23 Şubat 2013 Cumartesi

ÖRGÜT ÜYELİĞİNE DELİL GRUP YORUM BİLETİ SATMAK


Çoğu KESK'e bağlı sendikalara üye olan 33 kişi dün Emniyet'teki işlemlerinin bitmesinin ardından adliyeye sevk edildi. TMK'nın 10. maddesiyle görevli soruşturma savcısı Çetin Durak'a ifade veren şüphelilere sorgularında katıldıkları yasal eylemeler ve basın açıklamaların soruldu. Aramalarda herhangi bir silah bulunmazken, yasal dergi ve kitaplara "delil" olarak el konuldu.

KONSER SENİ NEDEN İLGİLENDİRİYOR?
Şüphelilere sorguda Grup Yorum biletlerini neden sattıkları sorulurken şöyle denildi: "Örgütün kültürel alan yapılanması olduğu terör örgütü üyeliğinden dolayı bir kısım elemanı hakkında kamu davası açılan Grup Yorum isimli müzik grubunun konseri sizin neden ilgilendirmektedir? Elde edilen geliri kime vermektesiniz?"
Şüpheli Mustafa Anıl'a, Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen "Parasız Eğitim, Sınavsız Gelecek Hakkımızı İstiyoruz, Alacağız" kampanya kapsamında Yüksel Caddesi'nden meclise yürümek isteyen eylemciler ile polis arasında çıkan olaylar sonucu yaralanan ve Çağ Hastanesi'ne götürülen 3 eylemciyle ilgili yaptığı telefon konuşmaları gösterilerek, "bu şahısların durumu sizi neden ilgilendiriyor" diye soruldu.
Şüphelilere sorulan diğer sorular ise şöyle:
- 9 Mayıs Günü Yüksel caddesinde yapılan eylemde, 'halkız, haklıyız, kazanacağız" şeklindeki sloganı atmanızdaki amacınız nedir?
- Geleneksel 5. Bahar Pikniği adı altında düzenlenen etkinliği kimler organize etti, pikniğe katılmanızı sizden kim istedi?
- 17-18 Kasım 2011'de Eğitim Sen Genel Merkezinde yapılan toplantının içeriği nedir? Toplantıda hangi konular görüşülerek karara bağlandı?
-  4+4+4 eylemine neden katıldınız?
- İşten atılan Cansel Malatyalıya neden destek verdiniz?
- 20  Mayıs günü BES Ankara 1 Nolu şubesinde kahvaltı adı altında toplantılar düzenlediğiniz tespit edilmiştir. Söz konusu kahvaltı ne amaçla kimler tarafından organize edildi, kahvaltıda görüşülen konular nedir?
-(Büyük Direniş 122 Şehit, Büyük Direniş 2 Aydınlarla Tartışmalar, Belgeler Fotoğraflar, Anılar Mektuplar, Ayçe İdil Erkmen, Sana Geldik Ali, Birleşelim, Savaşalım, Kazanalım 1-2-3 isimli kitaplar ile Yeni Kurtuluş ve Yürüyüş dergileri) DHKP-C terör örgütünün fikir ve görüşlerini içeren, yapılan incelemelerinde örgütsel ifade, söylemlerin bulunduğu kitap ve dergileri okumanızı size kim tavsiye etti? Adı geçen yayınları ne zamandan bu yana okumaktasınız?
(Çınar ÖZER)

"DEVRİMCİ MEMURLARA" OPERASYON


Ankara ve İstanbul'un da aralarında bulunduğu 28 ilde çoğunluğu KESK ve KESK'e bağlı sendikalara üye olan 167 kişi hakkında DHKP/C örgütüne üye oldukları iddiasıyla gözaltı kararı verildi. İllerde sabah saatlerinde, kişilerin evlerine operasyonlar yapıldı.

16 ÖĞRETMEN
Ankara’da gözaltına alınanlar 31 kişi arasında 16 öğretmen, 2 hemşire ve bir sağlık memuru olduğu, 3’ünün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2’sinin Karayolları Genel Müdürlüğü, birinin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, birinin Çankaya Belediyesi, birinin PTT, birinin Yüksek Seçim Kurulu, birinin Devlet Malzeme Ofisi, birinin Maliye Bakanlığı ve birinin de vergi dairesinde görev yaptığı bildirildi.

KARA 5 GÜN ÖNCE ÇIKMIŞ
Antalya'da gözaltına alınan KESK Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek hakkında verilen arama kararının, 15 Şubat günü Özgürlük Hakimi Halil İbrahim Kütük tarafından verildiği ortaya çıktı. Kararda, yapılan operasyon'un 24 Aralık 2010'da İstanbul'da Yürüyüş dergisinde yapılan aramada el konulan bazı belgelerle gözaltına alınana kişilerin isimleri olduğu belirtildi. Mahkeme kararında, belgelerin incelenmesi sonucu "Devrimci Memur Hareketi" isimli bir klasör içinde, "Akdeniz, Çukurova, Dersim, Ege, İç Anadolu, Karadeniz, Kürdistan, Marmara" isimli dosyaların bulunduğu ifade edildi.

EMNİYET İHBARI
Kararda, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün suç duyurusu üzerine listede adı geçenlerin Ankara ve diğer illerdeki ilişki ve irtibatlarının tespiti ve faaliyetlerinin deşifre edilebilmesi için soruşturma başlatıldığı ifade edildi ve bu kapsamda 21 Mart 2012'de bu yana yapılan teknik takipler sonucu listede isimleri bulunanların Halk Cephesi, İdil Can Kültür Merkezi, Çankaya Kültür Derneği, Hüseyingazi Kültür Derneği, BES 1 Nolu Şube, KESK ile irtibatlı faaliyette bulundukları kaydedildi.

"AŞURE GÜNÜ" ÖRGÜTLENMESİ!
Kararda listede ismi geçenlerin, yapılan kamp, piknik, aşure günü, spor turnuvası ve konserlere katılmaları delil olarak gösterilirken, bu etkinliklere "motiv/motivasyon sağlamak, örgüte eleman temin etmek ve gelir elde etmek için" katıldıkları iddia edildi. Ayrıca, Alevi derneklerine sızmaya çalıştıkları iddia edilerek, derneklerin organize ettiği Maraş anması ve Sivas davasının zaman aşımından düşmesi nedeniyle yapılan eyleme Devrimci Alevi Komitesi pankartıyla katılmaları belirtildi.

DERGİLERE EL KONULDU
Ankara’da 31 kişi gözaltına alınarak Emniyet'e götürüldü. KESK Genel Merkezi'nde Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Akman Şimşek'in hareketin Türkiye sorumlusu olduğu iddia edildi. KESK Genel Merkezi'nde Şimşek'in odasında yaklaşık 4 saat yapılan aramalarda, Tavır ve Yürüyüş dergileri ve bazı CD'lere el konuldu. Ankara'da ODTÜ’de akademisyen olan Oğuz Demirel ve Zübeyde Hanım Doğumhanesinde görevli ve meme kanseri olduğu için kemoterapi gören hemşire Leyla Durmaz'da gözaltına alındı.

ANKARA’YA GETİRİLMEYECEKLER
Soruşturmanın TMK'nın (Terörle Mücadele Kanunu) 10. maddesiyle görevli Ankara Cumhuriyet Savcısı Durak Çetin tarafından yürütüldüğü öğrenildi. Ancak illerde gözaltına alınan şüphelilerin Ankara’ya getirilmeden bulundukları illerde TMK savcılarına ifade verecekleri belirtildi.

İTİBARSIZLAŞTIRMA OPERASYONU
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, KESK Genel Merkezi’ne gelerek gelerek, yapılan aramalarla ilgili bilgili aldı. Tanrıkulu, KESK’in 23 yıldır Türkiye’de demokrasi mücadelesi verdiğini, kamu emekçilerinin en örgütlü sendikası olduğunu belirtti. KESK’in Türkiye’nin her yerinde hak ve özgürlük mücadelesi yürüttüğünü ifade eden Tanrıkulu, "Bir yıldan fazla zamandır özellikle KESK’e karşı hükümetin yürüttüğü bir itibarsız hale getirme, faaliyetlerini kriminal hale getirme operasyonu var. Bugün yapılan operasyon da bunun bir parçası" dedi. KESK Genel Başkanı Lami Özgen, bu tür operasyonların, yıllardır verdikleri mücadeleyi itibarsızlaştırma, etkisiz hale getirme amacıyla yapıldığını belirterek, "Yıllardır hukuksuz şekilde bizi izlediğinizi, dinlediğinizi biliyoruz. Buna gerek duymayın, hangi bilgi ve belgeye ihtiyaç duyuyorsanız istediğiniz zaman çekinmeden size verebiliriz" dedi.
(Çınar ÖZER)

7 Şubat 2013 Perşembe

SAVCININ İDDİANAMESİ ÇÖKTÜ CEM AYGÜN'Ü ÖLDÜREN POLİSLER GÖZALTINDA DEĞİLMİŞ


Polis kurşunuyla ölen Cem Aygün'ün ailesi hakkında Cem'i öldüren polisleri "öldürmeye teşebbüsü" suçundan açılan davada Emniyetten mahkemeye iddianameyi yalanlar nitelikte bir belge gönderildi. İddianamede polislerin Emniyette nezarette olduğu ve ailenin de polisleri öldürmek için Emniyete gittikleri yazılırken, Emniyet, polislerin o gün nezarette olmadığına dair mahkemeye yazı gönderdi.

Ankara Keçiören'de 30 Ağustos günü "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle polisin açtığı ateş sonucu Cem Aygün hayatını kaybetti. Şüpheli olan polisler Fatih Yılmaz ve Olcay Hankulu hakkında başlatılan soruşturma ilerlemezken   Aygün'ün ölümünü protesto etmek için Emniyete giden  6 kız kardeşi, eniştesi ve yeğenine hakkında "basit yaralama, görevi yaptırmamak için direnme, mala zarar verme" gibi suçların yanında bir de "adam öldürmeye teşebbüs" suçundan dava açıldı. Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın bugün yapılacak ikinci duruşmasından önce, Emniyet mahkemeye, iddianameyi adeta yalanlayan bir belge gönderdi.  

POLİSLER GÖZALTINDA DEĞİLDİ
Savcı Hatice Çetin, hazırladığı iddianamede aile bireylerinin 1 Temmuz 2012'de "fikir birliği içinde" Ankara'ya gelerek emniyetin önüne gitmelerindeki amaçlarını, "Olay tarihinde Emniyet Müdürlüğünde tutulan şüpheli polis memurunun (Fatih Yılmaz) yaptığı bu olay nedeniyle onu öldürmek" olarak belirtmişti. Çetin iddianamenin başka bir yerinde ailenin yine  "Devlet koruması altında bulunan şüpheli polis memurunu öldürmeye yönelik amaç içinde olduklarını" belirtmişti.
Mahkemenin ilk duruşmasında ailenin avukatı Murat Yılmaz, adam öldürmeye teşebbüse suçuna ilişkin herhangi bir delil olmadığını, "savcının niyet okuma" yaptığını belirterek, iddianamenin "derhal" reddedilmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etmezken, Emniyetten polislerin o gün gözaltında olup olmadığının sorulmasını istedi. Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Keçiören İlçe Emniyet Müdürlüğü'nden beklenen cevap geldi. Gönderilen yazıda iddianamenin aksine, gözaltına alınan polislerin 1 Temmuz'da Emniyette olmadıkları, 31 Ağustos günü serbest bırakıldıklarını belirtildi. Yani iddianamede "adam öldürmeye teşebbüs" suçunun dayanağı olan iddia, Emniyet tarafından çürütülmüş oldu.
Yılmaz, Emniyetten gelen bu yazı nedeniyle, iddianameyi hazırlayan savcı hakkında suç duyurusunda bulunacağını belirtti.
(Çınar ÖZER)

31 Ocak 2013 Perşembe

AVUKATLAR BOĞAZLARINDAN VE SAÇLARINDAN TUTULDU!!

ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği) üyesi avukatlar, Başbakan Erdoğan hakkında, önceki gün grup toplantısında söylediği "gecenin yarısında avukatlar toplanıp 11 çelik kapı var orada ne iş görür?" sözleriyle ilgili "iftira ve adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek" iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Avukatlar, "11 kapı" iddiasına karşı, aramalar sırasında görevli olan savcıların yazdıkları tutanakları savcılığa sundu. Tutanaklara göre, kapılar çilingirle açıldı, kırılan kapının da yenisi takıldı. Gözaltına alınan avukatlara cezaevindeki müvekkillerden gönderilen mektuplara "delil" olarak el konuldu. Avukat N.Y ve Z.Ş de, boğazlarından ve saçlarından tutularak merdivenlerden indirildi.

11 KAPI YOK
Avukatların toplantı halindeyken değil, ev ve bürolarında yapılan aramalar sıralarında ayrı ayrı gözaltına alındıkları belirtilen dilekçede, "Şüpheli (Başbakan Erdoğan) dosyayla ilgisi olmayan açıklamalarda bulunmuş ve iftira suçu işlemiştir" denildi. Dilekçede, Başbakan Erdoğan'ın bahsettiği "11 kapılı bir yerin" olmadığı, böyle bir durumdan aramalar sırasında görevli olan savcıların yazdıkları tutanaklarda da bahsedilmediği belirtildi.

KIRILAN KAPININ YENİSİ TAKILDI
"11 kapıdan" bahsedilmeyen tutanaklar söyle:
-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı arama ve el koyma tutanağı (ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, ÇHD Ankara Temsilcisi Betül Vangölü Kozağaçlı ve avukat Özgür Yılmaz'ın bürosu): Adrese saat 17.30'da varıldı. Arama yapılacak avukatlık bürosunun bulunduğu binaya girildi. Büronun kapısı önünde güvenlik görevlilerinin gerekli önlemleri aldığı ve içeriye giriş ve çıkışın engellendiği görüldü. Kapının anahtarı şu anda hiç kimsede bulunmadığından hazır edilen çilingir marifetiyle orada bulunan baro temsilcileri ve müdafiler huzurunda ve onların rızasıyla kapı açtırıldı.
-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı arama ve el koyma tutanağı (ÇHD Genel Merkez ve Ankara Büro): Belirtilen adresin kapısı çalındı. Ankara Barosu avukatlarından P.A kapının anahtarını vermekle polis memurunu sayısı kadar müdafii alınmakla içeri girildi.
-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı arama ve el koyma tutanağı (İstanbul Halkın Hukuk Bürosu): Avukatlık bürosuna saat 04.10 sıralarında yeteri kadar personel ile gelindi. Gerekli dış güvenlik tedbirleri alındı. Büronun bulunduğu 3. kata çıkıldı. Kapı usulüne uygun olarak açıldı. Kapının açılmasından kısa bir süre sonra içeriden sesinden erkek olduğu anlaşılan birisi gelenin kim olduğunu sordu. Polis olduğu ve arama kararı olduğu belirtildi. Yine aynı şahıs önce kapıyı açacağını daha sonra buranın hukuk bürosu olduğunu ve girilemeyeceğini belitti. Kapıyı derhal açması gerektiği, kapının açılmaması halinde kırılmak zorunda kalınacağı hatırlatıldı... Giriş esnasında güç kullanılarak açılan çekil kapı sökülerek yenisi taktırıldı. Anahtarlar müdafilere teslim edildi.

MEKTUPLAR "ÖRGÜTSEL DÖKÜMAN" OLDU
İstanbul Halkın Hukuk Bürosu'nda yapılan aramalarda yazılan tutanaklara İstanbul Baro Temsilcisi M.K'nın yazdığı şerhte ise ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Avukat, bir polis memurunun kendisine ve avukat Taylan Tanay'a fiziki ve sözlü saldırıda bulunulduğunu, talep edilmesine rağmen polisin kimliğinin tespit edilmediğini kaydettiği tutanağa avukatların müvekkilleriyle yaptıkları yazışmalara ve üzerinde "cezaevi görüldü" yazan mektuplara da "örgütsel döküman" olarak el konulduğunu belirtti.

AVUKATLAR SAÇLARINDAN TUTULDU
Tutanaklara, polislerin avukatları gözaltına alırken uyguladıkları şiddette yazıldı. Aramaya müdafi bir avukat, saat 09.20 sıralarında arama yapılan yere gelen avukat N.Y ve Z.Ş'nin, boğazlarından ve saçlarından tutularak merdivenlerden indirildiğini belirttiği şerhte, "Bu işlemin hukuka aykırı olduğu söylendi ve müdahale edilmeye çalışılsa da onları duvara sıkıştırmak suretiyle avukatlar etkisiz hale getirilmiş ve sürükleyerek şüpheliler polis aracına bindirilmiştir" diye yazdı.

"DELİL" YOK
Ankara ÇHD Genel Merkezi ve Ankara Bürosu'nda yapılan aramadaki savcılık tutanaklarında ise, "Odada yapılan aramada herhangi bir silahlı, mühimmat, patlayıcı madde, patlayıcı madde yapımında kullanılan malzeme, örgütsel dökümanlar ve suç olabileceği değerlendirilen herhangi bir malzeme bulunmadı. Bu sebeple herhangi bir eşyaya el konulmadı" denildi. ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, ÇHD Ankara Temsilcisi Betül Vangölü Kozağaçlı ve avukat Özgür Yılmaz'ın bürosunda yapılan aramada ise herhangi bir delile rastlanmadı.
(Çınar ÖZER)

24 Ocak 2013 Perşembe

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ AVUKATLARINA AĞIR CEZA


Son günlerde ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği) avukatlarına "örgüt üyelisi olmak" suçlamasıyla başlatılan soruşturmanın yankıları sürerken, İHD (İnsan Hakları Derneği) üyesi 4 avukatın yargılandığı "örgüt üyeliği" davasından karar çıktı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasına sanık olan avukat Halil İbrahim Vargün ve Hasan Anlar katılırken, meslektaşlarını savunmak için yaklaşık 50 avukat duruşmada hazır bulundu. Sanık avukatlarından Öztürk Türkdoğan, TMK'nın 10. maddesiyle görevli mahkemelerin Anayasaya aykırı olduğu iddiasına ilişkin Anayasa Mahkemesi'nde bulunan davanın bekletici mesele yapılmasını talep etti. Mahkeme heyeti, söz konusu talebi, hukuki menfaat bulunmadığı gerekçesiyle reddederek, duruşmaya devam etti.

ADALET HERKESE LAZIM
Sanık avukat Hasan Anlar mahkemede son söz olarak, soruşturma aşamasında hakkında 36 kere dinleme kararı verildiğini ve telefonun dinlendiğini belirtti ve yapılan ev ve iş yeri aramalarında hard disklerinin imajı alınmadan el konulduğunu söyledi. Anlar, "Biz bu güne kadar adaleti mahkemenizden istedik zira mahkemede görev yapan insanlardan adalet istemedik. Bu itibarla mahkemenizin adaletli bir karar vereceği inancındayım" dedi. Avukat Halil İbrahim Vargün de, "Adalet bir gün herkese lazım olacağı inancındayım. Bu soruşturmayı yapan savcıdan, mahkemeye bakan hakim, soruşturmada görev alan baskıcı polisler dahil bir gün adalet isteyebilir. Ve o gün her zaman olduğu gibi biz avukatları yanlarında bulacaklar" dedi.

AVUKATLARA ÜYELİK CEZASI
Son sözlerin ardından mahkeme kararını açıkladı. Sanık avukatlardan İHD Ankara Şube Başkanı Halil İbrahim Vargün, İHD MYK üyesi Hasan Anlar ile İHD üyesi Murat Vargün'ün, "silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçundan 6'şar yıl 3'er ay, İHD Ankara Şube eski başkanı avukat Filiz Kalaycı'yı aynı suçtan 7 yıl 6 ay ve kapatılan DTP'nin PM üyesi sanık Nedim Taş'ın da 10 yıl 6 ay hapse mahkum edildiğini açıkladı. Mahkeme, sanıkların, TCK'nın 221. maddesinde düzenlenen "etkin pişmanlık" hükümlerinden de yararlandırılmasına yer olmadığına karar verdi.

HUKUK GÜVENLİĞİ KALMADI
Kararın ardından İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, "Bu avukatlar insan hakları savunuculuğu kapsamında eylemelere katılmışlardır. Bunlara ilişkin inandırıcı nesnel kanıtlar ortaya konulmadan cezalar verildi. Geçen hafta ÇHD avukatlarına, şimdi de 4 avukat arkadaşımıza üyelik iddiasıyla bu cezalar veriliyor. Kimsenin hukuk güvenliği kalmamıştır. ülke totaliter ve polis devletine gidiyor" diyerek karara tepki gösterdi.
(Çınar ÖZER)

22 Ocak 2013 Salı

SEVDA SONAY CİNAYETİ DAVASI "HASTANE CEZASIYLA" BİTTİ


Ankara'da bir yıl önce eşi Sevda Sonay'ı 9 yerinden bıçaklayarak öldüren Haydar Ali Sonay'ın ,"tasarlayarak adam öldürmek" suçundan 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı davaya dün devam edildi. Aile ve sosyal Politikalar Bakanlığı'nın da müdafi olduğu davanın 9. duruşmasında Sonay'ın İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu'nun gönderdiği rapor doğrultusunda akıl sağlığının yerinde olmadığına karar veren mahkeme, Sonay hakkında ceza tedbirinin yer olmadığına, hakkında koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbiri alınmasına ve hastanede tedavi ettirilmesine karar verdi.

YILLARCA ŞİDDET GÖRDÜ
Sevda Sonay, kocası Ali Sonay’dan evliliği boyunca şiddet görüyordu. Biçki dikiş mezunu olan ve evlenmeden önce çalışan Sevda Sonay, eşi istemediği için  işinden ayrıldı. Sonay, kocasından izinsiz dışarı da çıkamıyordu. Ali Sonay'ın çiftin yanlarında kalan 17 yaşındaki yeğeni bütün olanlara şahitti. Ancak bu duruma rağmen Haydar Ali Sonay eşinin kendisini aldattığını düşündü.
Haydar Ali Sonay 10 Şubat 2012 günü, kahvaltı hazırladı ve yeğenini ve eşini 07.30 sıralarında uyandırdı. Eşinin banyo yapmasını isteyen Haydar Ali Sonay, iş yerinden getirdiği kamerayla da yeğenini çekmeye başladı. Yeğenine, eşinin dışarıya çıkıp çıkmadığını, kimseyle görüşüp görüşmediğini sordu. Eşinin kendisini aldattığını düşünen Haydar Ali Sonay, yeğenini de eşine yardım etmekle suçladı. Sonra da yeğenine çocukları odaya götürmesini söyledi. Odaya giren yeğeni bir süre sonra yengesinin bağırışlarını duydu. Salonun kapısını açmaya çalışsada kapı kilitlendiği için başarılı olmadı. Kapıyı çok sonra açabilen Sonay'ın yeğeni,  yengesini kanlar içinde yerde buldu. Haydar Ali Sonay eşini 9 yerinden bıçaklamıştı. Bağırışmalar nedeniyle komşuların aradığı polis eve geldiğinde Sevda Sonay ölmüştü.

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBETLE YARGILANDI
Haydar Ali Sonay ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngören "tasarlayarak adam öldürme" suçundan Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başladı. Sonay,  ifadelerinde "Beni aldattığı için öldürdüm" demekle yetindi. Sonay eşinin görüştüğünü iddia ettiği kişinin telefon numarasını söyledi, ancak ne telefon kayıtlarında böyle bir görüşme vardı ne de telefon sahibi Sevda Sonay'ı tanıyordu. Bu sırada mahkeme, Sonay hakkında akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair rapor istedi. İstanbul Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu'nun 17 Aralık 2012'de gönderdiği raporda "Sonay'ın akıl sağlığının yerinde olmadığını" belirtildi.

"YENİDEN RAPOR ALINSIN"
Davanın 9. duruşması dün görüldü. Duruşmada ailenin avukatı avukat Evin Konuk, Psikiyatri doktoru Yenier Duman ile görüştüğünü belirterek, doktorun, raporda somut olayın değerlendirilmediği ve raporun içeriğinin zayıf olduğunu belirttiğini söyledi. Konuk, Sonay'ın uzunca bir süre kamu kurumunda silahlı güvenlik görevlisi olarak çalıştığını belirterek, "Eğer akıl sağlığı yerinde değilse iş yerinde de hezeyanlar yaşaması gerekirdi. Bu nedenle önce iş yerindeki sicil dosyasını istiyoruz. Ayrıca yeniden rapor alınmasını istiyoruz. Bu rapor doğru olsa bile sanığın aldatmayla ilgili hezeyanı olduğu belirtilmişti. Ancak sanık karısı aldattığı için değil boşanmayla ilgili öldürmüştür. Bu durum cezai ehliyetini ortadan kaldırmaz" dedi.
Bakanlık avukatı Birsel Kurt raporun yeterli olmadığını ve raporu kesinlikle kabul etmediklerini belirterek, “Sanığın eşini kasten öldürmek suçunu işlediği bizce sabittir. Bu suçtan cezalandırılmasın” dedi.

"BEN AKIL HASTASI DEĞİLİM"
Duruşma savcısı İsmail Kırışık mütalaasında, sanığın suçu maruz kaldığı akıl hastalığı nedeniyle işlediğini, suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığını, bu nedenle ceza verilmesine yer olmadığını belirterek, akıl hastasına özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanması talep etti. Sanık Sonay ise son söz olarak, "Benim akli dengem yerindedir , ben akıl hastası değilim, çok pişmanım" demekle yetindi.

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBETTEN TEDAVİYE
Mahkeme, tekrar rapor alınmasını istemini oy birliğiyle reddetti. Sanığın akıl hastası olduğunun anlaşıldığını belirten mahkeme, sanık hakkında koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbiri alınmasına ve yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda tedavi altına alınmasına da karar verdi. Sağlık tedbirinin sağlık kurulunca düzenlenecek raporda toplum açısından tehlikesinin ortadan kalktığı veya önemli derecede azaldığı şeklindeki rapor düzenlendiğinde yeniden mahkeme kararı ile serbest bırakılmasına karar verildi.
(Çınar ÖZER)

20 Ocak 2013 Pazar

KİTABA YİNE "TERÖR DELİLİ" MUAMELESİ - ÇHD ANKARA YÖNETİCİSİNİN KİTAPLARINA EL KONULDU


Düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlamak  amacıyla çıkardığı belirtilen 3. Yargı Paketi ile haklarındaki "toplatma ve yasaklama" kararı kaldırılan kitaplar yine delil oldu. Polis, ÇHD Ankara Şube Yöneticisi Betül Vangölü Kozağaçlı'nın evinde yapılan aramada 150 yıl önce yazılmış Komünist Manifesto ile Mahir Çayan'ın kitabının da aralarında olduğu çok sayıda kitaba "terör örgütü üyeliğine delil" olduğu gerekçesiyle el koydu. Avukatların da gözaltına alındığı operasyona Yargıçlar Sendikası'ndan da tepki geldi. Sendika gözaltıları "hukukun imhası olarak" tanımladı ve İstanbul Emniyeti'nin operasyonla ilgili açıklama yapmasını sert biçimde eleştirdi. Hakkında gözaltı kararı bulunan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ise Beyrut'tan yaptığı yazılı açıklamada, İstanbul Emniyeti'nin operasyonla ilgili açıklamasının "iddianamenin ve mahkeme kararının da polis tarafından hazırlanacağını gösterdiğini" belirtti.

KİTAPLARA EL KONULDU
Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta olduğu için gözaltına alınamayan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile gözaltına alınan eşi ve ÇHD Ankara Şube Yöneticisi Betül Vangölü Kozağaçlı'nın evlerinde yapılan aramalarda hakkında "yasaklama ve toplatma" kararı kaldırılan kitaplara "delil" olarak el konulduğu öğrenildi.  Böylece, geçtiğimiz günlerde Ankara 1 Nolu Özgürlük Hakimi tarafından haklarındaki "yasaklama ve toplatma kararı" kaldırılan, Komünist Manifesto (Marx), Mahir Çayan Bütün Yazılar, Yürüyüş dergisi yine delil oldu. Koltuk kılıflarına kadar evin her yerine bakan polis operasyonla ilgileri olmadığı halde, Kozağaçlı'nın beraber yaşadığı kardeşi ve Ertuğrul Kürkçü'nün danışmanı olan eşinin odasında da arama yaptı.

"SAVCINIZ NEREDE?"
ÇHD Genel Başkanı Kozağaçlı ise Beyrut'ta, sosyal medya üzerinden bir açıklama yaptı. "Haftabaşı görüşmek üzere" diyerek Türkiye'ye döneceğini ifade eden Kozağaçlı, "Polisin yaptığı 'Ülkemizin kozmik bilgilerini şifreli metinler halinde kodlayarak raporladıkları, başka ülkeler lehine ajan faaliyeti yürütmek için gizli haberleşme merkezleri oluşturdukları' iddiası gerçekten ilgi çekicidir" dedi.  Kozağaçlı açıklmasına şöyle devam etti:
"Yetmemiş, 'Silah' bulduk, 'molotof' bulduk, 'Örgüt notu' bulduk diyorsunuz. Hangi avukatın bürosundan buldunuz? Hangi Dernek Şubesindeki aramada buldunuz? Avukatlığını yaptığımız insanlara yöneltmeyi adet edindiğiniz suçlamaları bu sefer bizlere yöneltmek pervasızlığınızdan korkacağımızı mı düşündünüz? Bütün büro ve şubelerimiz yirmi yıldır her gelene açıkken, insanların bu sahtekarlığa inanacağını mı sandınız? Biz mahkemenizle, savcılığınızla, polisinizle, soruşturmanızla, davanızla kırk yıldır uğrasan bir avukat geleneğinin mirasçılarıyız. Tutuklama talebinde bulunacak olanın, tutuklama kararı verecek olanın, oturup iddianameyi ve kararı yazacak olanın, ayni zamanda evlerimizi, bürolarımızı, kurumlarımızı arama adı altında talan edenler olduğunun farkındayız, Dolayısıyla adalet istemiyoruz, onun için zaten kendimiz mücadele ederiz. Ama hiç değilse biraz saygın davranmaya çalışın, soruşturmanıza sahip çıkın, yalan söylemeyin, seviyeyi düşürmeyin."

"HALKIN AVUKATLIĞINI YAPIYORUZ"
"Kozmik bilgi mi arıyorsunuz? Neyle uğraştığımızı gerçekten merak mı ediyorsunuz?" diye soran Kozağaçlı, avukatlık yaptıkları davalardan örnekler vererek "Biz halkın avukatlığı ile uğraşıyoruz" dedi.

AÇLIK GREVİNDE ŞEKER VE SU KRİZİ
Bu arada gözaltına alınıp İstanbul Emniyetine götürülen avukatlar ve diğer şüphelilerin açlık grevine girdiği öğrenildi. Avukatlar, müvekkillerine şeker ve su verilmesine polisin engel olduğunu belirterek polislerin mutlaka kendi verdikleri suların içilmesini istediğini söyledi. Ne avukatlar ne de şüpheliler bunu kabul etmeyince tartışma çıktığı ve avukatların da görüş sırasında müvekkillerine şeker ve su verdiği belirtildi. Polislerin ise bu durumu tutanaklara geçirdiği aktarıldı.
(Çınar ÖZER)