22 Kasım 2012 Perşembe

12 EYLÜL DAVASI - TARİHİ DAVADA TARİHİ OTURUM - DARBECİLER "GÖRÜNTÜDE" SANIK


12 Eylül darbesinin mimarları eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile eski Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya'nın yargılandığı davada tarihi bir oturum yaşandı. Sanıkların hastane yatağından video konferans yoluyla katıldıkları duruşmada, kimlik tespiti yapıldı ve iddianame okundu. Duruşmada bugün sanıkların savunma yapması bekleniyor.
Ankara GATA'da (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) tedavi altında olan Evren ile İstanbul GATA'da yatan Şahinkaya video konferans sistemiyle "görüntüleriyle" duruşmaya katıldı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık avukatı Hayri Acar, Başbakanlık, TBMM, CHP, MHP, DİSK ve Hak-İş’in de aralarında olduğu tüzel kişi temsilcileri ile avukatlar ve müdahillik talebinde bulunanlar katıldı.

Sanıkların görüntüleri, sesli ve görüntülü sistem ile duruşma salonuna kurulan 4 LCD ekrana yansıtıldı. İlk olarak Şahinkaya’nın beyaz gömlek üzerine siyah trikoyla yatağında görüntüsünü gördü. Şahinkaya, yatağında yarı oturur vaziyette ve üzerine bir örtü çekili görünürken, Evren hemşiresi tarafından başından ve bacaklarından desteklenerek yatağına yatırıldı. Üzerinde siyah pijama takımı bulunduğu gözlenen Evren'in yatağının arkası 90 dereceye yakın kaldırılarak yüzünün kameraya görünmesi sağlandı.

"MİT KAYIT YAPIYOR"

Müdahil avukatı Ömer Kavili, salonda önceki celse MİT'e ait kayıt sistemi bulunduğunu ileri sürerek, bu sistemin kaldırılmasını ya da kayıtların bir suretinin avukatlara verilmesini istedi. Başkan İnce ise mahkemedeki sistemin, bir başka davadaki "gizli tanık" dinlenmesi için kurulduğunu belirtti ve "Salona bahsettiğiniz tarzda bir müdahalenin olması mümkün değildir. Ben sizin iyi niyetli olduğunuzu düşünüyordum ama haksız eleştirilerle duruşmanın uzamasına sebep oluyorsunuz" dedi.
Kavili görüntülere ilişkin şu itirazları yöneltti:
"Kadraj iyi değil. Sanıkların yüzlerini, beden dillerini göremiyoruz. Kameralar tüm odayı dolansın, bulundukları yerleri göremiyoruz. Sanıkların yanında müdahil avukatlarından ikisinin hazır bulunmasını istemiştik, bu reddedilmişti. Oysa sanığın avukatı bulunmaktadır. Gerçekleştirilen teknik bağlantı yüzeysel ve hukukun ilkelerini çiğnemektedir. Sanıkların beden dilini göremememiz, bulunduğu ortamın sesini duyamamamız ve teknisyenin kadrajına teslim edilmiş olmamızı kabul edemeyiz.”
Avukat Fikret Babaoğlu ise salonda pek fazla kişi bulunmadığını öne sürdü ve aleniyetin sağlanmadığını kaydetti. Babaoğlu, görüntülerin mahkeme dışında da izlenmesinin sağlanmasını talep etti. Mahkeme Başkanı, bunun kanunen yasak olduğunu söyledi. Avukatı Mehmet Horuş ise ”Aldıkları ilaçlara kadar, her türlü tıbbı müdahale kayda geçsin" dedi.

HAKİM YERİNE YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

Kavili, sanıkların yanında ”hakim” bulunması gerektiğini ifade ederek, ”hakimlik yetkilerinin, hakim olmayan kişilere devredilemeyeceğini” söyledi.  Sanık avukatı Acar ise naip hakim bulunmamasının, savunma haklarını kısıtlamadığını beyan etti.
Bu itirazlar üzerine mahkeme, sanıkların savunmalarının alındığı yerin görüntülerinin, kamera gezdirilerek gösterilmesine, görüntülerin daha iyi yansıtılması için gerekli düzenlemelerin yapılmasına ve sanıklar için ilaç ve tıbbi müdahaleye gerek duyulması halinde, yazı işleri müdürlerine bilgi verilerek, duruşmaya ara verilmesine ve bunun tutanak altına alınmasına karar verdi.
Mahkeme Başkanı İnce, Evren'in yanındaki Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü ve Şahinkaya'nın yanındaki İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürüne, "Bizi duyuyormusunuz. Sağlık personeli, katip, teknisyen dışında kimsenin olmadığını teyit eder misiniz?" diye sordu. Bunun üzerine Evren ve Şahinkaya'nın yanında kimlerin olduğu tek tek tutanaklara geçirildi.

KİMLİK VE ADRES TESPİTİ

Sonrasında ise Evren ve Şahinkaya’nın kimlik tespitleri yapıldı. Kenan Evren, kimlik tespiti sırasında ikamet adresi olarak, ”Ankara’da Merkez Orduevi’nin yanındaki” askeri lojmanı bildirdi. Evren, eğitim ve aylık gelir durumuyla ilgili, ”Aylık gelirim 13 bin 330. Eğitim durumum, Askeri Akademi mezunuyum” dedi. Tahsin Şahinkaya ise adres olarak ”Fenerbahçe Orduevi Korumalı Lojmanlar”ı gösterdi. Askeri Akademi mezunu olduğunu belirten Şahinkaya, aylık gelirinin 6 bin 800 olarak açıkladı.
Soruların bazılarını iyi duyamayan Evren ve Şahinkaya’ya, bu bilgiler alınırken, yanlarında bulunan kişiler yardımcı oldu.
Duruşmada kimlik tespitleri sonrasında, hazır edilen spiker vasıtasıyla iddianamenin okunmasına geçildi.

SANIKLAR UYUYOR!

Kimlik tespitinden sonra iddianamenin okunmasına geçildi. İddianameyi okumak için TRT'den Cüneyt Gündoğdu görevlendirildi ve 11:25'te iddianame okunmaya başlandı. İddianamenin yaklaşık 5 sayfası okunduktan sonra avukat Kavili, "Başkan Bey, sanıklar uyuyor" demesi gülüşmelere neden oldu. di. İddianamenin 9. sayfasına gelindiğinde Başkan İnce, "Bazı müdahil avukatların başka duruşmalarının olması ve seyirci, müdahil ve basının dışarı çıkıp girmesi" nedeniyle ara verdi.

KAHVE İZNİ

İddianamenin okunduğu sırada Şahinkaya’nın fincanda bir şeyler içtiği görülünce avukatlar müdahale etti. Avukat Kavili, “Sanık ilaç mı içiyor, çay mı içiyor?" diye sordu. Başkan İnce, "Siz de su içiyorsunuz" deyince Kavili, "İlaç içiyorsa hakkıdır, ancak çay veya kahve içiyorsa darbeciler böyle yargılanmaz. Mahkemeye saygısızlıktır dikkat edilsin” dedi. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı İnce, Şahinkaya’ya, "İçtiğiniz şey ilaç mı çay mı" diye sordu. Şahinkaya ve hastane odasında bulunan biri önce “kahve” içtiğini söyledi ardından da “sıcak su” olarak düzeltti. Tutanaklara Şahinkaya’nın su içtiği geçince, müdahil avukatlar itiraz ederek, önce kahve içtiğini söylediğini belirttiler ve tutanak değiştirildi. Bunun üzerine İnce, “Sanıkların yaş ve sağlık durumları duruşma salonunda benzeri şekilde su içilmesi ve bu konuda mahkemenin toleranslı davranması duruşma salonunda dahi uyuklama durumunda olan izleyicilerin olması dolayısıyla iddianamenin okunmasının uzun sürecek olması karşısında sanıkların uykularını geciktirecek sıvıları alabilmeleri yönünde mahkemece izin verildi” kararını aldı. Avukat Kazım Genç, "darbe döneminde böyle yargılanmadılar" dedi. Kavili ise “Darbe dönemlerinde müvekkillerimiz 25 gün boyunca kalorifer peteklerini yalayarak yaşadı, böyle olmaz” dedi. Konuşmalar sürerken Evren'in de su içtiği görüldü.

İŞKENCEDE EVREN'E ZOOM

Mahkeme iddianamenin "beyanlar" bölümü özetlenerek okundu. Avukatlar cezaevlerinde ve karakollarda uygulanan işkence çeşitlerinin yazıldığı bölümün ise ayrıntılı şekilde okunmasını istedi. Bunun üzerine işkence çeşitleri teker teker okundu. Bu sırada Evren'in görüntüsü büyültülerek tam ekran yapıldı. İzleyicilerden birinin, işkence bölümü okunurken kulaklarını tıkaması dikkat çekti.

TEDBİR TALEBİ REDDEDİLDİ

Müdahil avukatları MASAK raporunun ardından sanıkların haksız mal edindikleri iddiasıyla mahkemeden sanıkların mal varlıklarına el konulmasını istemişlerdi. Bu talebin reddine ilişkin mahkeme kararına yapılan itiraz, en yakın ağır ceza mahkemesi sıfatıyla görevli olan 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce de reddedildi.

"YATAKTA BİRİSİ YAN GELMİŞ YATIYOR, OH KEYİF İYİ"

Duruşmayı bir süre izledikten sonra adliyeden ayrılan eski bakanlardan Yaşar Okuyan, şunları söyledi:
"Koskoca 12 Eylül'ün iki sorumlusu yaş gerekçesiyle mahkemeye getirilmiyor. Kaldıkları yerden ifadeleri alınmaya çalışılıyor. Görüntü bir gidiyor, bir geliyor. Ufacık ekran. Adamlar yatağında rahat. Ne o? '12 Eylül’le hesaplaşıyoruz'. Adamın yüzünü görmüyorsun, yatakta birisi, yan gelmiş yatıyor, oh keyfi iyi. Mamak’ta tecritte, hücrede yatarken bize aynı muameleyi mi yapıyorlardı, bu ne biçim hesaplaşma? Yüzlerce insanın kanı üzerinde olan insanlar yataklarından keyfe keder ifade vermelerini yadırgıyorum. Onun için de gidiyorum".

TARİHİ DİYALOG
Mahkeme Başkanı İnce: Sanık Kenan Evren'e ana adı ve baba adını sorun...
Kenan Evren: Annemin adı Naciye Evren
İnce: Baba adı?
Evren: Hayrullah Evren
İnce: Doğum?
Evren: 1 Ocak 1918
İnce: Hala Ankara GATA'da mısınız?
Evren: Evet
İnce: İkametgah adresi?
Evren: Silahlı Kuvvettlerin lojmanı var
İnce: Ankara'daki mi?
Evren: Doğru doğru
İnce: Sanık Evren'e aylık geliri ve eğitim durumunu soruyoruz.
(Bu sırada bağlantı kesildi.)
Evren: Evet. Aylık gelirim 13 bin 330
İnce: Eğitim durumunuz?
Evren: En sonu mu söyleyeyim? Askeri akademiden mezunum.

Daha sonra Şahinkaya'nın kimlik tespiti yapıldı:
İnce: Sanık Tahsin Şahinkaya baba ve ana adı?
Şahinkaya: Babamın ismi Şakir Şahinkaya annemin ismi Hayriye.
İnce: Doğum?
Şahinkaya: 11.10.1925
İnce: İstanbul GATA'da mısınız?
Şahinkaya: Evet
İnce: İkamet?
Şahinkaya: Fenerbahçe Orduevi korumalı lojman
İnce: Siz de askeriye mezun musunuz?
Şahinkaya: Evet efendim
İnce: Aylık gelir?
Şahinkaya: 6 bin 800

NOTLAR...
"ONLAR DA BİZİ GÖRÜYOR MU?"
* Sanık avukatlarından Sezin Duygu Tuncer, Ankara GATA’da bulunan Kenan Evren’in, Avukat Mithat Burak Başkale ise İstanbul GATA’daki Tahsin Şahinkaya’nın yanında hazır bulundu.
* Sanıkların yanında, görüntülerini duruşma salonuna yansıtmakla görevli teknik personelin yanı sıra, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Kalem Müdürü ile İstanbul’daki Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’nin kalem müdürü de bulundu.
* Müdahil avukatları sanıklara verilen kahve, çay içme iznine ”İsterseniz sanıkları ayağa kalkıp dinleyelim” diyerek tepki gösterdiler. Bu sırada sanıklarla olan bağlantı koptu. Süleyman İnce, ”Bu tarz gerginliklere kablolar dayanmıyor demek ki” dedi.
* İddianamenin okunması sırasında verilen arada Şahinkaya siyah yelek giydi.
* Mahkeme, iddianameyi okuyan TRT görevlisine 700 lira ücret verilmesini tutanak altına aldı.
* İddianamenin okunması yaklaşık 5.5 saat sürdü. Bu süre içerisinde Evren'in nadiren sadece kollarını hareket ettirdi.
* Başkan İnce iddianame okunurken zaman zaman ara verdi. Aradan sonra yanındaki üyeye, "Onlar şimdi bizi görüyorlar mı?" diye sordu.
* Ankara Adliyesi önünde toplanan parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, darbe mağdurların fotoğrafları ile "Bütün darbeciler yargılansın", "12 Eylül sürüyor, mahkum edene kadar peşindeyiz", "Darbecisiniz paşa paşa yargılanacaksınız", "Kayıplar bulunsun, darbeci katillerden hesap sorulsun” pankartları koydu. ”12 Eylül sürgünleri vatana dönsün", "Kamu vicdanında yargılattık, mahkeme önüne bıraktık" sloganları da attı.
* Darbe mağduru Atilla Güven, kefeni temsilen beyaz örtü ve boynunda ”yağlı urgan” ile adliye önüne geldi.

"VİCDAN AZABI DUYMADINIZ MI?
Müdahillerden Ahmet Türk, Berfo Kırbayır, Mikail Kırbayır, Fatma Gülten ve Diyarbakır Barosu mahkemeye sanıklar Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'ya sorulmasını istedikleri soruları verdi. Evren ve Şahinkaya'ya şu sorular sorulacak:
- Darbeye hazırlık süreci ve darbe yapılmasında 24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan ekonomik kararlarının hayata geçirilmesinin etkisi olmuş mudur?
- Kürtlere ve diğer etnik gruplara yönelik asimilasyon programı hazırladınız mı? Türkçe'den başka dilleri niçin yasakladınız?
- Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi ve diğer cezaevlerinde sistematik işkence yapılması talimatı verdiniz mi? Sistematik işkencelere niçin göz yumdunuz?
- Dersim bölgesinde Alevi çocuklarının yatılı imam hatip liselerine gönderilmesi konusunda program hazırladınız mı? Alevilere yönelik asimilasyon politikası uyguladınız mı?
- İstanbul'da yaşayan lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel ve travestilerin zorla Eskişehir'e sürgün edilmesi emrini verdiniz mi?
- Gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümbül, Cemil Kırbayır, Mahmut Kaya, Gürkan Mungan ve Nurettin Öztürk ile ilgili herhangi bir soruşturma açtırdınız mı?
- Vicdan azabı duymadınız mı?
- Darbeye gidilen süreçte belirtilen hazırlık eylemleri hakkında bildiklerinizi anlatın.
- Darbeyle birlikte yabancı ülkelerin telkini ile Türkiye içerisinde çeşitli dini akımların siyasallaştırılması ile ilgili herhangi bir program uyguladınız mı? ABD'nin 'yeşil kuşak' politikasının hayata geçirilmesinde ne gibi bir rol oynadınız?
(Kemal GÖKTAŞ - Çınar ÖZER)


17 Kasım 2012 Cumartesi

DENİZ FENERİ SAVCILARI BERAAT ETTİ SANIKLAR HALA HAKİM YÜZÜ GÖRMEDİ !!

Almanya'daki Deniz Feneri Derneği hakkında soruşturmayı yürütürken "resmi belgede sahtecilik ve görevde yetkiyi kötüye kullanma" suçlarını işledikleri iddiasıyla yargılanan savcılar Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz beraat etti. Türkaslan, "Bu karar Türkiye’de görev yapan hakimlere, savcılara ’Hiç korkmayın, hukuk içinde kalın. Hukuk içinde ne yapmanız gerekiyorsa karşınızdaki kişilerin kim olduğuna bakmayın, görevinizin gereğini yapın’ demiştir" dedi.

Deniz Feneri soruşturmasını yürütürken sanık avukatlarının şikayeti ve HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) kararıyla bir anda kendilerini sanık sandalyesinde bulan üç savcının yargılandığı davanın son duruşması dün yapıldı. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ndeki duruşmaya 11 yıla kadar hapsi istenen sanık savcı Türkaslan ile 3'er yıla kadar hapisleri istenen savcılar Tamöz ve Yaren ile avukatları katıldı. Duruşmada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcıları Sezgin Tanrıkulu, Erdoğan Toprak, CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan ile bazı milletvekilleri ve YARSAV üyeleri de hazır bulundu.

SAVCI: SAHTECİLİK KASTI YOK
Duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, savcılara yöneltilen sahtecilik suçunun oluşumu için aldatma yeteneğinin bulunması gerektiği, oysa savcıların tapu dairelerine gönderdikleri belgelerde evrakın bir bölümünün kapalı olduğunun açıkça anlaşıldığına işaret etti.
Savcı Türkaslan’ın bir mahkeme kararını kapatarak talimat vermesinin, diğer sanıkların da bunu devam ettirmesinin "etik" açıdan tartışılabileceğini kaydeden Yargıtay Savcısı, bu durumun bir zarara neden olmadığı ve suç unsurlarının oluşmadığını belirterek, beraat istedi.

"HAKKIYLA SORUŞTURMA YAPTIM"
Savcı Nadi Türkaslan savunmasında, "Burada sistem ters işliyor. Ben suçlanıyorum ve kendimi aklamaya çalışıyorum. Ben belgede oynama yapmadım, bunu da ispatladım. Görevi kötüye kullanmadım; görevleri gereğine göre yaptım. Benim burada olmam hakkıyla soruşturma yaptığım içindir. Hukuk neyi gerektiriyorsa onu yaptım. Benim tüm vebalim bu. Kimseye yanaşmadan, boyun eğmeden görevimi yaptım. Yüz kere daha böyle bir dava önüme gelse, ben yüz kere daha böyle hareket ederim, buraya geleceğimi bilsem de" dedi. Türkaslan’ın avukatı Cevat Balta da müvekkilinin görevini kötüye kullandığı için değil, kötülere karşı kullandığı için yargılandığını savundu. Balta, "Verilecek karar Deniz Feneri savcılarını olduğu kadar binlerce savcıyı da sindirmesin, aydınlığın, adaletin, hakkın sesine kulak verilsin" dedi.

"PARALAR METRESLERE GİTTİ"
Sanık Abdulvahap Yaren, "Devletin verdiği görev doğrultusunda Almanya’da delilleri incelemeye gittik. 600 kişinin belgesini taradık. Bu kişiler kendilerine yardım yapılmadığını, yardım alanlar ise gösterilen miktarlarda yardım almadıklarını söylediler" dedi. Afrika’daki aç çocukların fotoğraflarını gösteren Yaren, ”Yardım paralarının bana göre buralara gitmesi gerekiyordu. Peki nereye gitti? Niye ben bu paralara, şirket mallarına el koydum? Evli kadın, evli adamlar hovardalıklarını, metreslerini elinde tutmak için zekat paralarını bu şirketlere hisse payı olarak aktarmışlar. Niye? Cinsel istismara, şantaja devam etmek için. İşte bunun için malla el koyduk" diye konuştu.
Yaren’in avukatı ise, ”50 yıllık hukuk hayatımda sanık veya şüphelinin talebinin cumhuriyet savcısı veya hakim tarafından reddedilmesinin görevi kötüye kullanma olarak kabul edildiğini ilk defa görüyorum. Bu dava siyaset tarafından dizayn edilmiş bir davadır" dedi.

"KIRGINIM"
Savcı Mehmet Tamöz, bir savcı olarak idealler uğruna bu mesleği seçtiğini belirterek, ”Bir cumhuriyet savcısının sanık olmasından üzüntü duyuyor ve utanıyorum. Ülkemi ve insanları seviyorum. Tek amacım yasalara uygun şekilde ülkeme hizmet etmek. Ama kırgınım. Kırgınlığım suçun unsurlarının oluşmadığını bildiği halde siyasi amaçlarla beni buraya getiren meslektaşlarımadır” dedi.

HER SUÇTAN BERAAT
Son sözleri sorulan savcılar, "Takdir yüce heyetindir" dedi. Dosyanın incelenip bir eksiklik yoksa kararın hazırlanması için verilen aranın ardından, Mahkeme Başkanı Hüseyin Eken sanıklara yöneltilen suçlamaların "yasal unsurlarının oluşmadığı" gerekçesiyle beraatlarına karar verildiğini bildirdi.

1'E KARŞI 4
"Görevi kötüye kullanma” suçundan verilen beraat kararının oy birliğiyle alındığını açıklayan Eken, sanık Türkaslan’a yüklenen ”kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik” suçuna yönelik beraat kararının ise, Daire Üyesi Ahmet Turan Doğan’ın, bu suçun nitelik değiştirerek ”görevi kötüye kullanma” suçuna dönüştüğü ve bu suçtan mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği yönündeki karşı oyu ve oy çokluğu ile alındığını kaydetti.

BU KARAR SAVCILARA MESAJ
Kararın ardından açıklama yapan Türkaslan, "Kişisel olarak, insan olarak bugün beraat ettiğime sandıkları kadar çok fazla sevinmedim. Suçlu olan insan beraat ettiği zaman sevinir. Ben suçlu değildim. Ama şuna sevindim, bugünkü karar Türk hukuk tarihine geçecek bir karardır. Bu karar, Türkiye’de görev yapan hakimlere, savcılara, ’Hiç korkmayın, hukuk içinde kalın. Hukuk içinde ne yapmanız gerekiyorsa karşınızdaki kişilerin kim olduğuna bakmayın, görevinizin gereğini yapın’ demiştir" dedi. Yaren ise, "Adalet ağır işler ama yerini bulur. Üç savcının yargılandığı bu dosyaya baktığımız takdirde Adalet Bakanlığı ve HSYK’nın belli bir şekilde kurgulamış olduğu ve hukuk dışı bir soruşturma dosyası olduğu apaçık ortaya çıkmıştır. Ümit ediyorum bu şekilde kesinleşir” dedi.
(Çınar ÖZER)





13 Kasım 2012 Salı

KARŞIT GÖRÜŞLÜ ÇATIŞMAYA ÖRGÜT SORUŞTURMASI

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde karşıt görüşlü öğrenciler arasındaki kavgaya terör suçlarına bakmakla yetkili savcılık el koydu. Savcılık solcu öğrenciler hakkında "örgüt talimatıyla kavga çıkarmak" suçlamasıyla soruşturma başlattı ve 13 öğrenci tutuklandı. Bu arada öğrencilerden Erkan Eryiğit'in ev arkadaşı ve kendisine olaydan bir ay önce ülkücülerin saldırdığını İHD'ye (İnsan Hakları Derneği) bildirdiği, bazı öğrencilerin de saldırılarla ilgili Cebeci Karakolu'na suç duyurusunda bulundukları ortaya çıktı.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde 2 Kasım günü karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavgaya çevik kuvvet polisi müdahale etti. Öğrenciler arasındaki kavga örgüt kapsamında değerlendirdi ve TMK'nın (Terörle Mücadele Kanunu) 10. maddesiyle görevli savcılık soruşturma başlattı. Çıkan kavgada yaralanan 2 öğrencinin de aralarında olduğu 13 solcu öğrenci soruşturma kapsamında gözaltına alınarak önceki gün adliyeye getirilirken ülkücü öğrenciler hakkında işlem yapılmaması dikkat çekti. Ayrıca ülkücü öğrencilerin kendilerine saldırdıkları iddiasıyla bazı solcu öğrencilerin Cebeci Karakol'una yaptıkları suç duyurularına henüz bir işlem yapılmadığı öğrenildi.

13 ÖĞRENCİ TUTUKLANDI
Soruşturma savcısı Sadık Bayındır'ın öğrenci kavgasının"örgüt talimatı doğrultusunda" gerçekleştirildiği üzerinden soruşturma yürüttüğü öğrenildi. Bunun yanında savcılık, açlık grevleriyle ilgili okula asılan “İktidar yaşamı hedef aldığında iktidar yaşama hedef olur” yazılı imzasız pankart ve açlık grevleriyle ilgili yapılan protestoları da soruşturmaya dahil etti. Öğrenciler ifadelerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını ve ülkücüler tarafından uğradıkları saldırılara karşı bir araya geldiklerini söylediler. Öğrenciler savcılık sorgusundan sonra “örgüt üyesi olmak", "adam yaralamak" ve "eğitim faaliyetini engellemek" suçlarından dün sevk edildikleri nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi.

BİR AY ÖNCE HABER VERDİLER
Tutuklanan Erkan Eryiğit'in ev arkadaşıyla kendisine ülkücülerin saldırdıklarını 15 Ekim tarihinde İHD'ye (İnsan Hakları Derneği) bildirdiği ortaya çıktı. Başvuru dilekçesine göre, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi bir grup ülkücünün ev arkadaşı C.B ile okuldan çıktıktan sonra kendilerini takip ettiklerini ve satır ve sopalarla kendilerine saldırdıklarını belirtti. C.B olayda ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı ve orta parmağını kaybetme riski yaşadı. Olaydan sonra  okulda basın açıklaması yapıldı ve fakülte dekanına haber verildi. C.B ise okulunu bıraktı.
(Çınar ÖZER)






7 Kasım 2012 Çarşamba

HALK SAĞLIĞI TOPLULUĞU TERÖR ÖRGÜTÜ OLDU DELİL: "NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİ İÇİN ÇOK SES TEK YÜREK" MİTİNGİ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün,  "Bu çocukları kaybetmeyelim. Konunun takipçisi olacağım" dediği, KCK operasyonları kapsamında tutuklanan, aralarında Hacettepe, Gazi ve Çapa Tıp Fakültesi öğrencilerinin de bulunduğu 13'ü tutuklu 43 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede Hacettepe Üniversitesi'nde dekanın bilgisi dahilinde kurulan HASAT'ın (Halk Sağlığı Topluluğu) örgüt bağlantılı olduğu belirtildi. İddiaya delil olarak ise, "Nitelikli Sağlık Hizmeti İçin Çok Ses Tek Yürek” mitingine katılmaları, Diyarbakır Tabip Odası öncülüğünde Diyarbakır'da Mezopotamya Sosyal Forumu'nda toplantı yapmaları sayıldı.

Türkiye genelinde 6 Haziran günü yapılan KCK operasyonu kapsamında gözaltına alınan ve savcılık sorgusundan sonra tutuklanan tıp öğrencileri ile ilgili TMK'nın (Terörle Mücadele Kanunu) 10. maddesiyle görevlendirilen savcı Sadık Bayındır şüpheliler hakkında  “örgüt üyesi olmak ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım etmek” suçlarından iddianame hazırladı. Ankara 13. Bölge Ağır Ceza Mahkemesi'nin de kabul ettiği iddianamede şüpheliler için, Hacettepe'de dekanın bilgisi dahilinde kurulan ve toplantılar için üniversitede oda tahsis edilen Halk Sağlığı Topluluğu (HASAT) bünyesinde KCK Yürütme Konseyi'yle bağlantılı örgütsel eylem ve etkinlikler yaptıkları iddia edildi. 43 kişiye 15 yıla kadar değişen hapis istemiyle dava açıldı.

ÖZGÜR SAĞLIK ÖĞRENCİLERİ ÖRGÜTÜ
Şüphelilerin, örgütünün sosyal alan yapılanması Özgür Sağlık Öğrencileri'nde (ÖSÖ) faaliyette bulundukları, bu doğrultuda Hacettepe'de kurulan HASAT'a bağlı etkinlikler yaptıkları anlatılan iddianamede, bu etkinlikler kapsamında, Ankara'da yapılan “Nitelikli Sağlık Hizmeti İçin Çok Ses Tek Yürek” mitingine katılmaları, Kürtçe pankart açarak Kürtçe slogan attmaları, Hernepeş şarkısını söylemaleri, Diyarbakır Tabip Odası öncülüğünde Diyarbakır'da Mezopotamya Sosyal Forumu adı altında toplantı düzenlemeleri de delil oldu.

DEKAN İZİNLİ TOPLANTI
İddianamede şüphelilerin ifadelerine de yer verildi. İddianameye, ÖSÖ ve HASAT adına örgütsel faaliyetlerde bulunduklarını kabul etmeyen Tıp Fakültesi'nde okuyan öğrencilerden  Ahmet Demirel'in, HASAT'ın üniversite bünyesinde yönetimin bilgisi dahilinde kurulduğunu, danışman hocalarının bulunduğunu söylediği, Perişan Akan'ın, HASAT'ın başında Doç. Çağrı Temuçin olduğunu, Mustafa Akın, HASAT toplantılarında sağlık dışında bir gündeme tanık olmadığını söylediği, Hakan Altındağ da, “ÖSÖ'yü ilk kez duyuyorum. HASAT'ın, dekanların izniyle kurulduğunu biliyorum. HASAT'ın, okulda dekanlığın tahsis etmiş olduğu odası vardır” dediği ifadeleri yazıldı. İstanbul Çapa Tıp öğrencisi Fırat Kaya da Ankara'da kurulan HASAT adına eylemlerde bulunmakla suçlandı.

SAĞLIK TARAMALARI SORULDU
Savcılık sorgusunda öğrencilere, Hacettepe Üniversitesi'nde fakülte dekanlığına bağlı olan HASAT (Halk Sağlığı Topluluğu) klübünü ne amaçla kurdukları, SES'in (Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası) düzenlediği ücretsiz sağlık taramasını hangi amaçla yaptıkları gibi soruların yanı sıra SES ve Türk Tabipler Birliği'nin düzenlediği eylemlere neden katıldıkları, hükümetin sağlık alanında yaptığı hizmetin önüne geçmek için mi toplantı yaptıkları soruldu.  Öğrencilerin kendi aralarında düzenledikleri piknik organizasyonu için 500 TL toplayan arkadaşlarının da örgütün mali sorumlusu olduğu iddia edildi.

MEZUN OLAMADILAR
-Üniversite sınavına girdiği dönemde Türkiye 50.si olarak Hacettepe İngilizce Tıp bölümünü kazanan ve şu an 6. sınıf öğrencisi olan Mustafa Karakut, intörnlüğünü tamamlayamadığı için mezun olamadı.
-Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencisi Ahmet Demirel ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencisi Birhat Şimşek, Acil Tıp Anabilim Dalı stajı yapmaları gereken dönemde tutuklu bulundukları için mezun olamadı.
-Hacettepe Tıp Fakültesi 4. Sınıf öğrencisi olan Tuncay Gökçen ve Recep Kar, farmakoloji stajına gidemedi.
-Hacettepe Tıp Fakültesi 5. Sınıf öğrencisi Mustafa Akın intörn olarak 6. Sınıfa başlayacaktı.
(Çınar ÖZER)



6 Kasım 2012 Salı

SKANDAL DAVA!! CEM AYGÜN'Ü ÖLDÜREN POLİSTEN ÖNCE AİLE YARGI KARŞISINDA

Polis kurşunuyla ölen Cem Aygün olayında şüpheli olan polislerin sadece ifadeleri alınırken, olayı protesto etmek için Emniyete giden Aygün'ün kardeşleri, eniştesi ve yeğenine 3 ayrı suç ve "adam öldürmeye teşebbüsten" dava açıldı. Haklarında yazılan iddianamede aile bireylerinin pankartla Emniyete gitme nedenleri, "Olay tarihinde Emniyet Müdürlüğü'nde tutulan şüpheli polis memurunun yaptığı bu olay nedeniyle onu öldürmek" olarak belirtildi ve aile bireylerine toplam da ayrı ayrı 58 yıla kadar hapis cezası istendi.

Ankara Keçiören'de 30 Ağustos günü "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle polisin açtığı ateş sonucu Cem Aygün hayatını kaybetti. Şüpheli polisler Fatih Yılmaz ve Olcay Hankulu, savcılıkta ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Olayı protesto etmek için Aygün'ün öldürülmesinden bir gün sonra, 1 Eylül günü Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne giderek olayı protesto eden Aygün'ün 6 kız kardeşi, eniştesi ve yeğeni hakkında ise skandal bir dava açıldı.

POLİSİ ÖLDÜRMEK İÇİN GİTMİŞLER!
Ankara Cumhuriyet Savcısı Hatice Çetin'in hazırladığı iddianamede olaydan sonra Çorum'da oturan Aygün'ün eniştesi Ali Eker ve İzmir'de oturan Aygün'ün kardeşi Döndü Korkmaz'ın Ankara'ya gelmeleri suç gibi gösterilip, "Ali Eker ile Döndü Korkmaz'ın Ankara Keçiören'de ikamet eden şüpheliler Bedirhan Mercanoğlu (Aygün'ün yeğeni), Sonay Aygün, Nazlıcan Aygün, Aylin Aygün, Aynur Aygün ve Songül Aygün'ün (Aygün'ün kız kardeşleri) kardeşlerinin bu ölümü nedeniyle tam bir fikir birliği içine girip Çorum- İzmir arasındaki mesafe gözönüne alındığında yine fikir ve eylem birliği içinde Ankara ilinde buluştular" denildi. İddianamede, aile bireylerinin Ankara'ya gelerek emniyetin önüne gitmelerindeki amaç ise,"Olay tarihinde Emniyet Müdürlüğü'nde tutulan şüpheli polis memurunun (Fatih Yılmaz) yaptığı bu olay nedeniyle onu öldürmek" olarak belirtildi.

PANKART AÇIP SLOGAN ATTILAR
İddianamede şöyle denildi:
"Ali Ekber başkanlığında pankart da kullanmak suretiyle ve bu pankartı da ellerine alarak 3 araçla birlikte yola çıkıp Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü önüne gelip sloganlarda atarak nizamiyede bulunan görevlilere hiç bir şey söylemeksizin içeri girmek istediler. Görevli olan polis memuru mağdur Harun'un onlara bu şekilde içeri giremeyeceklerini, kontrol yapması gerektiğini söylediğinde şüphelilerin görevli memura, 'O.. çocukları. Katil polisler. Hepiniz katilsiniz. Katil polisi bize verin. Kardeşini öldüren polisi bize verin. Bizi de öldürün. Sizin Allahınız kitabınız yok mu? Bunun acısını sizden çıkartırız. Her gün gelip eylem yapıp o polisleri eninde sonunda sizden alırız' diyerek slogan atarak görevliyi ittiler."
İddianamede polis memurlarının darp edildiği anlatılırken, görevli olan ve iddianameye "mağdur" olarak yazılan memur Harun Karakaş'ın tuttuğu rapor esas alınarak, "Harun'un ikazlarını hiçe sayıp onun raporunda belirtilen şekilde darp ettikleri, içeri girip elektronik araçlar bariyerlerini kullanamaz hale getirdikleri, Harun'un yetersiz kalması üzerine yardım istediği Ertan ve Şuayip Atmaca'nın yardım için geldiği, şüpheliler tarafından her üç polis memurununda yaralandığı anlaşıldı" denildi.

58 YILA KADAR CEZA İSTENDİ
İddianamede bu eylem için, "Şüphelilerin asıl eylemlerinin suç işleyen polis memurunu öldürmeye yönelik olup, aynı zamanda görevli memurlara karşı etkili eylem, kamu malına zarar vermek, görevli polis memurlarına karşı görev yaptırmamak için direnme, görevli memurlara hakaret, tehdit suçlarını oluşturmakta" denilirken, 7 aile bireyi hakkında "basit yaralama, görevi yaptırmamak için direnme, mala zarar verme" gibi suçların yanında "adam öldürmeye teşebbüs" suçlarından ceza istendi. Her bir aile bireyi için ayrı ayrı 38 yıldan 58 yıl 8 aya kadar ceza istenen iddianame 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da kabul edildi.
Böylece Aygün'ün ailesi, Cem Aygün'ü vuran ve "ayağım kaydı silahım ateş aldı"  diyerek kendini savunan ve hakkında henüz bir işlem yapılmayan polis memurundan önce yargı karşısına çıkmış olacak.
(Çınar ÖZER)










5 Kasım 2012 Pazartesi

SAVCILIK İLK DEFA KÜRTÇE SAVUNMA İÇİN OLUMSUZ GÖRÜŞ BİLDİRMEDİ KÜRTÇE SAVUNMA YASAYI BEKLİYOR

Üniversite öğrencilerinin PKK'nın gençlik yapılanmasına üye oldukları iddiasıyla Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı davada, anadilde savunma talebine ilk defa savcılık olumsuz görüş bildirmedi ve topu mahkemeye attı, mahkeme ise yasal değişiklik olana kadar talebin reddine karar verdi.

Cezaevlerinde açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülerin taleplerinden biri olan "anadilde savunma" hakkına ilişkin yasal düzenleme yapılması gündemdeyken TMK(Terörle Mücadele Kanunu)'nın 10. maddesiyle Ankara'da kurulan 13. Bölge Ağır Ceza Mahkemesi'nde "yasa çıkmadan anadilde savunma yapılamayacağı" belirtilen bir karar çıktı. Hacettepe, ODTÜ, Ankara Üniversitesi öğrencileri olan 16 sanığın YDGM (Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi) üyesi oldukları iddiasıyla yargılandıkları davanın dün ilk duruşmasında 7 sanık "anadilde savunma" talep edince Mahkeme Başkanı Tayyar Köksal, "Henüz yeni bir düzenleme yapılmadığı için talebinizi yerinde bulmadık" dedi.

SANIKTAN KÜRTÇE SAVUNMA TALEBİ
Savunmasına Kürtçe başlayan Ercan Gün'ün dediklerini anlamayan Başkan Köksal, "Ne yapmak istediğini Türkçe söyle ki anlayalım" dedi. Gün de, savunmasını kendi anadili olan Kürtçe yapmak istediğini belirterek, bu talebi için yazdığı Kürtçe dilekçeyi mahkemeye sundu. Bu durum tutanaklara, "Sanık Kürtçe savunma yapmak istediğine ilişkin olduğunu söylediği bir kağıdın ön kısmı dolu, arka kısmının yarıdan azı yazıyla dolu dilekçesi dosyaya konuldu" diye geçti. Bunun üzerine Başkan Köksal duruşma savcısı Sadık Bayındır'a mütalaasını sordu.

HER NE KADAR TÜRKÇE BİLSE DE...
Savcı Bayındır, "Dosya kapsamında meramını anlatacak ölçüde Türkçe bilen ve yargılamada kullanılan dili konuşan ve anlayan sanığın Kürtçe savunma hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi ve CMK'nın 202. maddesine göre düzenlenen usul kurallarına aykırı olduğu ancak kamuoyunda çıkan haberlerde sanığın bu taleplerini içeren konularda parlementoda yasal düzenleme yapılacağına dair bilgilerin bulunduğunu" belirtti ve kararı mahkemeye bıraktı.

KÜRTÇE'NİN AŞAMALARI
Sanık avukatlarından Mesut Özer ise, anadilde savunma yapma hakkının Diyarbakır'da görülen KCK ana davasında başladığını belirterek, "Kürtçe'ye ilk önce bilinmeyen bir dil dendi. Sonra anlaşılmayan bir dil oldu. Sonra Kürtçe olduğu bilinen dilde ve en sonunda da Kürtçe olarak tutanaklara geçti. Mahkemenin şu anda vereceği karar çok önemli bir noktada. Diyarbakır nasıl bu soruna neden olduysa Ankara bunu çözebilir" dedi. Avukat Serbay Köklü de, 3. yargı paketinden önce özel yetkili olan 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010 yılında üniversite öğrencisinin Kürtçe savunmasını kabul ederek duruşmaya tercüman getirilmesi kararını hatırlattı.

YASA OLMADAN OLMAZ
Talepleri değerlendirmek için ara veren Mahkeme heyeti aradan sonra kararını açıkladı. Sanıkların verdikleri dilekçeleri, "Kürtçe savunma yapmak isteğine ilişkin olduğunu söylediği dilekçelerini verdiler. Dilekçeleri Türkçe olmadığı için okunmadı" şeklinde tutanaklara geçiren Köksal, "Kürtçe savunmalarda bulunmak isteyen sanıkların üniversitede öğrenci oldukları, eğitimi Türkçe yaptıkları, yeteri kadar Türkçe bildikleri anlaşıldığından sanık ve sanık müdafilerin talepleri yerinde görülmediğinden taleplerin reddine" kararı verdi. Kararı yazdırdıktan sonra "Henüz yeni bir düzenleme yapılmadığı için talebinizi yerinde bulmadık" diyen Köksal böylece, gündemde olan anadilde savunma hakkına dair tasarının yasalaşmadan mahkemede uygulanamayacağını belirtmiş oldu.
Verilen kararın ardından tekrar savunmaları sorulan sanıklar Kürtçe olarak, "Kürtçe savunma yapmak istediklerini" belirttiler. Sanıkların yaptıkları Kürtçe savunmalar tutanaklara, "Ne söylediği anlaşılmadı" ifadeleriyle yazıldı.

KÜRTÇE SAVUNMAYI TÜRKÇE ANLAT
Duruşmada mahkeme heyeti, sanıklar ve avukatlar arasında ilginç diyaloglar yaşandı.
- Sanık avukatlarından Emel Sayın mahkemeden ilginç bir talepte bulundu. Kürtçe tercüman talep eden Sayın, "Müvekkilimin mahkemede ne söylediğini anlamak için tercüman istiyorum. Çünkü ben Kürtçe bilmiyorum. Benim savunma hakkım engelleniyor" dedi.
- Sanıklardan Ahmet Akyüz Kürtçe savunma yapınca Başkan, "Tükçe konuş anlayalım Kürtçe savunma mı yapmak istiyorsun?" dedi. Bunun üzerine Akyüz, "Bakın anladınız. Siz iyi anlıyorsunuz Kürtçe'yi" deyince Başkan, "Yok anlamıyorum. Sen Kütçe savunma yapmak istediğini Türkçe anlat" dedi.
- Erman Gün savunmasına Kütçe devam edince üye hakim Süleyman Köksaldı ve Başkan Köksal, "Türkçe konuş Türkçe" deyince Avukat Serbay Köklü, "Sanığa baskı yapamazsınız. Kürtçe savunma vermek istiyorsa Kürtçe verir" diyerek itiraz etti. Üye Köksaldı, "Baskı yapmıyoruz, savunmasını istiyoruz" dedi.
(Çınar ÖZER)

PROPAGANDA GİBİ İDDİANAME


RedHack üyesi oldukları iddia edilen 10 kişi hakkında hazırlanan iddianamede, hackerlik yapan grubun "sosyalist dünya düzenini" kurmayı hedeflediği iddia edilerek "terör örgütü üyesi" oldukları suçlamasıyla dava açıldı. İddianamede herhangi bir delil ortaya konulmadan Redhack'çilerin "THKP/C, THKO, TKP/ML, DHKP/C, MLKP ve PKK gibi" örgütlere dijital destek verdiklerinin öne sürülmesi dikkat çekti. İddianamede "dünya devrimi" yapmayı amaçladıkları iddia edilen şüphelilerin, "RedHack'in sosyal medyada paylaştıkları belge ve bilgileri kendi profillerinde paylaşmaları, grubun oluşturduğu internet sitesine girmeleri" delil oldu. RedHack'in amaçları sıralanırken, alıntı yapıldığının belirtilmemesi yüzünden iddianamenin, bir propaganda metnine dönmesi de dikkat çekti.

Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün sitesini çökerten ve emniyete gönderilen ihbar mektuplarının da içinde olduğu çok sayıda bilgi ve belgeyi sosyal paylaşım siteleri üzerinden yayınlayan RedHack isimli hacker grubuyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında üniversite öğrencilerinin de bulunduğu, 3'ü yaklaşık 7 aydır tutuklu olan 10 kişi hakkında iddianame hazırlandı. TMK'nın (Terörler Mücadele Kanunu) 10. maddesiyle kurulan Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin de kabul ettiği iddianamede şüpheliler, “Silahlı terör örgütüne üye olmak, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek, kişisel verileri, hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak, bilişim sisteminin işleyişini engellemek veya bozmak, bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek ve orada kalmakla" suçlandı ve haklarında 24 yıla kadar hapis cezası istendi.

REDHACK'İN DELİLİ DENİZ GEZMİŞ
Savcı Mustafa Başer'in hazırladığı iddianamede RedHack'in “silahlı terör örgütü” olduğu iddia edildi. "Örgüt delilleri" arasında, gruba ait olduğu belirtilen sitenin fotoğraflar linkinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Ulaş Bardakçı gibi devrimcilerin fotoğrafları, "Yaşasın devrimci enternasyonal mücadele" yazılı pankart resmi ve kırmızı zemin üzerinde sarı renkli orak-çekiç-yıldız resimi yer aldı.

DESTEK MESAJLARI DELİL OLDU
RedHack'in sosyal medyada paylaştıkları belge ve bilgileri kendi profillerinde paylaşmaları, grubun sitesine girmeleri şüpheliler hakkında toplanan deliller arasında yer aldı. Şüphelilerden Erbay Değer'in sosyal paylaşım sitelerindeki kendi profil sayfasında, RedHack'i takip etmesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün internet sitesinden alınan belgeleri paylaşması, devletin güvenlik güçlerini "aşağılamaya yönelik" yorumları delil olarak sayıldı. Tutuklu üniversite öğrencisi Duygu Kerimoğlu'nun ise, profil sayfasında RedHack'in eylemlerini övmesi ve "Üstlendiğiniz görev mükemmel yerine getiriyorsunuz, bizler sizleri seviyoruz" ifadesini kullanmasına ilişkin olarak "şahısları tanıdığı ve RedHack'in kendi internet sitesinde yayınladıkları tüzüklerinde belirtilen görevler çerçevesinde çalıştığı anlaşılmıştır" denildi.  Şüpheli Özgür Matin Aktaş'in sosyal paylaşım sitelerindeki profili ve mail adresinde sadece arama yapıldığı belirtildi. Aramaların sonucunda "delil" niteliğinde herhangi bir şey yazılmadı.

AMAÇLARI SOSYALİST DÜNYA
İddianamede savcının RedHack'in amaçlarını sıralarken alıntı yaptığını belirtmemesi nedeniyle kullandığı ifadeler ilginç bir manzara ortaya çıkardı. Adeta RedHack'in propaganda metni gibi yazılan iddianamede şu ifadeler yer aldı:
* Faşizme, emperyalizme, işbirlikçi, tekelci kapitalizme, feodalizme, şovenizme ve her türden gericiliğe karşı, enternasyonal proletarya safında yazılı basın alanında mücadele veren sosyalist bir yapılanma arzusuyla yola çıkan işçi sınıfının ileri unsurlarıyla, ilerici aydınla ve gençlikle komünist hareketin ustalarının perspektifine ve bilimselliğine sıkı sıkıya bağlı sosyalist dünya düzeni kurmayı amaçlamaktadır.
* Nitelik olarak 'Marksizm dogma değil bir eylem kılavuzudur' kuramına dayandığı anlaşılmıştır.
* Ülkemiz coğrafyası esas olmak üzere dünya genelinde proletarya sınıfı yararına teori ve pratik faaliyet gösterdiği anlaşılmıştır.
* "Sol terör örgütlerinin komünizm hedefine ulaşmak için teknolojik alanda hiç bir fedakarlıktan kaçınmayarak, Komünizm davasında sonuna kadar devrimcilerin bu alandaki örgütü olacağını, devrimcilerin olanaklarına karşı yapılacak herhangi bir saldırıyı kendine kabul eder, saldırıya karşı savunma ve saldırı siyaseti kendi içinde gönüllü birlikteliğe dayanan bir dijital örgüt olduğu ve hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağını ilan eden bilişim sistemlerine zarar verme yazılım korsanlığı yapan bir oluşum olduğu anlaşılmıştır."

PKK VE DHKP/C İLE AYNI YAPI...
Savcı Başer, iddianamedeki delilleri değerlendirerek, “Hiyerarşik ve yapısal düzen içerisinde terör örgütü gibi organize oldukları, şehir merkezlerinde yazılama ve afişleme olaylarını gerçekleştirdikleri, yapılan eylemlerin fotoğraflarını internette yayınladıkları, kendilerinin ve kendileri ile aynı düşünceye sahip olamn grupların gerçekleştirdiği yerleşik olan düzen içerisinde kanunların suç saydığı eylemlere müdahale eden kurum ve kuruluşların internet sitelerine saldırı yaptıkları ve saldırı sonunda ele geçirdikleri bilgi ve belgeleri yayınladıkları, kurdukları internet sitelerinde örgütün tanımını yaptıkları, internette gerçekleştirdikleri eylemler ile kendileri gibi yapıya sahip THKP/C, THKO, TKP/ML, DHKP/C, MLKP ve PKK gibi Marksist-Leninist-Maoist sol ve bölücü terör örgütlerine dijital destek verdikleri, bu anlamda RedHack-Kızılyıldızlar isimli örgüt oluşumuna üye şahısların, sol ve bölücü terör örgütlerine mensup olmasalar dahi örgüt adına suç işleyen konumda bulundukları belirlenmişti" dedi.
(Çınar ÖZER)