlikte olduğu bir ortamda öğrenciler tarafından hürriyetinden yoksun bırakıldığından söz etmek mümkün değildir."
DEMOKRATİK TEPKİ
Muhalefet gerekçesinde, öğrencilerin kendi görüntülerini çeken, tanımadıkları birisinden kimlik sormaları ve kimliğini göstermemesi üzerine şüphelenmeleriyle başlayan olayda gösterilen bu tepkinin "demokratik" olduğu kaydedilerek, şu ifadelere yer verildi:
"Kaldı ki öğrencilerin bu duruma tepki gösterdikleri, bunun da bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerde demokratik bir tepki olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaati ile sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bu konudaki görüşüne katılmıyorum."
(Çınar ÖZER)
16 Nisan 2013 Salı
15 Mart 2013 Cuma
POLİSE TERFİ AİLEYE CEZA
Ankara Keçiören'de 30 Ağustos günü "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden 24 yaşındaki Cem Aygün'ün ölümü protesto etmek için Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne giden Cem'in 6 kız kardeşi, eniştesi ve yeğeni hakkın "adam öldürmeye teşebbüs, basit yaralama, görevi yaptırmamak için direnme, hakaret, mala zarar verme" suçlarından açılan davada karar verildi.
CAN GÜVENLİĞİ YOKMUŞ!
Duruşmaya Aygün'ün kız kardeşi Nazlıcan Aygün katılırken, bir çok sivil polisin de duruşmayı izlemesi dikkat çekti. Duruşmaya Aygün'ü öldürmekten hakkında dava açılan polis Fatih Yılmaz ile hakkında takipsizlik verilen Olcay Hankulu da katıldı. Aileyle olaydan sonra ilk kez karşılaşan polisler, aile bireylerinin kendilerini tehdit ettiğini ve can güvenliklerinin olmadığını söylediler.
"İNTERNETE YAZ TEHDİTLER ÇIKAR"
Hankulu savunmasında, "Kardeşleri yaralama nedeniyle öldü. Fatih yaraladı. Cuma günü bir gün gözaltında kaldık. Emniyet'i bastıklarında görevdeydim. Olay cumartesi oldu. Şahısları görmedik ama arkadaşlar bizi tehdit ettiklerini söylediler. Ben duymadım. Bizi görmek istemişler. 'O şerefsizleri öldüreceğiz' demişler. Arkadaşlar da buraya sizi almaya gelmişler dedi. Aynı gün televizyonlarda da gördük. Kardeşimizin kanı yerde kalmayacak, hesabı sorulacak gibi sözler ediyorlardı. Hiç doğrudan tehdit almadım. Ama internete 'Cem Aygün' yazarsanız bize yönelik tehdit mesajlarını görürsünüz. Evimin adresini sürekli değiştiriyorum. Sürekli tehdit alıyorum" dedi.
"OLCAY ABİME KATILIYORUM"
Yılmaz ise, "Olcay abimin dediklerine katılıyorum. İlk defa burada karşılaştık. Emniyete geldiklerinden akşam haberim oldu. Sıkıntılı insanlar oldukları belli. Kapıyı zorlamışlar. O şerefsizleri görmek istiyoruz demişler. Olcay abinin dediği gibi basından takip ettik. Yaşlı annem ve babam var. Onlarda televizyondan görmüş. Korkmuşlar. Bazı sitelerden bizi tehdit ediyorlar. Şikayetçiyim" dedi.
GÖZALTINDA TERFİ
Karar duruşmasında, Yılmaz ve Hankulu'nun Aygün'ün ölümüyle sonuçlanan olayın ardından görev yerlerinin değiştirildiği de ortaya çıktı. Sanık avukatlarından Halil İbrahim Vargün, polisleri olayın ardından bir gün gözaltında kaldıktan sonra görevli oldukları Keçiören İlçe Emniyeti'nden alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde Personel Şube'de göreve başlatıldıklarını belirtti.
SON SÖZ YOK
Savunmaların ardından mütalaasını veren savcı İsmail Kırışık, sanıkların tüm suçlardan beraatlerine karar verilmesini talep etti. Son sözü sorulan sanık Nazlıcan Aygün ise, "Son söz yok artık. İş işten geçti. Yapmadığımız suçlarla yargılanıyoruz" dedi. Mahkeme Aygün'ün eniştesi ve yeğeni hakkında tüm suçlardan beraat kararı verdi. Ancak Aygün'ün kız kardeşleri için ceza istedi.
DARP VE HAKARETTEN CEZA
Mahkeme Aylin, Sonay, Yasemin, Songül, Nazlıcan ve Aynur Aygün için "adam öldürmeye teşebbüs" suçundan beraat kararı verirken, kapıda görevli olan iki polis memurlarına karşı "darp ve hakaret" suç işlediklerini belirterek toplamda 54 bin 480 lira para cezası verdi. Heyet, sanıkların "tekrar suç işlemeyecekleri yönünde olumlu kanaat geşilmediğini" belirterek cezayı ertelemedi.
(Çınar ÖZER)
11 Mart 2013 Pazartesi
"HRANT DİNK'İ DEVLET ÖLDÜRDÜ" DEDİ 301'DEN SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Yazar Temel Demirer, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde "Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılamak" ve "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçlarından yargılandığı davanın son duruşmasında, "Ermeni soykırımı vardır. Hrant’ın katili devlettir" dediğini ifade etmiş ve halen aynı görüşte olduğunu açıklamıştı. Dava ise "3. Yargı Paketi" kapsamında ertelenmişti. Ancak Demirer, 19 Şubat günü kararın açıklanmasının ardından adliye önünde yaptığı basın açıklamasında, "Ben üç yıl süresince ’Türkiye’de Ermeni soykırımı vardır’ demezsem, ben üç yıl süresince Türkiye’de ’devlet katildir” demezsem beraat edecekmişim. Hemen şimdi davadan beş dakika sonra, üç yıl beklemeden ’Hrant Dink’in katili devlettir’ diyorum" dedi.
JET HIZIYLA SORUŞTURMA
Bu açıklama üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü bir tutanak hazırladı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Tutanakta, Demirer’in yaptığı açıklamada TCK'nın 301. maddesinde yer alan "Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılamak" suçu işlediği iddia edildi. Savcılık gönderilen tutanak üzerine Demirer hakkında yeniden soruşturma başlattı.
"HRANT'IN KATİLİ DEVLETTİR"
Söz konusu tutanakta şu ifadelere yer verildi:
"Ben üç yıl süresince 'Türkiye’de Ermeni soykırımı vardır' demezsem, ben üç yıl süresince Türkiye’de 'devlet katildir' demezsem beraat edecekmişim. Hemen şimdi davadan beş dakika sonra, üç yıl beklemeden 'Hrant Dink’in katili devlettir' diyorum. Ayrıca 'Bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur' diyorum. Eğer adliye, eğer kolluk güçleri, eğer davamı erteleyen adaletsizlik bakanlığı bana dava açmazsa, suç işlemiş olacaktır. Ben burada kimseyi suça falan davet etmiyorum. Benim söylediğim şey şu, bu ülkede fikirlere pranga vurulamaz. Özgür düşünce benim İsmail Beşikçi’den, özgür düşünce benim Fikret Başkaya’dan, özgür düşünce benim Baskın Oran’dan öğrendiğim üzere dik durmaktır. Bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur. Hrant’ın katili devlettir. Bunlar benim düşüncelerimdir. Hadi gücünüz yetiyorsa bir kez daha yargılayın beni."
"ALO.. KIZINIZ ŞU AN EYLEMDE BİLGİNİZ OLSUN"
Ankara Gençlik Derneği üyesi biri lise, dördü üniversitede okuyan 5 öğrenci, kendilerini Terörle Mücadele polisleri olarak tanıtan bazı kişilerin ailelerini aradıklarını, hatta ailelerini kendileri hakkında konuşmak için Emniyet'e çağırdıklarını iddia etti. 5 öğrenci savcılığa giderek bu kişiler hakkında "görevi kötüye kullanma ve tehdit" suçlamasıyla şikayetçi oldu. Savcılık iddialarla ilgili soruşturma başlattı.
"KONU ÖNEMLİ EMNİYETE GELİN"
0539 551 ** **, 0507 934 ** **, 0553 243 ** ** gibi numaralardan farklı isimlerle ailelerinin arandığını belirten öğrenciler, ailelerinin tehdit edildiğini iddia etti.
C.K. verdiği suç duyurusu dilekçesinde, yaklaşık 6 ay önce babasının arandığını belirterek, "Babamı telefonla arayıp çok önemli bir konu hakkında görüşeceklerini söylemişler ve emniyete çağırmışlar. Babam emniyete gittiğinde önüne bir dosya konulmuş ve dosyada benim katıldığım yasal, demokratik eylemlerden alınmış fotoğraflar varmış. Babam ise duruma itiraz ederek 'bunların suç teşkil etmeyeceğini' belirtmiş. İstedikleri cevabı alamayınca da babamı, beni tutuklamakla tehdit etmeye başlamışlar. Bu durum açık bir biçimde kolluk kuvvetlerinin görevi kötüye kullanma suçunu işlediğini ortaya koymaktadır" dedi.
"ARKADAŞLARINA DİKKAT ETSİN"
Derneğe birlikte gittiği arkadaşının da ailesinin arandığını belirten C.K, "Ailem tehdit edildiği kadar sınıf arkadaşlarımın ve çevremdeki insanların aileleri de tehdit edilmektedir. Derneğe gitmemizin ardından Terörle Mücadele Polisleri H.L'nin de ailesinin evine gidip ailesine benimle ilgili çeşitli fotoğraflar gösterip 'Kızınız arkadaşlarına dikkat etsin, şu an bir teröristle arkadaşlık yapıyor' gibi iddialarda bulunmuşlardır. Ve benimle birlikte arkadaşlık yapmaya devam ederse kızlarının da tutuklanabileceği şeklinde tehdit etmişlerdir" dedi.
"OKULA GELEMİYORLAR"
Şikayetçi öğrencilerden Ü.B ise, parasız eğitim için düzenlenen bir eyleme gittiği gün ailesinin aranarak, "Kızınız şu anda eylemde bilginiz olsun. Siz gereğini yapmayacaksanız biz yapacağız" dendiğini iddia etti. Ailesinden uzakta okuduğunu ve gelen telefonlar nedeniyle tedirgin olduklarını anlatan Ü.B, başka arkadaşlarının da arandığını hatta bazı ailelerin telefonlardan sonra çocuklarını okuldan almayı bile düşündüklerini söyledi.
(Çınar ÖZER)
23 Şubat 2013 Cumartesi
ÖRGÜT ÜYELİĞİNE DELİL GRUP YORUM BİLETİ SATMAK
Çoğu KESK'e bağlı sendikalara üye olan 33 kişi dün Emniyet'teki işlemlerinin bitmesinin ardından adliyeye sevk edildi. TMK'nın 10. maddesiyle görevli soruşturma savcısı Çetin Durak'a ifade veren şüphelilere sorgularında katıldıkları yasal eylemeler ve basın açıklamaların soruldu. Aramalarda herhangi bir silah bulunmazken, yasal dergi ve kitaplara "delil" olarak el konuldu.
KONSER SENİ NEDEN İLGİLENDİRİYOR?
Şüphelilere sorguda Grup Yorum biletlerini neden sattıkları sorulurken şöyle denildi: "Örgütün kültürel alan yapılanması olduğu terör örgütü üyeliğinden dolayı bir kısım elemanı hakkında kamu davası açılan Grup Yorum isimli müzik grubunun konseri sizin neden ilgilendirmektedir? Elde edilen geliri kime vermektesiniz?"
Şüpheli Mustafa Anıl'a, Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen "Parasız Eğitim, Sınavsız Gelecek Hakkımızı İstiyoruz, Alacağız" kampanya kapsamında Yüksel Caddesi'nden meclise yürümek isteyen eylemciler ile polis arasında çıkan olaylar sonucu yaralanan ve Çağ Hastanesi'ne götürülen 3 eylemciyle ilgili yaptığı telefon konuşmaları gösterilerek, "bu şahısların durumu sizi neden ilgilendiriyor" diye soruldu.
Şüphelilere sorulan diğer sorular ise şöyle:
- 9 Mayıs Günü Yüksel caddesinde yapılan eylemde, 'halkız, haklıyız, kazanacağız" şeklindeki sloganı atmanızdaki amacınız nedir?
- Geleneksel 5. Bahar Pikniği adı altında düzenlenen etkinliği kimler organize etti, pikniğe katılmanızı sizden kim istedi?
- 17-18 Kasım 2011'de Eğitim Sen Genel Merkezinde yapılan toplantının içeriği nedir? Toplantıda hangi konular görüşülerek karara bağlandı?
- 4+4+4 eylemine neden katıldınız?
- İşten atılan Cansel Malatyalıya neden destek verdiniz?
- 20 Mayıs günü BES Ankara 1 Nolu şubesinde kahvaltı adı altında toplantılar düzenlediğiniz tespit edilmiştir. Söz konusu kahvaltı ne amaçla kimler tarafından organize edildi, kahvaltıda görüşülen konular nedir?
-(Büyük Direniş 122 Şehit, Büyük Direniş 2 Aydınlarla Tartışmalar, Belgeler Fotoğraflar, Anılar Mektuplar, Ayçe İdil Erkmen, Sana Geldik Ali, Birleşelim, Savaşalım, Kazanalım 1-2-3 isimli kitaplar ile Yeni Kurtuluş ve Yürüyüş dergileri) DHKP-C terör örgütünün fikir ve görüşlerini içeren, yapılan incelemelerinde örgütsel ifade, söylemlerin bulunduğu kitap ve dergileri okumanızı size kim tavsiye etti? Adı geçen yayınları ne zamandan bu yana okumaktasınız?
(Çınar ÖZER)
"DEVRİMCİ MEMURLARA" OPERASYON
Ankara ve İstanbul'un da aralarında bulunduğu 28 ilde çoğunluğu KESK ve KESK'e bağlı sendikalara üye olan 167 kişi hakkında DHKP/C örgütüne üye oldukları iddiasıyla gözaltı kararı verildi. İllerde sabah saatlerinde, kişilerin evlerine operasyonlar yapıldı.
16 ÖĞRETMEN
Ankara’da gözaltına alınanlar 31 kişi arasında 16 öğretmen, 2 hemşire ve bir sağlık memuru olduğu, 3’ünün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2’sinin Karayolları Genel Müdürlüğü, birinin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, birinin Çankaya Belediyesi, birinin PTT, birinin Yüksek Seçim Kurulu, birinin Devlet Malzeme Ofisi, birinin Maliye Bakanlığı ve birinin de vergi dairesinde görev yaptığı bildirildi.
KARA 5 GÜN ÖNCE ÇIKMIŞ
Antalya'da gözaltına alınan KESK Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek hakkında verilen arama kararının, 15 Şubat günü Özgürlük Hakimi Halil İbrahim Kütük tarafından verildiği ortaya çıktı. Kararda, yapılan operasyon'un 24 Aralık 2010'da İstanbul'da Yürüyüş dergisinde yapılan aramada el konulan bazı belgelerle gözaltına alınana kişilerin isimleri olduğu belirtildi. Mahkeme kararında, belgelerin incelenmesi sonucu "Devrimci Memur Hareketi" isimli bir klasör içinde, "Akdeniz, Çukurova, Dersim, Ege, İç Anadolu, Karadeniz, Kürdistan, Marmara" isimli dosyaların bulunduğu ifade edildi.
EMNİYET İHBARI
Kararda, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün suç duyurusu üzerine listede adı geçenlerin Ankara ve diğer illerdeki ilişki ve irtibatlarının tespiti ve faaliyetlerinin deşifre edilebilmesi için soruşturma başlatıldığı ifade edildi ve bu kapsamda 21 Mart 2012'de bu yana yapılan teknik takipler sonucu listede isimleri bulunanların Halk Cephesi, İdil Can Kültür Merkezi, Çankaya Kültür Derneği, Hüseyingazi Kültür Derneği, BES 1 Nolu Şube, KESK ile irtibatlı faaliyette bulundukları kaydedildi.
"AŞURE GÜNÜ" ÖRGÜTLENMESİ!
Kararda listede ismi geçenlerin, yapılan kamp, piknik, aşure günü, spor turnuvası ve konserlere katılmaları delil olarak gösterilirken, bu etkinliklere "motiv/motivasyon sağlamak, örgüte eleman temin etmek ve gelir elde etmek için" katıldıkları iddia edildi. Ayrıca, Alevi derneklerine sızmaya çalıştıkları iddia edilerek, derneklerin organize ettiği Maraş anması ve Sivas davasının zaman aşımından düşmesi nedeniyle yapılan eyleme Devrimci Alevi Komitesi pankartıyla katılmaları belirtildi.
DERGİLERE EL KONULDU
Ankara’da 31 kişi gözaltına alınarak Emniyet'e götürüldü. KESK Genel Merkezi'nde Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek'in hareketin Türkiye sorumlusu olduğu iddia edildi. KESK Genel Merkezi'nde Şimşek'in odasında yaklaşık 4 saat yapılan aramalarda, Tavır ve Yürüyüş dergileri ve bazı CD'lere el konuldu. Ankara'da ODTÜ’de akademisyen olan Oğuz Demirel ve Zübeyde Hanım Doğumhanesinde görevli ve meme kanseri olduğu için kemoterapi gören hemşire Leyla Durmaz'da gözaltına alındı.
ANKARA’YA GETİRİLMEYECEKLER
Soruşturmanın TMK'nın (Terörle Mücadele Kanunu) 10. maddesiyle görevli Ankara Cumhuriyet Savcısı Durak Çetin tarafından yürütüldüğü öğrenildi. Ancak illerde gözaltına alınan şüphelilerin Ankara’ya getirilmeden bulundukları illerde TMK savcılarına ifade verecekleri belirtildi.
İTİBARSIZLAŞTIRMA OPERASYONU
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, KESK Genel Merkezi’ne gelerek gelerek, yapılan aramalarla ilgili bilgili aldı. Tanrıkulu, KESK’in 23 yıldır Türkiye’de demokrasi mücadelesi verdiğini, kamu emekçilerinin en örgütlü sendikası olduğunu belirtti. KESK’in Türkiye’nin her yerinde hak ve özgürlük mücadelesi yürüttüğünü ifade eden Tanrıkulu, "Bir yıldan fazla zamandır özellikle KESK’e karşı hükümetin yürüttüğü bir itibarsız hale getirme, faaliyetlerini kriminal hale getirme operasyonu var. Bugün yapılan operasyon da bunun bir parçası" dedi. KESK Genel Başkanı Lami Özgen, bu tür operasyonların, yıllardır verdikleri mücadeleyi itibarsızlaştırma, etkisiz hale getirme amacıyla yapıldığını belirterek, "Yıllardır hukuksuz şekilde bizi izlediğinizi, dinlediğinizi biliyoruz. Buna gerek duymayın, hangi bilgi ve belgeye ihtiyaç duyuyorsanız istediğiniz zaman çekinmeden size verebiliriz" dedi.
(Çınar ÖZER)
7 Şubat 2013 Perşembe
SAVCININ İDDİANAMESİ ÇÖKTÜ CEM AYGÜN'Ü ÖLDÜREN POLİSLER GÖZALTINDA DEĞİLMİŞ
Polis kurşunuyla ölen Cem Aygün'ün ailesi hakkında Cem'i öldüren polisleri "öldürmeye teşebbüsü" suçundan açılan davada Emniyetten mahkemeye iddianameyi yalanlar nitelikte bir belge gönderildi. İddianamede polislerin Emniyette nezarette olduğu ve ailenin de polisleri öldürmek için Emniyete gittikleri yazılırken, Emniyet, polislerin o gün nezarette olmadığına dair mahkemeye yazı gönderdi.
Ankara Keçiören'de 30 Ağustos günü "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle polisin açtığı ateş sonucu Cem Aygün hayatını kaybetti. Şüpheli olan polisler Fatih Yılmaz ve Olcay Hankulu hakkında başlatılan soruşturma ilerlemezken Aygün'ün ölümünü protesto etmek için Emniyete giden 6 kız kardeşi, eniştesi ve yeğenine hakkında "basit yaralama, görevi yaptırmamak için direnme, mala zarar verme" gibi suçların yanında bir de "adam öldürmeye teşebbüs" suçundan dava açıldı. Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bugün yapılacak ikinci duruşmasından önce, Emniyet mahkemeye, iddianameyi adeta yalanlayan bir belge gönderdi.
POLİSLER GÖZALTINDA DEĞİLDİ
Savcı Hatice Çetin, hazırladığı iddianamede aile bireylerinin 1 Temmuz 2012'de "fikir birliği içinde" Ankara'ya gelerek emniyetin önüne gitmelerindeki amaçlarını, "Olay tarihinde Emniyet Müdürlüğünde tutulan şüpheli polis memurunun (Fatih Yılmaz) yaptığı bu olay nedeniyle onu öldürmek" olarak belirtmişti. Çetin iddianamenin başka bir yerinde ailenin yine "Devlet koruması altında bulunan şüpheli polis memurunu öldürmeye yönelik amaç içinde olduklarını" belirtmişti.
Mahkemenin ilk duruşmasında ailenin avukatı Murat Yılmaz, adam öldürmeye teşebbüse suçuna ilişkin herhangi bir delil olmadığını, "savcının niyet okuma" yaptığını belirterek, iddianamenin "derhal" reddedilmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etmezken, Emniyetten polislerin o gün gözaltında olup olmadığının sorulmasını istedi. Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Keçiören İlçe Emniyet Müdürlüğü'nden beklenen cevap geldi. Gönderilen yazıda iddianamenin aksine, gözaltına alınan polislerin 1 Temmuz'da Emniyette olmadıkları, 31 Ağustos günü serbest bırakıldıklarını belirtildi. Yani iddianamede "adam öldürmeye teşebbüs" suçunun dayanağı olan iddia, Emniyet tarafından çürütülmüş oldu.
Yılmaz, Emniyetten gelen bu yazı nedeniyle, iddianameyi hazırlayan savcı hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirtti.
(Çınar ÖZER)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)