6 Ağustos 2013 Salı

GEZİ YARGILAMALARININ SKANDALLARI BİTMİYOR - BURCU KOÇLU YÜZDE 52 ENGELLİ RAPORUNA RAĞMEN TUTUKLU

Türkiye genelinde Gezi eylemleri nedeniyle en çok tutuklama yapılan şehir İzmir oldu. İzmir'de eylemlere katıldıkları iddiasıyla bir çok kişi "örgüt üyesi olmak" ve "örgüte yardım etmek" suçlamasıyla tutuklandı. Aylık tutukluluk incelemelerinde tahliye taleplerinin büyük bölümü reddedildi.

Tahliye talebi reddedilenler arasında 5 Temmuz'da tutuklanarak Şakran Cezaevi'ne gönderilen, "Myasthenıa Gravıs" denilen ağır kas zaafı hastası 25 yaşındaki Burcu Koçlu da yer aldı. Koçlu'nun avukatı Serdar Gültekin, genç kızın hastalığı nedeniyle uzun mesafe yürüyemediğini, çoğu zaman kaslarının kenetlendiğini ve kımıldayamadığını, stres ve gergin ortamların hastalığını tetiklediğini belirtti. Koçlu'nun yüzde 52 özürlü raporu olmasına rağmen tahliye edilmediğini belirten Gültekin, "Savcılık ve hakimlik sorgusunda raporu sunduk. Hatta hakimlik sorgusunda hakim 'Rahatsızsınız sanırım. İsterseniz oturun sorgunuza öyle devam edelim' demesine rağmen tutuklamakta sakınca görmedi" dedi.

"CEZAEVİ KOŞULLARINDA YAŞAMASI ÇOK ZOR"
VATAN'a konuşan Koçlu'nun annesi Fatma Koçlu da kızının sağlığı için çok endişeli. 2007 yılında ameliyat olan kızının göğüs kafesinin açıldığını bu nedenle göğüsüne alacağı en ufak darbede bile ölüm riskinin bulunduğunu belirten anne Koçlu şunları söyledi:
"Kızım günlük kortizon kullanmak zorunda. Hastalığından kaynaklı depresyon ve kriz nöbetleri geçiriyor. Çok fazla kapalı yerlerde kalamıyor. Evde bile 'Nefes alamıyorum' deyip balkona çıkardı hemen. Sabah akşam mutlaka yanında oluyoruz. Çünkü krizi başladığı anda hastaneye götürülmesi gerekiyor. Tuzsuz yemekler yemeli yoksa vücudu hemen şişmeye başlıyor. İlk hafta yemek konusunda çok sıkıntı yaşadık. Ben cezaevi müdürüne not bile gönderdim. Sonra yemekler bir nebzede olsun düzeldi ama yeterli değil. Bu koşullarda yaşaması çok zor. Hastalığı günden güne ilerliyor.

"BURASI ÇOK GRİ ANNE..."
En son geçen hafta pazartesi günü görüştüm. Bana 'Burası çok gri anne. Bana iki tane renkli ve çiçekli tülbent getir' dedi.  Çok şaşırdım. Çünkü Burcu normalde renkli şeyler pek giymez. Psikolojisi gerçekten çok etkilenmiş. Benim kızım eline silah almadı. Sopayla palayla kimseyi kovalamadı. Kimsenin gözünü çıkarmadı. Sadece haklarını savunmak için sokağa çıktı. Ama kızım tutuklandı. Bende sokaktaydım. O zaman beni de tutuklasınlar. Hani herkesin Başbakanıydı?. Demek ki bizim değilmiş. Yok sayıyorlar bizi. Ama yok sayılmakla yok olmuyoruz. Herkes için adalet istiyorum."

2 Ağustos 2013 Cuma

CENAZE TÖRENİ YAPILAMADI AMA DAVASI AÇILDI

*Gezi eylemleri sırasında polis kurşunuyla başından vurulan ve hayatını kaybeden Ethem Sarısülük için Kızılay'da yapılmak istenen, ancak polis müdahalesiyle engellenen cenaze töreninde çıkan olaylarla ilgili 35 kişi hakkında 3 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Olay günü başından vurulan Dilan Dursun'un soruşturması ise devam ediyor.

Ankara'da yapılan Gezi eylemlerinin ikinci gününde Ethem Sarısülük Kızılay'da çevik kuvvet polisi Ahmet Ş.'nin silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. 16 Haziran'da Sarısülük için vurulduğu yerde cenaze töreni yapmak isteyen gruba polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etti.
Olayla ilgili soruşturma başlatan Ankara Cumhuriyet  Savcısı Kürşat Kayral, 35 kişi hakkında "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet" suçundan 3'er yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı. Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesi de iddianameyi kabul etti.

"GÜVENCEYE ALINDI"
İddianamede Kızılay'da yapılmak istenen cenaze töreninin polis tarafından engellenmesi şöyle anlatıldı:
"Tedavi  gördüğü hastanede 14 Haziran günü hayatını kaybeden Sarısülük cenazesinin 16 Haziran Cumartesi Batıkent Cemevi'nden  alınarak, kortejle Kızılay Meydanı'na, sonrasında Sıhhiye'ye getirilmek ve tören yapılmak istendiği, güvenlik güçlerinin Batıkent'te göstericilere Cenazenin Kızılay'a götürülmesine izin verilmeyeceği, provokatif  ve istenmeyen olayların yaşanmaması için cenazenin İstanbul Yolu-Çevre Yolu istikametinden Çorum'a götürülmesinin uygun olacağının söylendiği, konvoyun önünün güvenceye aldığı..."

"ORANTILI ZOR KULLANMA"
Bu sırada cenaze törenine katılmak için bir grubun GMK Bulvarı, Atatürk Bulvarı, Ziya Gökalp Caddesi'ni trafiğe kapatarak Kızılay'a yürüdükleri belirtilerek, "Polisin gruba dağılmaları yönünde uyarıda bulunduğu, dağılmamakta ısrar eden ve direnç gösteren gruplara güvenlik güçlerinin müdahale ettiği, sanıkların da müdahale sırasında Kızılay, Sıhhiye Köprüsü, GMK ve Atatürk Bulvarları, Güvenpark ve Başbakanlık çevreleriyle civar sokak ve caddelerde orantılı zor kullanmak suretiyle gözaltına alındıkları" ifade edildi.

POLİSE DİRENMENİN DELİLİ SÜT, LİMON, SİRKE
İddianamede gözaltına alınanların üst aramalarında çıktığı iddia edilen gaz maskesi, deniz gözlüğü,  solüsyon, iş eldiveni, biber gazı, limon, süt, sirke, sivil toplum örgütlerine ait flama ve kolluk, yüz kapatmaya yarayan poşu ve bezler, laboratuvar gözlüğü,  baret, yüz maskeleri, sprey boyaların da "eyleme katılmak ve güvenlik güçlerine direnç göstermek" için taşındığı iddia edildi.

3 YILA KADAR HAPİS
İddianamede, sanıkların savcılık ifadelerinde suçlamaları kabul etmediğine, "olay yerinde tesadüfen, gezi amacıyla veya basın açıklaması izlemek için bulunduklarını, polisin aniden gaz ve suyla saldırdığını, gözaltı sırasında hakaret ve darba maruz kaldıklarını belirttiklerine" yer verildi.
İddianamede sanıkların Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'nın  32/1. maddesi uyarınca 6'şar aydan 3'er yıla kadar mahkumiyetleri istendi. Öte yandan, aynı soruşturma kapsamında 73 şüpheli hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdi. Bu kişiler arasında İran ve Rusya uyruklu  birer kişi de bulunuyor.

KUTU:
DİLAN'I DA "AKREP" VURMUŞTU
Olay günü Dilan Dursun isimli genç kız gaz fişeğiyle başından vuruldu. Olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında incelenen mobese kayıtları sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda "Akrep aracı, trafik ışıklarının bulunduğu yerden atış yaptığı anda, koşmakta olan Dilan Dursun aniden yere düştü" denildi. Ancak gaz fişeğini atan polis hakkında henüz bir işlem yapılmadı.

21 Temmuz 2013 Pazar

BERKİN ELVAN'IN DOSYASINDAN "TIK" YOK

-İstanbul Okmeydanı'ndaki Gezi eylemleri sırasında ekmek almaya giderken polisin attığı gaz fişeğiyle başından vurulan ve 36 gündür uyutulan 14 yaşındaki Berkin Elvan'ın vurulmasıyla ilgili başlatılan soruşturmada henüz ne tanık dinlendi ne de olay yerindeki güvenlik kameraları incelendi. Aksine Elvan'ın dosyası Gezi eylemleri süresi boyunca polis şiddetiyle ilgili savcılığa yapılan yüzlerce suç duyurusuyla birleştirildi.


16 Haziran günü Okmeydanı'ndaki Gezi eylemlerinde eylemcilere gaz bombasıyla yapılan müdahale sonucu, evinden ekmek almak için dışarı çıkan 14 yaşındaki Berkin Elvan ağır yaralandı. Gaz fişeğiyle başından vurulan Elvan, Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesinde kaldırıldı ve acil ameliyata alındı. Doktorların Elvan'ın beyine kan dolduğunu ve hayati tehlikenin olduğunu bildirdi.
Yaşam mücadelesi veren Elvan'ın durumu hala kritik. Daha önce boğazından açılan bir kanal ile beslenmesi sağlanan Elvan'ın artık birkaç gün önce karnından açılan bir kanal ile beslendiği belirtildi.

SUÇLAMA DEĞİŞTİRİLDİ
Ailenin avukatları polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Verilen dilekçede, "Kolluk görevlileri, hedef gözeterek ve 90 derecelik açıyla ateşledikleri gaz bombasıyla Berkin Elvan'ı öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. 14 yaşında bir çocuğun kafatasında çökme ve beyin kanaması geçirmesine sebep olacak fiil, kamu düzeninin tesisi ile açıklanamayacağı gibi, yasal sınırlarda kalındığı da kesinlikle iddia edilemez" denildi ve o sırada görev yapan kolluk görevlileri ve amirlerinin belirlenerek, isim listesinin dosyaya getirtilmesi talep edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na "adam öldürmeye teşebbüs" suçundan sunulan dilekçe, "zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" olarak işleme koydu.

BİRLEŞTİRMEYE İTİRAZ
Başlatılan soruşturmada savcılığın henüz olay yerini gören güvenlik kameralarının kayıtlarını incelemediği, ailenin avukatları tarafından isimleri savcılığa verilen tanıkları dinlenmediği öğrenilirken, dosya, Gezi eylemleri sırasında "polis şiddeti" ile ilgili yapılan diğer suç duyurularıyla birleştirildi. Bu duruma itiraz eden Elvan'ın avukatı Evrim Deniz Karatana savcılığa "dosyanın ayrılması" talebinde bulundu. Savcılığa sunulan dilekçede şöyle denildi:
“İnsan öldürmeye teşebbüs suçu yönünden yapılması beklenen soruşturmanın 31 Mayıs'ta başlayan Gezi Parkı olaylarına ilişkin tüm suç duyurularının birleştirilmesiyle tek dosyada yürütüldüğü bilgisini almış bulunmaktayız. Bu haliyle suç vasfı, olay yeri, olay tarihi anlamında hiçbir benzerlik taşımayan birçok soruşturma dosyasının birleştirilmesiyle etkin bir soruşturma yürütülemeyeceği açıktır. Bu nedenle mağdur Berkin Elvan’a yönelik 'kasten öldürmeye teşebbüs suçu' yönünden  soruşturma dosyasının bir an evvel ayrılarak, olay mahallindeki tüm işyeri güvenlik kameraları ile MOBESE kamera kayıtlarının getirtilerek, bilirkişiye inceleme yaptırtılmasına ve suç duyurusu dilekçesinde bildirdiğimiz şekilde, suçu işleyen görevli polis memuru ve talimatı veren amirin belirlenerek ifadelerinin alınması için derhal yakalanmalarına karar verilmesi gerekmektedir. Ayrıca suçun işlenişi bakımından maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için tanıklarımızın dinlenmesi de suçun açığa çıkması yönünden önem taşımaktadır."
(Çınar ÖZER)


"4 ÖRGÜT DAVASI"NDAN KARAR ÇIKTI - NASIL BAŞLADIYSA ÖYLE BİTTİ

20 Ocak 2011 günü "karşıt görüşlü öğrencilere yönelik eylem planladıkları" iddiasıyla sol görüşlü 5 öğrenci Demetevler Parkı'nda  gözaltına alındı. Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Didem Ezgi Serap ile Ankara Üniversitesi öğrencileri Uğurcan Soybelli, Yusufcan Yıldırım, Ali Haydar Yıldız ve Rıdvan Akbaş'a “Yasadışı Bölücü PKK /Kongra-Gel, MKP (Maoist Komünist Partisi), DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi), TKEP/L (Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist) isimli anayasal düzene yönelik yıkıcı faaliyetlerde bulunan terör örgütleri üyesi olmak, halkta devlete karşı kin, nefret ve isyan hissi uyandıracak şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde eylem ve faaliyetlerde bulunmak, terör örgütlerinin amaç/hedefleri doğrultusunda keşif/istihbarat çalışmaları yürütmek, terör örgütleri adına kitlesel şiddet eylemleri organize etmek ve bu eylemlere katılmak, yasak yayın bulundurmak” suçlamaları yöneltildi. Ancak hangi öğrencinin hangi örgüte üye olduğu belirtilmeyince dava kamuoyunda "4 örgüt davası" olarak anıldı.

4 ÖRGÜTÜN DELİLLERİ
İddianamede bu suçlamalara "delil" olarak, "Deniz Gezmiş posteri, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan'ın ölüm yıldönümleri için hazırlanmış 'Anmaya çağrı' başlıklı 12 adet bildiri, 'Politik özgürlük kazanılmadan Akademik özgürlük kazanılmaz' yazılı pankart" ve "Kürt halkı yalnız değildir" yazılı afiş gösterildi.

1 DAKİKADA 3 AYRI YERDE
Bu delillerin dışında iddianamede, öğrencilerin YÖK eylemine katılmaları "örgüt propagandası" sayılırken, Yusufcan Yıldırım'ın üyesi olduğu Mart Kültür Sanat Derneği'ne ait su faturası da örgüt delili olarak değerlendirildi.
Ali Haydar Yıldız'ın kaldığı yurtta yapılan aramada 15 adet kitap isminin yer aldığı bir kitap listesi bulundu ve listede de yer alan 3 kitap hakkında toplatma kararı bulunduğu gerekçesiyle, okuma listesi "örgüt üyeliği" suçlamasına delil sayıldı.
Didem Ezgi Serap'ın ise  polis tutanaklarında 1 dakika içinde 3 farklı yerde kameralar tarafından görüntülendiği belirtildi. Bu iddiaya göre Serap, 17.03'te Sıhhıye metro durağında, 17.04'te Beşevler metro durağının iki farklı yerinde görüntülendi. Serap için ayrıca o gün karşıt görüşlü öğrencileri de takip ettiği ve 16.30'da planlanan eylemi yapmak için hazırlandığı da iddia edildi.

HALA ÖRGÜT BELLİ DEĞİL
11 ay iddianamenin yazılmasını bekleyen ve bu süre içinde tutuklu kalan öğrenciler, 7 Aralık 2011'de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada serbest bırakıldı. Yargılamaları süren ve neredeyse her duruşmaya katılan öğrenciler hakkında mahkeme önceki gün karar verdi.
Önceki gün çıkan kararda, Uğurcan Soybelli ve Didem Ezgi Serap hakkında hangi örgüte üye oldukları tutanağa yazılmadan "silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçundan 8'er yıl ve "ruhsatsız bıçak taşımak" suçundan 13 ay 10'ar gün hapis ile 3200 TL para cezasına hükmedildi.  Yusufcan Yıldırım ise hangi örgüte yardım ettiği belirtilemeden "terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırıldı. Yıldız ve Akbaş ise "terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçundan beraat etti.
(Çınar ÖZER)

18 Temmuz 2013 Perşembe

SAVCILIK DİLAN'IN DOSYASINI "GİZLEDİ"

-Gezi eylemleri sırasında günlerce yoğun bakımda kalan Dilan Dursun'un kafasından gaz fişeğiyle vurulmasıyla ilgili soruşturmada MOBESE görüntülerinin ve olayla ilgili olabilecek polislerin isimlerinin dosyaya girmesinin hemen ardından mahkeme "gizlilik kararı" aldı.

Ankara'da Gezi eylemleri sırasında polis kurşunuyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük'ün cenaze töreniyle ilgili eyleme katılan Dursun, Kolej meydanında Akrep'ten atıldığı iddia edilen gaz bombasıyla başından vuruldu. Dursun, günlerce yoğun bakımda kaldı. Dursun'un vurulmasıyla ilgili olay yeri incelemesi ise olaydan 5 gün sonra yapıldı. Bu nedenle Dilan'ın kafasına isabet eden gaz fişeği bulunamazken, olay yerinden kan lekeleri alındı.

GÖRÜNTÜLER VE İSİMLER SAVCIDA
Suç duyurusu üzerine savcılık, emniyete yazı yazarak Kolej'de olay yerini gören MOBESE kayıtları ile görevli olan polislerin isim listeleri ve telsiz kayıtlarını istedi. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, 8 Temmuz'da görevli polislerin isim listesi, 5 adet MOBESE kaydı, TRT kamerası görüntüleri ile telsiz kayıtlarını savcılığa gönderdi. MOBESE görüntülerinin çözümü için bilirkişi görevlendirmesi yapıldığı öğrenildi.

TANIKLAR "AKREP'TEN ATILDI" DEDİ
Tanık Ş.T, savcılıkta verdiği ifadesinde Dursun'un yüz üstü yere yattığını, yanından biber gazı dumanının yükseldiğini gördüğünü anlatarak, "Çevrede koyu renkli iki Akrep vardı. Bunların dışında çevrede polis yoktu. Ben Dilan'in yanındayken Akreplerin birinden 2 ya da 3 polis indi. Giysileri normal polis kıyafetinden farklıydı. Kahverengi asker kıyafeti gibiydi" dedi.
Tanık D.Ö.'de, "Polis cenazeye katılan vatandaşlara müdahale edince Kurtuluş'a doğru gittim. 3 Akrep hedef gözeterek vatandaşlara müdahale etmeye başladı. Bu sırada Dilan'ın yüz üstü düştüğünü gördüm. Aramızdaki mesafe 15 metre kadardı. Koyu renkli iki akrep vardı. Bunlar yakın mesafeden vatandaşlara hedef gözeterek gaz tüfeği ile atış yapıyordu. Benim tahminin Dilan, atılan gaz kapsülü ile yaralandı. Dilan'ın hemen yanına gittim. Bu sırada Akrepten kamuflaj elbiseli 3 polis çıktı. 3 metre kadar yaklaşarak ne olduğuna baktılar. Bu sırada diğer akrepten gaz bombası atılmaya devam ediliyordu. Çevrede bulunan kişiler 3 polise tepkide bulununca onlar da 'Ne yapalım' diyerek hakaret edici tarzda konuşarak Akrebe binip oradan ayrıldılar" dedi.

"GİDİŞATTAN KAYGILIYIZ"
Savcılığın, soruşturma kapsamında mahkemeye başvuruda bulunarak, avukatların dosyadan bilgi ve belge almasının kısıtlanması için gizlilik kararı talebinde bulunduğu öğrenildi. Ankara 20. Sulh Ceza Mahkemesi, bu talebi kabul etti. Gizlilik kararına tepki gösteren Dursun'un avukatı Cankurt, "Bizce soruşturmanın selametini tehlikeye düşürecek karar budur. Çünkü bu kararla birlikte soruşturmanın açık ve hızlı bir şekilde yürütülmesi tehlikeye girmiştir. Ethem Sarısülük davasındaki son gelişmeler dikkate alındığında soruşturmanın gidişatından kaygılıyız" dedi.

"HAFIZA KAYBI YAŞIYORUM"
Cankurt, müvekkilinin kafatasındaki çökmenin beynine temas ettiği için sağlığının olumsuz etkilendiğini belirterek, "Görme kaybının da olabileceği belirtiliyor" dedi. Dursun da savcılıkta verdiği ifadesinde, "Görme konusunda sıkıntılarım mevcut. Ayrıca burnum kırık. Kelime unutma konusunda hafıza kaybı yaşıyorum" demişti.
(Çınar ÖZER)

"ÖLDÜRÜLECEK" DENİLEN CHP İLÇE BAŞKANI SORUŞTURMADA AVUKATLIK YAPIYOR

ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği) ve Halkın Hukuk Bürosu avukatları olan bir çok kişi hakkında "DHKP/C örgütü içerisinde faaliyette bulundukları" iddiasıyla operasyon düzenlenmişti. Şüphelilerin üzerine atılan suçlardan biri de, bazı kişilere suikast hazırlığında olduklarıydı. İddiaya göre CHP İstanbul Kağıthane İlçe Başkanı ve aynı zamanda avukat olan Zeynel Öztürk'ü öldürme hazırlığı yapılıyordu. Öztürk'ün öldürülmesi talimatını da avukat Ebru Timtik örgüt üyelerine ulaştırmıştı.

AVUKATLIĞINI YAPIYOR
Savcılık sorgusundan sonra tutuklama istemiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilen Timtik "örgüt üyesi" olduğu iddiasıyla tutuklandı. Timtik'e atılan bu suçlamaya karşı, avukatlığını "örgüt tarafından öldürüleceği" ileri sürülen Öztük'ün üstlendiği ortaya çıktı. Timtik'in arkadaşı olan Öztürk, bu iddiaya karşı, "Ebru Timtik'in avukatlığını yapıyorum, çünkü böyle bir iddianın asılsız olduğunu düşünüyorum. Ben de ÇHD üyesiyim ve Ebru Timtik'i yıllardır tanırım. Ayrıca dosyada bu iddiayı doğrulayacak herhangi bir kayıda ulaşamadık. Bunun tamamen bir polis senaryosu olduğunu düşünüyorum" dedi.

"SAVUNMAYI TUTUKLADILAR
Savcılık sorgusunda örgütsel anlamda hiç bir soru yöneltilmediğini, yıllar öncesine dayanan ve kanıtı olmayan iddialar üzerine soruşturma yapıldığını belirten Öztürk, Timtik'in savcılık sorgusunda susma hakkını kullandığını, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildiğinde savunmasını yaptığını söyledi. Öztürk VATAN'a yaptığı açıklamada şunları belirtti:
"Ebru savunmasında özetle 'Devrimci demokrat  avukatları, İdil Kültür Merkezi, Halkın Hukuk Bürosu ve ÇHD hedef alındı. Ama biz direnmeye devam edeceğiz. Mahkeme kararı olmadan, savcı olmadan yapılan aramalar hukuksuz. Bu durum hukuka saldırıdır. Savunma ayağı susturulmaya çalışılıyorlar' dedi. Ben de özgürlük hakimine 'Bu oyuna gelmeyin. Siz tarihe geçecek bir karar vereceksiniz. Savunmanın tutuklandığı bir karar vermeyin' dedim. Tutuklama kararını ÇHD'nin direnci kırmak için verdiler. Bu tutuklama bir kara lekedir. Türkiye'nin savunmasını tutukladılar. Tutuklamaların hiç bir dayanağı yok. Ellerindeki deliller fiziki ve teknik takip ile aleyhte beyan ve gizli tanık ifadeleri."

"HEPİMİZİ TUTUKLAYIN"
Öte yandan ÇHD, Grup Yorum, Halkın Hukuk Bürosu’na yapılan operasyonlara ve gözaltılara tepkiler büyüyor. Yüksel Caddesi’nde dün toplanan sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütü üyeleri tutuklamaları protesto etti. "Gözaltılara, tutuklamalara, devlet terörüne, insan avına son" yazılı pankart ve "Devrimci avukatlar onurumuzdur" sloganları atan grup, tutuklananların serbest bırakılmasını istedi. Eylemde basın açıklaması yapan İHD Ankara Şube Yöneticisi Mahmut Konuk, "Onlar hepimizin avukatı, Grup Yorum’un türküleri hepimizin dilinde, yüreğinde, Yürüyüş Dergisi’ni hepimiz okuyoruz. Gençlik Federasyonu’nun talepleri hepimizin talebi. Ya onları derhal serbest bırakın ve bu ‘insan avına’ son verin, ya da hepimizi tutuklayın" dedi. (21 Ocak 2013)
(Çınar ÖZER)

AVUKATIN DELİLİ "KOMÜNİST MANİFESTO"

*Düşünce ve ifade özgürlüğünü sağlamak amacıyla çıkarıldığı belirtilen 3. Yargı Paketi ile haklarındaki "toplatma ve yasaklama" kararı kaldırılan kitaplar yine delil oldu. Polis, ÇHD Ankara Şube Yöneticisi Betül Vangölü Kozağaçlı'nın evinde yapılan aramada 150 yıl önce yazılmış Komünist Manifesto ile Mahir Çayan'ın kitabının da aralarında olduğu çok sayıda kitaba "terör örgütü üyeliğine delil" olduğu gerekçesiyle el koydu.

KİTAPLARA EL KONULDU
Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta olduğu için gözaltına alınamayan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile gözaltına alınan eşi ve ÇHD Ankara Şube Yöneticisi Betül Vangölü Kozağaçlı'nın evlerinde yapılan aramalarda hakkında "yasaklama ve toplatma" kararı kaldırılan kitaplara "delil" olarak el konulduğu öğrenildi.  Böylece, geçtiğimiz günlerde Ankara 1 Nolu Özgürlük Hakimi tarafından haklarındaki "yasaklama ve toplatma kararı" kaldrılan, Komünist Manifesto (Marx), Mahir Çayan Bütün Yazılar, Yürüyüş dersigi yine delil oldu. Koltuk kılıflarına kadar evin her yerine bakan polis operasyonla ilgileri olmadığı halde, Kozağaçlı'nın beraber yaşadığı kardeşi ve Ertuğrul Kürkçü'nün danışmanı olan eşinin odasında da arama yaptı.

"SAVCINIZ NEREDE?"
ÇHD Genel Başkanı Kozağaçlı ise Beyrut'ta, sosyal medya üzerinden bir açıklama yaptı. "Haftabaşı görüşmek üzere" diyerek Türkiye'ye döneceğini ifade eden Kozağaçlı, "Polisin yaptığı 'Ülkemizin kozmik bilgilerini şifreli metinler halinde kodlayarak raporladıkları, başka ülkeler lehine ajan faaliyeti yürütmek için gizli haberleşme merkezleri oluşturdukları' iddiası gerçekten ilgi çekicidir" dedi.  Kozağaçlı açıklamasına şöyle devam etti:
"Yetmemiş, 'Silah' bulduk, 'molotof' bulduk, 'Örgüt notu' bulduk diyorsunuz. Hangi avukatın bürosundan buldunuz? Hangi Dernek Şubesindeki aramada buldunuz? Avukatlığını yaptığımız insanlara yöneltmeyi adet edindiğiniz suçlamaları bu sefer bizlere yöneltmek pervasızlığınızdan korkacağımızı mı düşündünüz? Bütün büro ve şubelerimiz yirmi yıldır her gelene açıkken, insanların bu sahtekarlığa inanacağını mı sandınız? Biz mahkemenizle, savcılığınızla, polisinizle, soruşturmanızla, davanızla kırk yıldır uğrasan bir avukat geleneğinin mirasçılarıyız. Tutuklama talebinde bulunacak olanın, tutuklama kararı verecek olanın, oturup iddianameyi ve kararı yazacak olanın, ayni zamanda evlerimizi, bürolarımızı, kurumlarımızı arama adı altında talan edenler olduğunun farkındayız, Dolayısıyla adalet istemiyoruz, onun için zaten kendimiz mücadele ederiz. Ama hiç değilse biraz saygın davranmaya çalışın, soruşturmanıza sahip çıkın, yalan söylemeyin, seviyeyi düşürmeyin."

"HALKIN AVUKATLIĞINI YAPIYORUZ"
"Kozmik bilgi mi arıyorsunuz? Neyle uğraştığımızı gercekten merak mı ediyorsunuz?" diye soran Kozağaçlı, avukatlık yaptıkları davalardan örnekler vererek "Biz halkın avukatlığı ile uğraşıyoruz" dedi.

AÇLIK GREVİNDE ŞEKER VE SU KRİZİ
Bu arada gözaltına alınıp İstanbul Emniyetine götürülen avukatlar ve diğer şüphelilerin açlık grevine girdiği öğrenildi. Avukatlar, müvekkillerine şeker ve su verilmesine polisin engel olduğunu belirterek polislerin mutlaka kendi verdikleri suların içilmesini istediğini söyledi. Ne avukatlar ne de şüpheliler bunu kabul etmeyince tartışma çıktığı ve avukatların da görüş sırasında müvekkillerine şeker ve su verdiği belirtildi. Polislerin ise bu durumu tutanaklara geçirdiği aktarıldı.

YARGIÇLARDAN TEPKİ
Avukatların gözaltına alınmasına Yargıçlar Sendikası'ndan da tepki geldi. Gözaltılar için "Hukukun imhası" tanımlamasını yapan sendika, aramaların hukuksuz olduğunu, yasaların ihlal edildiğini belirtti. Soruşturmayla ilgili açıklamaları polisin yapmasını eleştiren ve bu durumun "savcı talimatıyla değil polis inisiyatifiyle icra edildiğinin" ifadesi olduğunu belirten sendika, "An itibariyle hukuk kendisini savunamaz hale getirilmiştir. Bilinmelidir ki savunma hakkına ve savunmayı hukuk düzleminde temsil eden avukatlık mesleğinin icrasına yapılan saldırı, yargılanma hakkına, yargıya ve hukuka yapılmış bir saldırıdır. Başına ya da sonuna örgüt veya çete sözcükleri eklenerek yapılan soruşturmaların temel insan haklarını, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ilkelerini, savunma hakkını ve netice itibariyle hukuku engelleme, ortadan kaldırma yöntem ve aracı haline getirilmesinden kaçınılmalıdır" dedi.(19 Ocak 2013)
(Çınar ÖZER)